Bizi sandıkta ayıran ne?

loading
4 Haziran, Perşembe
£

8.47

7.57

$

6.75

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bizi sandıkta ayıran ne?

Aşağıdaki yazı, 17.7.2003 günü Kıbrıs Postası'nda yayınlanmıştır. Bunca senedir nette duruyor. 825 defa da okunmuş… O zamanlar CTP'ye dönmüş değildim. Annan Planı günleri idi ve herkes, bütün çözüm yanlılarının bir liste ile seçime girmesini istemekteydi. Kulağa çok hoş geliyordu ama yanlıştı bence… Çünkü siyasette bazen 2x2= 4 değil, kâh 500, kâh sıfırdır… Aradan bunca yıl geçti. Dönüp bir daha okudum. Paylaşmaya karar verdim.

BİZİ SANDIKTA AYIRAN NE?

Bu yazıyı ya şimdi yazmalıyım, ya da hiç! Yazımın yanı başında, Cenk soruyor: "Meydanlarda Bizi Birleştiren Neydi?" Onun hemen yanında da Ali Bizden basbayağı ona cevap vermek üzere kaleme sarılmış: " Sandık'ta Bizi Ayıran Nedir?"

Son zamanlarda, ortaya atılan bir tevatür, giderek insanları "Tek liste ile seçime gidilirse kazanılır, gidilmezse kaybedilir" önermesini, inanmaya zorluyor! Öncelikle bir soru soralım:

Öyle midir?

1990 DMP deneyiminin, anlamı nedir o zaman? O zaman da teorik olarak %70 oyu temsil ettiği inanılan partiler birleşti ve sandıkta %43'te kalmadılar mı? Neden?

O zaman, yenilginin objektif nedenleri tespit edilip özeleştiri yapılacağına, Denktaş; ev ödevini iyi yaptığı için suçlanarak, bizim kendi hatalarımız gizlenmeye çalışılmıştı. Neydi hatamız?

Ana hata, siyasetin matematik; hele aritmetik olmadığını henüz öğrenememiş olmamızdı! Öyle geçen seçimde alınan oylar alt alta yazılıp da "bilmem kaç artı bilmem kaç eşittir bilmem kaç! Biz bu seçimi kazanırız" deyince, seçim kazanılmıyor! Kazanılır sanıyorduk! Ve sonra cepheleşmenin sonuçlarını, bilmiyor; bilenleri de dinlemiyorduk! Cephelerin kimleri bir araya getirdiği önemlidir de (bu konuyu aşağıda ayrıca ele alırız!) asıl önemli olan, karşısına kimleri aldığıdır. Bazen cephe genişletiliyor sanılırken, katılımcıların artırılması; aslında toplum içinde sadece fincancı katırlarını ürküten, bazı grupları da içine alacak diye, karşıtlarının sayısını artırır! Bunu da bilmiyorduk, seçimden sonra söylemeye kalkanları da susturduk, hâlâ da farkında değiliz! İkinci hata da buydu! Ve can alacak derecede, önemliydi...

Üçüncü hata: Cepheyi meydana getirenlerin ortak hedefe kilitlenmesi kadar, biraraya gelenlerin birlikteliğinin halka inandırıcı gelmesi gerektiğinin de farkında değildik. "CTP/TKP/YDP bir araya geldiydi" deniyor şimdi, bunca yıl sonra... Hayır! İsmet Kotak ve partisi ile İrsen Küçük ve partisi de vardı! Bu yamalı bohçanın bir önceki seçimde aldığı toplam oy, %70 dolaylarında idi!

Ortak hedef de vardı: Seçim kanunu ve anayasa değiştirilerek, hemen bir seçime gidilecekti! Sadece bu! Sadece!

Ve halk bunu bile yapabileceğimize güvenmedi, gitti oyunu UBP'ye verdi! Neden?

Çünkü ortada dediğine güvenilir bir topluluk yoktu! Hiçbirimiz aydan zembille 1990 Nisan ayında inmemiştik ve millet daha üç ay önce birbirimiz hakkında neler söylediğimizi bilmek bir yana, kampanya esnasında da CB adayı İsmail Bozkurt'la gidip, "biz Kıbrıslıyız" diyerek Denktaş'a karşı; üç gün sonra da kendi kendimize giderek, "biz Türk Kıbrıslıyız" diyerek, Eroğlu'na karşı oy istememizdeki saçmalığı ayırd edecek izana sahipti! Ama ne yaparsınız ki başka seçeneğimiz de yoktu! Hep beraber olmazsak, seçimi gene UBP kazanacak diye tespit yaptığımızdan, bir araya gelmiştik ama Denktaş'a karşı aday göstermemeye CTP tabanı ve İrsen Küçük; göstermeye de YDP tabanı ve İsmet Kotak karşılardı!

Eeee? N'oldu "ortak hedef"? Ortak hedef yerindeydi ama ayrıntıda "ufak" bir anlaşmazlık vardı işte! "Ufacık, ufarak!" İnanılırlığımızı yitirmemize neden oldu!

