Bir KTHY Yazısı da benden...

loading
2 Haziran, Salı
£

8.45

7.53

$

6.73

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bir KTHY Yazısı da benden...

KTHY'de olanlar, artık KTHY'nin meselesi olmaktan çıktı gerçekten de… Rezalete dönüştü! İlgili ilgili herkesin, çalıştıranın, çalışanın, hükümetin, şirketin, Türkiye hükümetinin, KKTC muhalefetinin ve hatta KKTC halkının da pay sahibi olduğu bir rezalet… Kimse kimseyi suçlamamalı… Çünkü hep birden becerdik bunu…

Suçlu? Zihniyetimizdir… Hepimizin… Ama acaba o mudur?

Ben aslında KTHY'de olanların, çoğumuzun dediği gibi büyük bir rezaletin ilk perdesi olduğuna inananlardanım. Bunun arkasından, sırada DAÜ var… Aslında DAÜ 2003 yılına kadar, kendi yağı ile kendi ciğerini kavura geldi. Geliri ile gideri birbirini az çok karşılıyor, eksiği devlet bütçesinden karşılanıyordu. 2003 Aralık ayında seçim vardı, hatırlarsınız. DAÜ çalışanlarının tümünün maaşlarına zam yapıldı! 2005 yılına gelindiğinde, orada çalışan herkes, dolar bazında 2003 yılında aldığı maaşın, iki katını almaktaydı. Meraklısına o zaman rektörlükten aldığım rakamları gönderirim, gerekirse yayınlarım… Ağustos 2004'te her hafta sonu Yeni Düzen'de bunları yayınladıydım zaten… O arada dolarda meydan gelen bir oynama, öğrencilerden alınan harcın artırılmasına rağmen, reel olarak TL bazında azalmasına da yol açmış bulunuyordu. Yani giderler artış, gelirler azalmıştı! Sonuçta, üniversitenin gelirinin %79'u maaş ödemeye gidiyor ve açık o zamanın değeri ile 51 Trilyon'a ulaşıyordu. Bu zarar nasıl karşılanacaktı?

Ya geliri artıracaksınız veya gideri kısacaksınız! Var mıdır başka bir yolunu keşfeden bu güne kadar? Var! Devlet ödesin… Ödesin ve dahi nasıl harcandığına da asla karışamasın… O zamanlar mecliste Bütçe Komisyonu üyesi idim. O yılın bütçesinde gider kaleminin tümü: 1.5 katrilyon! Bütün bütçeyi bu "kurum kurtarmalara" versen, yetmez! Bunu söyleyecek olduk, sövülmedik kulağımızın ardı kaldı… 1 Temmuz'dan itibaren, orada da ip kopacak…

Neden? Çünkü; şimdi koleksiyon bakmaya zaman yok ama Yeni Düzen'de yayınladığım bir yazıda, asıl amacın üniversitelerin tümünü, Bologna Süreci'ne dahil bir Türkiye üniversitesine satmak olduğunu, yazmıştım. 2010 yılında yürürlüğe giren Avrupa Yüksek Öğrenim Alanı'na dahil olmayan KKTC üniversitelerinin, bu koşullarda yaşaması, zaten mümkün değildir! Çare, üye bir TC üniversitesine yamalanmadır… Ama bu koşullar, bugün doğmadı… On yıldır, bağıra bağıra geliyorlardı… 2010'da öğrenci sayısının düşeceği de biliniyordu, üniversitelerin girdilerinin aşağı ineceği de; KTHY'nın "bu sektör pahalıdır ama stratejiktir, devlet zararı karşılamalıdır" diyerek, dünyanın en pahalı hizmetini, dünyanın en büyük personeli ile veren bir havayolunun zararına devletin bile yetemeyeceği de… Bütçe aşağı yukarı gene aynı… KTHY'nin zararı da 100 milyon dolar! 150 Trilyon mu yapar? Bütçenin %10'una yakın mı? Ödense, tekrarlanmayacağı garanti de değil üstelik… Ekleyin DAÜ'yü, Kıb-Tek'i, Cypfruvex'i, LAÜ'yü bilmem neyi… Hepsinin açıklarını toplarsan, sübvansiyonları da eklersen, bütçe yetmez… Hiç yatırım yapmayacaksın, memur maaşı da ödemeyeceksin, bütün bütçeyi bunlara harcayacaksın… Orada çalışan "emekçiler" maaşlarını alacaklar ama gerisi ağzını rüzgâra açacak… Durum, budur…

Şimdi, aymaz siyasetçileri; ya da altın yumurtlayan tavuğu boğazladığı ileri sürülen çalışanları suçlamak, çok kolay… Ne var ki suçlu ne çalışanlar, ne siyasetçiler ne de halk! Suçlu, "Türkiye vaz geçemez, zorlayınca parayı verir" sanan beyin de değil… Suçlu, zihniyet… Suçlu, 1974 sonrasında oluşan paradigmadır!

Suçlu, bu paradigmayı yaratandır… 1976'larda "herkesi memur yazın, maaşı biz öderiz" deyip, uzun yıllar da gerçekten ödeyendir. Bu yapıyı her kim oluşturduysa; normal bir ticari işlemi KİT diye kim siyasete çiftlik yapıp siyasi tepişme alanı yaptıysa, kim her seçim öncesinde oy devşirmek için devleti istihdam kapısı haline getirip, doğruyu yapmaya kalkanlara seçim kaybettirdiyse, kim kendi tuttuğu parti seçimi kaybedecek gibi her olduğunda, kaynak yaratıp çifte maaş verdirip; insanlara oy tehdidi ile kazanç edinmeyi öğrettiyse, suçlu odur… Her kim ki insanlara doğruyu anlatmaya her çalışana, "sen bilmen yeğenim böyle döner bu işler" demeyi öğrettiyse, işte odur şimdi de suçlu… Öyle döner diye öğrettiniz ama şimdi döndürmüyorsunuz! On bir yıl Kızılayın nohutu, mercimeği ile karnını doyurmaya bile katlanan bu halk, ne zaman "açgözlü" oldu ki? İşte ne zaman olduysa, o zaman ona bu aklı verip, yolunu da gösterendir suçlu… Kıbrıs Türk Halkı, Hamitköy sırtlarındaki çamur deryasından, konik çadırlardan çıkıp bu günlere geldi… Bunu da atlatırız… Ama birbirimizi boş yere suçlamayı bir tarafa bırakıp, aklımızı başımıza alırsak…

Ne hükümette kalmak için doğruyu yapmayan siyasetçidir, ne oyunu kazanç karşılığı veren vatandaştır, ne çalışandır, ne de çalıştıran! Bu paradigmayı yaratandır… Bu oyunun kurallarını koyandır… Ve şimdi de kenara çekilmiş, bize gülüyor…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.