Tasavvuf ve marxizm hakkında…

loading
6 Haziran, Cumartesi
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Tasavvuf ve marxizm hakkında…

Bilim de felsefe de aslında farklı yollardan ayni şeyi ararlar:

Yaradılışın ve evrenin sırrı… Hadi bir adım daha atayım: Ölümün ve yaşamın, ölümsüzlüğün sırrı… Bilim ayni soruların cevabını deneysellikle, felsefe düşünce ile arar. Yıllar önce, Çayeli'ndeki odamın penceresinden, hastanenin avlusuna bakarak, bir makale yazdıydım. Yeni Düzen'de yayınlandı yanlış aklımda kalmadıysa. Bir Amerikan üniversitesinde nöroloji ve nörofizyoloji uzmanlarından bir grup, uzun bir araştırmadan sonra, elde ettikleri sonuca göre, beyin korteksindeki her hücrenin, mevcut bilginin bütününü taşıdığını bulduklarını anlatan bir makale yazmışlardı. Her bir hücre ayrı ayrı ve tümü de bilginin bankası olduğuna göre, bankanın müşterisi, yani bilgiyi kullanan kimdi? Yâni, "ben" kimdi? Bilimsel bir araştırmanın vardığı sonuç, buydu…

Ben de soruyordum: " Yoksa gerçekten de ben'de bir 'ben' var mıdır, benden içerü?"

Yunus Emre deyince, "bırakın yahu elin gericisini" diyen bulunmaz. Ama Tapduk Emre'nin müridinin, hümanizma'ya batıdan nerdeyse beş yüz yıl önce nerden ulaştığını hatırlamak aklımıza gelmediği gibi, ulaştığı felsefi bir sonuca ondan altı yüz yıl sonra "bilimsel" bir heyet varırsa, ve siz de bunu yazarsanız, size verilecek yanıt: " Çok düşünme da ulaşın ha! Kafayı yen…" olur…

Üniversite'de ikinci sınıftaydım… 1972-73 olmalı… Bayezit Meydanı'nda, yeni kurulan Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'nin ilk mitingi vardı, gittim. Meydana toplananlar, birden hep bir ağızdan bir türkü söylemeye başladılar.

"Gelin canlar bir olalım
Münkire kılıç çalalım
Hüseyin'in kanın olalım
Tevekkeltü taallah…
Açalım kızıl sancağı
Geçsin yezitlerin çağı
Elimizde aşk bıçağı
Tevekkeltü taallah…"

Benim orda nutkum tutuldu! Deyişin büyüsü bir yandan, sol bir toplantıda kendimi 16.yy Anadolu'sunda hissetmek, öteki yandan. Ama sol adına verilen argümanın, İslâm'a dayandırılmasını, bugün bile dikkate değer bulurum. Çünkü ayni Pir Sultan Abdal'ın,

"Mushaf alıp hocasına varınca
Destur alıp mektebinden dönünce
On yaşından on beşine girince
Yen'aşlama fidan olmuş misali"

Gibi, on beşine kadar insanın Kur'anı kerimi hatmetmesini öneren deyişleri de olduğunu, artık biliyorum. Münkire kılıç çalmayı önerdiğinde iyi, Kur'an okumayı önerdiğinde, kötü mü?

Buraya Pir Sultan Abdal gibi doğru bildiği yolda idam edilmiş bir devrimcinin değil; yolunu yürüyüp tahta da oturmuş bir başka devrimcinin Şah Hatayi'nin deyişlerini de alırdım ama bir gazete yazısı için, yerimiz yetmez diye korkuyorum. Veya Şeyh Bedrettin'den bir şeyler aktarırdım… Lenin bir yerlerde, İran'daki devrimci düşünceleri Mazdek dininden beri ayni kaynağa bağlar. Carr ise (ünlü bir tarihçidir ki Stalinci olmakla tanımlanır) Rus devrimi de dahil doğudaki bütün devrimci düşünceleri, Mazdek'ten geçen, Şii, Alevi, Bektaşi inançla yıkanan dinsel felsefeye dayandırır. Marx'a değil! Çünkü Marx kendi bile, düşüncesinin Avrupa'yı anlamakla sınırlı olduğunu yazar. Cihanşumül olmadığını anlatır…

Türkler'in kitleler halinde Müslümanlığa geçmeleri, 10.yy'da başlamıştır. Ama bu "islâm" Arap tipi bir yorumdan çok, Orta Asya ve İran'ın eski dinlerini de harman eden, kendine has bir yorumdur. Birkaç yıl önce tanıştığım Filistinli bir avukat, ki dedesi eski Nablus Kadısı idi, sohbetimiz esnasında, "Bektaşiyye Türkî, Mevleviyye Farsî, Nakşibendiyye Kürdi-Arabi" dediydi bana…

Şeyh Nazım-ı Kıbrisi'den bahsedince, hem de "Nakşi değilim, şeriatçı hiç; olmaya da niyetim yok" diye bahsedince, en hoşuma giden tepki, "işimiz hacılara hocalara kaldıysa" diye başlayan tepki oldu…

Yunus Emre de "hacı hoca" idi… Adı üstünde Hacı Bektaş-ı Veli de… Mevlâna Celâleddin-i Rumî de… Pir Sultan Abdal da… Şah Hatayî de… Kaygusuz Abdal, Abdal Musa, Nesimî de "enel hak" yani "Allah benim" dediği için derisi yüzülen Hallac-ı Mansur da… Hani onlardan başka dünyaya "bu da bizim düşünürümüz" diye takdim edeceğiniz kim var? Yâni onları üreten gelenektir, tam adı ve ünvanı ile yazayım hadi Mevlâna Nazım-ı Kıbrisî El Hakanî'yi de üreten… Bektaşi'likten yola çıkıp, Mevlevilikten geçerek, Nakişbendi çilesine katlanıp, artık kendisine Mevlâna denilen bir adamı silip atmak ne kolay? Ve sonra da bizde düşünür yok diye ağlaşmak… E düşünce geleneğini itin kıçına sokup çıkardıktan sonra, kim cüret eder düşünmeye? Batı felsefesi manastırdan, doğu felsefesi tekkeden çıktı… Hem doğulu ol, hem felsefe ekolünü yok say, hem de Müslüman mahallesinde salyangoz satarak, neden batılı anlamda düşünürüm yok diye ağla! Yok, çünkü manastırın yok! Ne Katoliksin ne de Protestan… O gelenek senin değil… Onun için Hegel okuyunca
sersem, Kant okuyunca aptal oluyorsun, çünkü neyin üzerine neyi getirdiğini bilmediğinden, anlayamıyorsun. O birikimin yok… Marx'ı da hiç okumadan, birkaç sloganla idare ediyorsun…

Ben dünyayı ilerletecek gücün onların savunduğu güç olduğuna inanmam ama felsefi dünyamızın kökünü oluşturan tasavvufu anlamadan ne tarihimizi, ne güncel kimliğimizi, ne ilericiliğimizi, ne gericiliğimizi anlamanın da mümkün olmadığına inanırım.

Kendimizden istediğimiz kadar nefret edelim, kimse nefret ediyoruz diye bizi kendinden kabul etmez… Batılı matılı değil, köksüz, kimliksiz paryalar oluruz, o kadar… Altı yüz yıl dünyayı yöneten bir felsefeden, utanacak mıyız?

Ateist de olabilirsin… Ama düşünsel derinliğin, kendi düşünce geleneğinin dışında gelişemez… Güdük bir saçmalık olarak kalırsın…

Ha ben Marxist'im ha… Onun da adına tapınılacağına üç satır okunulsa…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.