Bu son mektup

loading
5 Haziran, Cuma
£

8.55

7.69

$

6.76

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bu son mektup

Herhalde elime bir kalem verilip, önüme beyaz bir tabaka kâğıt konulduğundan beri yazarım. Önceleri bizim lisenin gazetesinde başladıydım, yaş on yedi… Demek ki kırk yıl olmuş. Delikanlılığımda, rahmetli Burhan Felek ve benzeri yazarların köşelerini okurken, böyle kırk, elli yıldan bahsettiklerinde, tarih öncesinden bahsettiklerini sanırdım. Tecelli, bize de söyletiyor, baksanıza!

Diyordum ki kendimi bildim bileli yazarım… Ve daha da önemlisi okurum. Bizim İsmail Kemal geçen gün köşe yazsında, basılı kitabın modasının geçtiğini, artık e- book satışının, basılı kitap satışını geçtiğini yazıyordu. Ayvayı yedik! Çünkü ben, oturarak değil, yatarak okumayı severim.

Bilgisayarı al kucağına, uzan… Bakalım nasıl okuyacaksın. Lâfın ucu kaçtı ama kusura bakmayın... Sonra üniversite yıllarımda, Kıbrıs ve Gençlik gazetesinde yazardım. O vakitler imza atmak yasak ve daha da önemlisi ayıp olduğundan, şimdi eski koleksiyona baktığımda, ben bile tanıyamıyorum yazdığım yazılar!

Demek ki hepimiz, ayni biçemle, ayni şeyleri terennüm etmişiz, yıllarca… Zamanın popüler gençlik gazetesi İlerici Yurtsever Gençlik ve gündelik Politika gazetelerinde de bazı yazılarım yayınlandıydı. Aklımda kalan, Kıbrıs meselesini anlattığım ve İsta Araştırma Servisi diye imza attığımız bir dizi yazı… Bu defa gündelik gazetede köşeye imza atmamamın sebebi, ayıp falan değil de düpedüz, o şeyleri yazanın Kıbrıs'a sokulmayacağı endişesi idi… Yıl, 1976… Ganimet paylaşımı devam ediyor… Kimi da "bu olanların bize de hayrı dokunmayacak, bak görürsünüz" diyecen…

Üniversite bitti, Kıbrıs'a döndük… Çeşitli gazetelerde ama özellikle ve uzun süre Yeni Düzen'de yazdım… Sonunda galiba kovulduydum… Herkesle papaz olduyduk o dönem, şimdi ayrıntılarını aklımda tutmayı, aklıma hakaret saydığımdan, unuttum gitti… O kadar önemli şey var ki akılda tutulacak!

O zamanlar, yazılarımızı elde yazar, bir zarfa koyar, dolmuş ile Lefkoşa'ya gönderir, gazete yönetimine de telefon ederdik, "taksi yazıhanesinden aldırın" diye… Elle yazılmış yazılar, galiba önce daktilo edilir, sonra da dizilirlerdi. Dizgiciler ile imlâ yüzünden ne kavgalar ettiğimi hatırlarım. Şefika Çavlan olduğunda, rahat olurdum. O hem el yazımı okur ve hem de kullandığım kelimeleri bilirdi ama ne çare? Günün birinde Rum tarafına geçtiler ailece, ben kaldım ortada…

O sıralar üç otuz para bir kaynak bulup, bir daktilo edindiydim. Hiç değilse el yazısı belâsı ortadan kalksın, yazdığım gibi dizilsin diye… Ama zarfa sokup, taksi ile gönderme berdevam… Faks, çok yeni zamanların işidir ve çıktığında bizim gibilerin bayram ettiğimiz bir iştir. O da Rize'de iken işime yaradı çok… Ama artık Yeni Düzen'de değildim… Hastanenin faksıyla, yazıları Ahmet Okan'a geçerdim… Yeni Gün, gazetesine… O gazeteden aklımda kalan, Osman Türkây ile aynı yerde yazmanın gururudur… Rahmetli usta ile bir de kapitalizm/komünizm polemiği yaptıydık. Dünya çapında bir şairdi ama politikacı değildi tabii ki…

Sonra geri Kıbrıs'a döndüm… Yeni Gün battıydı, Ahmet Yeni Demokrat diye bir gazete çıkarıyordu, orda devam ettik… Demokrat Parti'nin gazetesiydi ama yazarlara karışan yoktu… Aklıma gelen her şeyi, yazdım… Bir defasında Hakkı Atun'a sordum." Ben burada Marx'tan girip, Lenin'den çıkıyorum, rahatsız olmuyor musunuz?" Yanıtı çok hoştu. "Doktor, altında imzan yok mu? Sen bizi sadece adımız mı demokrat sandın?" Allah selamet versin… Sonra bir ara Kıbrıslı, ara sıra Kıbrıs ve nihayet tekrardan Yeni Düzen…

İşin doğrusu, politikacılık ile gazete köşe yazarlığı çok da ilgisiz değiller ama benim kişisel maceramda, köşe yazmak, politikacılığımdan çok daha eskidir. Hem bir partinin MYK üyesi olmak ve hem de gazetesinde köşe yazmak, sanki de partideki güç ve yetkini kullanıp, gazeteyi işgal etmekmiş gibi geldi bana son zamanlarda… Sanki de yazarlığımı, politikacılığımın emrine vermiş gibi hissettim, özellikle son iki yılda.

Yazarlık, politikada elbette işinize yarar ama ben vallahi de billahi de tallahi de, köşe yazarlığı etmek istedim, hep… Hem MYK üyesi olarak gazetenin sahibi olacaksınız, hem de parti propagandası ile gazetecilik arasında gidip gelerek, sahibi olduğunuz iş yerinde çalışan durumunda olan Cenk'le kavga edeceksiniz… Ve sanki de bunu yaparken, yazar kişiliğiniz değil de politikada bulunduğunuz görevin verdiği yetki ile konuşuyormuşsunuz gibi anlaşılacak.

Özellikle son bir yıldır, ben sıkıldım… Politik faaliyetlerime elbette devam ediyorum, edeceğim… Köşe yazarlığına da elbette devam edeceğim… Elbette ikisi de birbirinden ayrı tutulamaz ama böyle bir ikilem içinde değil, doğrusu… Çünkü ben politika yapıyorum diye yazan birisi değilim ki! Belki de yazdığım için politika da yapan birisiyim…

Ve sonucu itibarıyla, bu bir "iş"! Yeni Düzen de o Yediler'de kurşun harflerle dizilen, veya matbaanın önünde ölümüne direniş yapılan gazete değil artık…
İleride gene ne olur, kimse bilemez ama bu yazı, şimdilik Yeni Düzen'de yazdığım son yazı oluyor. Başka bir gazetede, başka bir formatta bu defa gündelik yazılarıma devam edeceğim. Meraklısı bulur, okur gene de beni… Sonuçta artık bir "tık" mesafedesiniz herkese…

Yeni Düzen elbette bizim için anlamı büyük bir gazeteydi ama ilk ayrılışım da değil yani… Net sayfasına gene yazı göndereceğim ama gazetenin kadrolu köşe yazarı olarak değil… Politik tahlil, parti içi meseleler v.s. gibi, gerektikçe konuk yazar olarak…

Yani ve özetle, Abbas'a yol göründü… Geride kalanlara, iyi mesailer, başarılı bir gazete dilerim…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.