İstasyonda bekleyenler

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

İstasyonda bekleyenler

Kıbrıs Sorunu, bana göre son tahlilde adadaki iki ulusçu ideolojinin yarışmasıdır. Tanım Niyazi Kızılyürek'e aittir. Helen ulusçuluğu adayı kendi ulus devletine katmaya kalkmış; Türk ulusçuluğu da bundan ürkerek, ilk başta adanın tümünü, ( İngiliz çekilecekse adayı eski sahibine versin tezini unutmayın) sonra da hiç olmazsa yarısını kendi ulus devletine katmak istemiştir. (Menderes, 19 Aralık 1956 günü TBMM'de yaptığı bir konuşma ile Türkiye'nin Kıbrıs politikasının TAKSİM olduğunu açıklarken, meclis tarafından bu konuşma bir geri adım olarak algılanmıştır.)

Daha sonra, adadaki ulusçuluklar giderek yerelleşirken, artık Kıbrıslı olan Helen ulusçuluğu, adada bir Hellen ulus devleti kurmak; Türk partneri de iki ulus devletçik oluşturmak için kolları sıvamışlardır. Aslına bakarsanız, derinde ikisinin de ilk güdülenmeleri bâkidir! Temelde, Helen ulusçuları ENOSİS'ten; Türk kafadarları da adayı tümüyle Türkiye'ye bağlama sevdasından vazgeçmiş değillerdir. Ne var ki her iki ulusçu kafa, hedefi ile zaman ve tarihin çeliştiğinin farkında olduğu için, gülünçleşeceğinin ayırdında, bu asıl hedefini hep gizlemiş, statükoyu koruyup, ilerde bir tarihte, "çıkmaz ayın son çarşabasında" fırsatını bulur da niyetini yaşama geçirir umudu ile beklemeyi yeğlemiştir. Adada suların durulması, iki halkın iyi ilişkiler geliştirmesi, bu bakımdan bunlar için istenmeyen gelişmelerdir. İki halk sürekli çatışmalı, yabancılaşmalı, her an değişebilir lâbil bir ortam içinde yaşamalı; sürekli krize gebe bir durumda bulunmalıdır ki yarın bir gün "çıkmaz ayın son çarşambası" geldiğinde, küçük bir tahrik ile ortam kızıştırılıp, ENOSİS ya da Türkiye'ye ilhak gerçekleşebilsin! Kırk sene bitmeyen görüşmeler yapmalarının nedeni, budur! Yani sanmayın ki "onların" ulusçuları, Yunan ulus devletini burada egemen kılmaya çalışıyor da "bizimkiler" KKTC'yi yaşatmayı nihai hedef olarak ele alıyorlar! Hayır!

Beri yandan, ulusçuluk düşüncesi ve ulus devlet kavramı Osmanlı İmparatorluğu'na ikiyüz sene gibi bir gecikme ile geldiği ve bunların tümü de eski Osmanlı münevveranı oldukları için, ( Helen ulusçuluğu da İstanbul ve İzmir'de doğmadı mı?) ve daha da derine gidersek, Osmanlı da dahil tümümüz eski Bizans'ın saray entrikaları ile politikayı birbirine karıştırma geleneğinin takipçileri olduğumuzdan dolayı, statükoyu mutlak sanıp, (bu da bize Roma'dan miras kaldı herhalde) gelişmeyi "bozulma" olarak algılayan bir mentaliteye sahip olduğumuzdan, herşeyde olduğu gibi bunda da geç kaldık! Ulus kavramını, ulus devlet modelini, ticari sermayeyi sanayiiye yatırmayı, aydınlanma felsefesini, moderniteyi dünyadan ikiyüz sene sonra işitip, ("algılayıp" demedim bilinçle) uygulamaya kalkana kadar, dünya bu kavramları eskitti...

Bunlar da yüzelli yıl önce, dünya ulus devletlerden ibaret bir yapı kazanırken, "nasıl imparatorluğu koruyacağız" (Osmanlı kafası) ya da "Bizansı yeniden kuracağız" (Megali İdeacı Osmanlı tebaası Helen kafası) diye her iki halkı da helâk ederek, sonunda kendileri de ya denizaltı ile kaçmak, (Enver ve avanesi) ya da idam mangası önünde can vermek ( Anadolu bozgunu sonunda Gunaris, Hacı Anestis tayfası) bozgununu yaşamışlarsa; şimdi de hâlâ eski türküyü çağırarak, ya kendi ulus devletlerine katılmak, ya da burada bir ve/veya iki ulus devlet kurarak, iddialarını sürdürmek inadını sürdürüyorlar. Ortak payda, Osmanlı'dan, Bizans'tan ve hatta Roma'dan beri devam eden, durumu mükemmel sanıp; gelişmeyi algılayamayarak mağlûp olma hastalıklarıdır.

Yunan ulus devleti, yok artık! Türk ulus devleti de o sürekli geç kalma hastalığından muzdarip, gerçek ile rüya arasında çırpınıyor! Nereye bağlanacaksınız? Kimle kim arasında böleceksiniz? Ulusötesi bir devletin içinde, iki minyatür ulus devletçiği nasıl yaşatacaksınız, birilerine yem olmadan?

Ve son bir soru da Osmanlı/Bizans kırması bir başka anlayışın temsilcilerine: Avrupa'dan büyük bir toprakta, Rusya'da tek ülkede sosyalizm yaşayamadı, burada nasıl yaşatacaksınız? Çıkmaz ayın son çarşambasında kurabilseniz bile...

Mevlâna "Düne dair herşey söylendi/ Şimdi yeni şeyler söyleme zamanıdır" der!

Yeni bir dünyadır bu! Anlayıp, kavrayamayanı yutacaktır...

Tren kaçtı... İkiyüz sene sonra başladınız, geç kaldınız... Hiç değilse bu yeni treni yakalamaya çalışın, yoksa beşyüz yıl daha istasyonda beklemeye devam edeceksiniz...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.