Demek ki "ortak hedef" yetmezdi! Ortak hedefe varmanın yolu ve ortak hedefi gerçekleştirmenin yöntemi üzerinde de anlaşılmış olması gerekiyordu ve bunlar yoktu! Ortada duran, sempatiyle oy veren, kararsız olan TKP seçmeni CTP'den; CTP seçmeni TKP'den ve YDP'den, YDP seçmeni ikisinden birden ürktü ve gidip oylarını UBP'ye verdiler! "Çınar Partisi" ile "TAP" zaten UBP'den mayalanmışlardı, onlar hiç yaklaşmadılar! Güya, %70 oyu olan "birlik" partileri, %43'ü zor tutturdular ve bula bula gidip, Mümtaz Soysal'ı yuhaladılar! O da o gün bugündür, kendini fasulya gibi bir nimetten sayıyor!Ve bunu tartışmadık da o zaman!

O seçimler öyle bir araya gelmenin, seçim kazanmaya yetmeyeceğinin de kanıtıdır, kuzey Kıbrıs siyaset sahnesinde! Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür ama el insaf! Daha oniki yıl geçti üzerinden, hepimiz de yaşıyoruz! Özker Özgür de sahnede, Mustafa Akıncı da, Ferdi Sabit de, Alpay Durduran da, Kotak da, Küçük de...

O hatalar o zaman tartışılmadığından, şimdi de ayni iddia on şu kadar yıl sonra ısıtılıp, yine gündeme sunuluyor ve olmazsa, kıyamet kopacak diye çığlıklar atılıyor!

Ne olursa herşey biter; ne de tek liste çıkılmazsa, dünya batar! Tek liste çıkıp, çuvallamak da mümkün, ayrı ayrı çıkıp, meclisi süpürmek de!

Tek liste oluşturmanın koşulu, elmalar ile armutları bir araya getirirken, a) Hedefte, b) Hedefe varmanın yolunda, c) Hedefi elde etmenin yönteminde de anlaşmış olmak lâzım, değil mi?

Şimdi, ortak hedef, "Çözüm ve AB"de anlaşıldığı ortada! Peki çözüm nedir? Annan Plânı'nı savunan da "Çözüm ve AB" diyor, 1960 cumhuriyetine geri dönülmesini, isteyen de! AB'ı toplumsal bir ileri aşama olarak gören ama genel anlamı ile globalizmin bir "dünya köyü oluşturduğunu" bilerek, yarın AB koşullarında Avrupa solu ile birleşerek ona karşı çıkmaya hazırlanan da " Annan Planı'na göre Çözüm ve AB" diyor; AB'ın müesses nizamını dünyanın son şekli olarak kabul eden de! Bugünden yarına, ihtilâl yolu ile sosyalist devrim yapacağı (1917 Rusya'sında değil; 2003'de burada) iddiasında olup, AB'ın anlamına karşı olan da "birlik" diyor! "Seçimle bu iş olmaz" diyen de! Seçmenin %30'unu oluşturan Türkiye kökenli vatandaşlarımız için, "geliş nedenleri ve biçimi ne olursa olsun; bu bir göçmen işçi ve insan hakları sorunudur. Yalnız bizde değil, Fransa'da, Almanya'da, İngiltere'de hatta ABD'de bile yaşanan bir sorundur. Bu çerçevede, çaresi de bulunmalıdır. Kimse bu insanları kovamaz" diyen de "Çözüm ve AB" diyor; "hepsini gemiye koyup geri gönderelim, ne geldiler? Biz çağırdık?" diyen de! Sosyalist Enternasyonal üyesi de "Çözüm ve AB" diyor, Ticaret Odası da!

Niyette birlik var, amenna! Ama hedefin tanımında birlik bulunmadığı gibi, ne hedefe varmanın yolunda, ne de hedefi ele geçirmenin yönteminde de bir birlik bulunmamaktadır. Böyle bir yamalı bohça, sonunda "ortak liste"nin akıbetini, DMP listesinden beter eder, bu sayılanların her birinin ürküttükleri, kendi karşısında kendi gibi bir blok oluşturabilir, bakın haberiniz olsun!

Bu durumda en iyisi, kavramlar üzerinde fikir birliği içinde olanların birlikte hareket etmesidir. Onun için bana kalırsa, herkes kendi işine bakmalı, "birlik de birlik" diye diye, birbirini tırtıklamaya çalışacağına, daha önce statükocu partilere oy vermiş tabandan oy toplamanın, yolunu öğrenilmelidir. Her ne sebeple ve her ne niyetle olursa olsun, "Çözüm ve AB" diyen herkesi kendimize benzetmeye çalışmak, eşyanın tabiatına aykırıdır ama öte yandan, bu çaba eninde sonunda statükoya yarar sağlayacağından, bu ülkeye iyilik etmek olarak da algılanamaz!

Bizi sandıkta ayıran, işte bu! Kitleleri meydana toplayan da zaten birkaç sendika değil miydi? Statükoya saldıralım, vay vay ederek birbirimize değil!

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.