Bu sene yaz kötü geldi

loading
29 Kasım, Pazar
£

10.43

9.37

$

7.84

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bu sene yaz kötü geldi

" Bu sene yaz çok kötü geldi." Dedim geçen güm. Eşim, "her sene böyle söylüyorsun" diye yanıtladı! Birden durdum… Düşündüm biraz… Doğru muydu? Söylüyor muydum her sene bunu? Yoksa tevellüd eskidikçe, bir şeyler mi olmaya başlamıştı?

Belki de bu sene, güneşin altında uzun saatler çalışmak zorunda kalmamdandır, dedim kendi kendime. Hakikaten bu ülkenin serin geçen yazı mı olur?

MS 395'te, İmparator Konstantin'in annesi Azize Katerina, Kudüs'e Kutsal Haç'ı aramaya giderken, bugünkü Tatlısu'nun yanındaki Vasilipotamo (Kraliçe Deresi)nden adaya çıktığında, Kıbrıs öyle uzun yıllardan beri kurakmış ki burada kimse kalmamış, bütün nüfus, göçmüşmüş! Azize, güya Kudüs'te aradığını bulup, dönüşte birkaç parçasını Kıbrıs'ta bıraktığı için, kuraklık sona ermiş. Zaten imparatoriçe Katerina'nın azizelik mertebesine yükselmesinin nedeni de bu… Hz. İsa'nın üzerine gerildiği kutsal haçı, bulmuş olmak.

18.yy'dan da bir kuraklık hikâyesi biliyorum. On yedi yıl adaya bir damla yağmur düşmeyince, kurumadık bataklık, gölcük, dere, kuyu ya da pınar kalmamış. Adanın Müslüman sakinlerinin geri gitmesi idamlık suç olduğundan, o garipler vergileri ödemek üzere burada kalmaya devam etmişler ama Hristiyan komşularımız, yolu ellerine alıp çevre ülkelere dağıldıklarından, hem adanın nüfusu düşmüş, hem de adadaki Müslüman oranı yükselmiş.

Bunları hatırlayınca, hanıma kulak asmamaya karar verdim. Eskiler boşuna kaşık düşmanı dememişler. Yakıştırmıştır ve ben her sene ayni şeyi söylüyor olamam… Bu sene yaz, gerçekten de kötü gelmiştir. Ama klimanın altında, kapalı mekânda yazı idrak etmek başka, sıcağı deniz ya da havuzla ilişkili olarak algılamak başka, güneşin altında dışarıda çalışırken algılamaksa bambaşka şeylermiş demek ki…

Geç mi anladık dersiniz, Cahit Sıtkı'nın o şiirinde dediği gibi? "Otuz beş yaş" canım…

Meteoroloji raporu yazmadığımıza göre, ben bu lâfları neyin üzerine getireceğim diyordunuz, biliyorum. Toplumların kültüründe coğrafyalarının, iklimlerinin, kısacası doğal koşullarının rolünün önemi ölçülebilir değildir. Ama önemli etkenlerin başında geldiği de su götürmezdir. Türkiye'de Karadeniz Bölgesi'ni tanıdığımda, doğa ile insan huyunun benzerliği karşısında hayrete düşmüştüm. O dar sahil şeridinde, dağlar ile deniz arasında, buğular içinde hep "bir acele" bir yere yetişmek zorunda olan insanoğlunun, tez canlılığını, asabiyetini, bize fıkra gibi gelen hareketlerinin kökenini anlamak için, memleketinde geçirilecek birkaç ay yeterli idi… O deneyim, bizim doğal koşullarımızla, bizim huyumuz arasında da ayni uyumu aramaya ittiydi beni… Hiç acele etmemek, her şeyi ağırdan almak, bir mangal dolusu etle bir ağacın altında kâh yeyip, kâh uyuyarak bir koca günü geçirebilmek, salt terbiye ile olabilecek bir şey olsaydı; bu adanın Türkü de Rumu da Ermenisi de ayni kalendermeşrep tabiata nasıl sahip olabilirdi ki? Doğal koşullar dışındaki kültürel ögelerin nerede ise %80'i farklı değil mi? Huylar aynı ama…

Kültür doğal koşulların üzerine bina edilir aslına bakarsanız, siyaset de kültürün… Zurnanın zırt dediği yer de işte burasıydı… Biz bu uyuşuklukla, bu ekabirlikle, malülsek eğer,. Kendimizi o kadar suçlamanın gereği yok sanırım. Suç tabiatta…

Cemil Çiçek istediği kadar kızsın! Bu sıcakta siesta yapmazsanız, ölürsünüz…

Şimdi kim kalkacak, kim işleyecek, kim anlaşma yapacak Allah aşkınıza? Serin bir ağacın kaba gölgesine, olgun zerdali gibi yayılmak dururken?

Bu sene yaz, gene fena geldi…

Aklıma fena fena düşünceler getirdi…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.