BİR UÇAK DA BEN KAÇIRDIM

loading
25 Kasım, Çarşamba
£

10.66

9.51

$

7.99

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

BİR UÇAK DA BEN KAÇIRDIM

Bu sabah, uçağı kaçırdım... İstanbul üzerinden Berlin'e uçacaktım... Akşam uçağında yer varsa, belki akşama! Kısmet... Ne diyelim?

Gençliğimizin şehri İstanbul sözkonusu olunca, bir gece önce Eğlence'de Niyazi Kızılyürek'in evinde yaşadığım duygu seli, aklıma bu günlerde tartışılıp durulan bir eylemle ilgili anılarımı da getirdi... Geçen gece, Niyazi ve eşi Sylvene, bana katmerli bir kıyak yaparak, yemeğe İsmail'i de çağırmışlardı... İsmail Kemal... KÖGEF'in üçüncü genel başkanı! Birincisi, şu anda CTP genel başkanı, ikincisi genel sekreter! İsmail düz siyaseti değil, bilimi seçti. İktisat Doktoru ve güneydeki Kıbrıs Üniversitesi'nde öğretim üyesi... Biz otuz yılın hasreti ile konuşurken, Neşe Yaşın aradı... Hakkı Yücel de ondaymış! O da KÖGEF genel sekreteri idi... Oftalmolog, şair!

İsmail ile son çeyrek asrı konuştuk, birbirimizi yutar gibi... Ve 1976'dan başlayarak, kurmaya çalıştığımız ve bir türlü kuramayarak, 1980'de bir avuç darı tanesi gibi dünyanın dörtbir yanına dağılmamızın koşullarını kendi ellerimizle, hazırladığımız Ulusal Demokratik Cephe deneyimizden söz ettik...

1976'dan başlayarak, DİSK'in ön alması ile Türkiye'nin bütün sol görüşlerini bir birlik çatısı altında toplamanın koşulları aranmıştı! 1977'den itibaren de ben, KÖGEF'in dışilişkiler sorumlusu olarak, İsmail'in (yoksa Ferdi miydi?) direktifi ile bu eylemin, tam göbeğinde yer aldım. Hem TKP çizgisindeki bütün örgütlerin koordinasyon komitesinde idim; hem de her Salı gecesi Taksim'deki TÜTED binasında toplanan, bütün görüşlerin temsilcilerinden oluşan kurulda. O kurulda, kimler yoktu ki?! Hangi birini saysam? Dev-Sol'un kurucusu Bülent Uluer'i mi, sonradan öldürülen sevgili dostum TÖB-DER İstanbul şube başkanı Talip Özdemir'i mi, Nihat Erim'i vurduğu söylenen ve bir daha ortaya çıkmamış olan Edip'i mi, Kurtuluş grubunun kurucusu Kaçaroğlu'nu mu?! Daha kimleri?

Biz o cepheyi kuramadık! Cepheyi bırakın, bir seçim işbirliği bile oluşturamadık! Onu da bir yana bırakın, bir eylem birliği bile yaşama geçirilemedi...

"Neden"? Öyle ya! Neden?

Bu türden birlikler oluşması için, öncelikle birliğe taraf olanların, birlik lâfından ayni şeyi murad ediyor olmaları gerekiyor! Biri kendisi adına her türlü fedekârlığı ederken, ötekinin "yok oluyorum, bunları kullanıp ayakta kalayım" gibisinden, süfli amaçları olmamalı! Bu, ilk şarttır...

İkinci önemli şart ise, buraya gelen herkesin haddini bilmesidir... Dün ortaya çıkmış zıpçıktı gruplar, karı ve kardeşlerden ibaret partiler, kendine ne rol biçmiş olursa olsun, entellektüel mastürbasyonla siyaseti birbirine karıştırmaya çok teşne, yarı aydınlar; gelip de yüz yıllık geleneği, yüzbinlerce üyesi, elli yıllık da kadroları olan hareketlere, "davul senin sırtında, tokmak da benim elimde olmazsa, ortalığı harman ederim!" tehdidinde bulunmamalıdırlar! "Senin yüzbin benim de otuzyedi üyemiz olabilir! Ama madem ki birlik kuruyoruz, yetkiler eşit paylaşılmalıdır, sorumluluklar da sana ait olmalıdır!" tavrı ile birlik, oluşamaz!

