Erken gitmiş bir değerli adam

loading
22 Eylül, Salı
£

9.76

8.98

$

7.67

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Erken gitmiş bir değerli adam

Geçtiğimiz Pazar günü kimimiz geçmiş bayramın mahmurluğunu atmaya çalışır, kimimiz Türkiye'deki referandum ile ilgilenirken, biz birkaç arkadaş ve ailesi, mezarı başında, erken gitmiş bir değerli adamı anıyorduk: Yılmaz Sarper'i…

Yılmaz, benim geç tanıdığım bir insandır. Geç tanışmamız da gayet doğal! Çünkü o bilinen bir Turancı, bense bilinen bir Marxist'im… Çıplak gözle bakınca, bu ikisi hiç uyuşamaz gibi görünür ama Yılmaz'ın mezarının başında onu anan iki konuşmanın sahibine bakarsanız, hem hayretler içinde kalır, hem de Yılmaz'ı belki anlarsınız. Ben ve Zorlu Töre idi iki konuşmacı…

O konuşmada da söyledim, Yılmaz bana milliyetçi romantizmi tanıttı… Ben de ona bizim samimiyetimizi zannederim. Kâh oturduk Kapital'den bir paragrafı tartıştık; kâh Nihal Atsız'ın bir romanını… Gün oldu Lenin'in bir taktik önermesinden dem vurdum ben, zaman oldu Alpaslan Türkeş'in bir tespitini aktardı o bana… Yılmaz, hiçbir zaman adını şanını koyarak söylemedi ama sanırım Türk-İslâm sentezcisi değil, saf bir Türkçü idi… Ama onu derinliğine tanımama sebep olan o uzun sohbetlerimizde, "faşist" olduğunu sezdirecek hiçbir ipucu yakalamadım ben! Sanki de Ziya Gökalp'ten çok, Yusuf Akçura'dan feyiz almış, ilginç bir Turancı idi… Biliyorsunuz, Akçura Türkçülük'ü dünya siyasi literatürüne ilk defa sokan adamdır ama sol-demokratik eğilimlidir. Yılmaz da solcuydu demeyeceğim elbette ama "faşist"? Hayır, kesinlikle… Katiyyen…

Bir defasında, o zamanlar beraber yazdığımız bir arkadaş grubuna, "be arkadaşlar dikkatli olun da bu Tıbbıyeli, Harbiyeli işbirliği hayra alâmet değildir. Benim hatırladığım bu iki cins son defa hemfikir olduğunda Osmanlı'yı dünya savaşına sokup, batırmışlardı. Şimdi bu Yılmaz'la benim ayni fikri savunmamız da hayra alâmet olmayabilir!" demiştim. Şaka ile karışık… Konu Annan Planı idi ve ikimiz de 12 Aralık 2002 gecesi Kopenhag'da kaçırılan fırsatın, bizi daha sonra çok daha kötü koşulları kabul etmeye zorlayacağı iddiasında idik… O Turancı, ben komünist!

Rauf bey'in bir türlü anlamaması sonucunda, o senenin Mayıs ayında Papadopulos Atina'da Kıbrıs AB üyeliği belgelerini tek başına imzalarken, Yılmaz'la ben, nette karşı karşıya yazışıyorduk. O gün bana bir de mektup gönderdi, saklamadığıma yanıyorum. Ne bileyim ben, bu kadar erken gideceğini! O yazışmada Yılmaz bana, "Her şeyi kaybediyoruz be dost! Bu süreç bizi gene mevziye götürür… Ne yazık ki ben bir defa daha sil baştan mevziye girecek gücü de bulamıyorum artık, inancı da güveni de…" dedi… Ondört onbeş yaşlarında silaha sarılıp dağlara çıkmış bir kuşağın, biri sağa öteki sola yönelmiş iki mensubu olarak, birbirimizi o kadar iyi anlıyorduk ki… Papadopulos Atina'da o imzaları atarken, o Lefkoşa'da ben Yedidalga'da, bilgisayar başında beraber ağladık. Ayni şeyleri hissediyorduk! Bir daha o yaşımıza dönüp, yeni baştan bu kırk yılı yaşayamazdık ki! 14 Mart 1964 tarihli GK kararı kadar, büyük bir gafletti gene söz konusu olan. Kırk yıllık mücadelemizin anlamını sorguladık o gün… O sağdan, ben soldan…

Çok sürmedi, hastalandı… Hiç kondurmadım ben… Yılmaz gibi adam öyle kolay kolay gidemezdi! Ayağa kalkacak diye bekledim… Baktım ondan haber gelmiyor, açtım telefonu: " Yılmaz, Metin ile Asım'a da haber vereyim, bir yemek yiyip dertleşelim" dedim… " Çok iyi değilim be doktor, biraz ertele de yeriz yemeğimizi" dedi… Son konuşmamızdı…

Hiç ummadığım bir gün, öğle üzeri gazeteleri açtığımda bir de baktım, Yılmaz gitmiş… Cenazesine bile yetişemedim…

Onu unutmayın…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.