Üçüncü koşul, birliği oluşturmak üzere bir araya geldiği varsayılanların tümünün, ötekinin görüşlerine saygı göstermenin bir şart olduğunu bilmesi, hiç değilse gösteriyor gibi yapmasıdır! Birlik oluşturulacak diye, hiçkimse üçotuz kişilik gücüyle, köklü gelenekleri ve yığınsal örgütleri olan toplulukları, kendi ideolojik dogmalarına tutsak etmeye kalkışmamalıdır! "Sen Taksim'e yediyüz elli bin kişiyi topla, ben de birkaç yüz adamımla gelip, hiçbiryerde atamadığım ve senin de katılmadığın sloganlarımı atayım!" Adama, "senin ana güzel mi?" derler ve birlik falan da kurulamaz...

Sol birlikler, üç kişilik grupların, fırsat bu fırsattır diyerek, yüz yıldan beri eksiği gediği, doğrusu yanlışı ile bir davayı güderek yığnsallaşan kitle örgütlerinin sırtına binip, kendi yararlarına sol tabanı kemirmeleri için değil; ortak bir amaca varmak için kurulurlar! Bunun, örnekleri de vardır... Fransa'da 1935'de kurulan Halk Cephesi, 1970'lerde kurulan Sol Güçbirliği, Bulgaristan'da 1940'larda kurulan Halk Cephesi v.s.

Ve belki de bütün bu şartlardan ayrı olarak ve kendisi belli başlı bir başlık olmak üzere bir şartı daha vardır ki sol güçbirliklerinin; o da birliğin kendine sol adını veren arkadaş toplulukları arasında değil; toplumun o andaki ilerleme hedefine bağlanmış olan toplumsal sınıf ve katmanları temsil eden güçler arasında kurulabilecek olmasıdır. Öyle her kendine "solcuyum, deavrimciyim, bilmem neyim" deyenin, ötleğen keklik gibi ötebileceği bir arena değildir bu birlikler... Konuşanın kimi, neyi, hangi toplumsal çıkarı, hangi kitleyi temsil ettiğidir aslolan; hangi dergiyi çıkardığı değil!

1976'da başlayıp; 1979'da ben Türkiye'den ayrılana kadar devam eden o süreçte, bu "birlik" toplantılarına katılanların çoğunluğu; bu saydıklarımdan ya haberdar değildiler; ya da öyle yapmak "işlerine geliyor" sanıyorlardı! 1980 Eylül'ünde, Kenan Evren yönetime el koyup, hepsine de Vehbi'nin kerakkesinin nerede olduğunu gösterdi! Şimdilerde pek çoğu ya bir Avrupa başkentinde "beyaz" işi ile meşgul, ya Bodrum'da bar açmış, ya da Cağaloğlu'nda bir kitapçı dükkanı! 1 Mayıs'ta falan gene kafalarına kırmızı bereyi geçirip, sağda solda sol yumruk havada, kem-küm ediyorlar ama artık, onları ne dinleyen var, ne de adam yerine koyan! Saç sakal ağarmış, belde lumbago, bacakta siyatik ağrısı, kalp arasıra teklemekte...

Halâ, sol yumruk havada, ya "Yolumuz devrim yolu; Vurun gardaşlar vurun" diye ya da " Çökertmeden çııııııııktın daaaaa Halilimmmmm!" diye türkü çığrışarak, yumruklarını rakıya meze yapıp her gece yeniden "deavrim" yapıyorlar ama memlekette "demokraaaaasi" olmadığı için kendilerini ipleyen yok! Ve dolayısıyla bunların her gece yaptığı "deavrim"i, her sabah gerçekler sildiğinden, kimsenin de her gece devrim olduğundan haberi yok! Onlar da her gece yeniden ilk akşam "Kırdan mı kente; kentten mi kıra" sorusunu sorup, sabah karşı Ankara'ya kızıl bayrağı dikerek, yatmaya gidiyorlar! Kendilerine göre bu, "tutarlılıktır"... Bana göreyse gerçeklerden kopup, hayal dünyasında yaşamak! Değil sosyalistlik, anti sosyal olmanın ta kendisi...

"Solda birlik" bir çap meselesidir... Maurice Thorez, ya da Georgi Dimtrof'un kendisi bile böyleleri ile bir birlik kuramazdı, biz de kuramadık! Mesele budur!

İsmail, İstanbul ve kaçan uçak bakın aklıma neler getirdi...


banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.