Resim deyip geçmeyin

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.40

7.55

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Resim deyip geçmeyin

Geçen gün bir kitaptaki dipnotta rastladım:

1850'den itibaren, Türkiye'de kayda geçen bütün sanatlarla meşgul sanatçı sayısı, 3700 imiş... Tabii burada "sanat" derken, gerçekten sanat olan uğraşlardan bahsediyoruz. Yani, edebiyat, resim, heykel, müzik, mimari ve tiyatro ile onların yan kolları ve bir de bunlara sonradan eklenen sinemadan... Son zamanlarda "sanatçı" denilince, televole kültürünün insanlara takdim ettiği pavyon konsomatrisleri ile ince zenaat erbebı mankenlerden değil... Dünyanın en eski mesleği diye bilinen iş kolu da zor zenaattır elbette ama "güzel sanatlar"dan biri değil... Onun, sürüsüne bereket...

Evet, son yüzelli küsür yılda, Türk kültürünün yetiştirdiği sanatçı sayısı, 3700 imiş...

Oysa yalnız Paris'te, şu anda 70000 (yazıyla:Yetmiş bin) ressam yaşamaktaymış! New York'ta ise 360 000 (Yazıyla: Üçyüz altmış bin)!

Cezanne'ın satılan bir tek tablosunun KDV'si 9 milyon $ tutmuş ki bu bilinen bütün Türk ressamlarının bütün tablolarının toplam fiatından, fazlaymış! Fiatı değil ha! KDV'si!!!

Şimdi kitap karıştırıp rakkam vermek istemiyorum ama örneğin, Türkiye'de bir yılda çıkan roman sayısı Fransa'da bir haftada çıkandan azdır!

Bu, neden böyle?

Zira modernizim, burjuva yaşam biçiminin bir ürünüdür ve Türkiye'de halâ bir burjuvazi yok! Devlet eliyle adam zengin edilir ama yontulamaz! Rahmetli Sakıp Sabancı bir yandan resim toplayıp, Paris'te sergi açıyordu ama obür yandan da eşi hanımefendi, göz tutmasın diye efsun-büyü yaptırdığını anlatıyordu, kendisine... Zengin olmak başka, burjuva olabilmek bambaşka birşeydir... İttihatçılığın, devlet eliyle müslüman bir burjuva sınıfı yaratma politikası, yüzyıllık bir denemeye rağmen, halâ tutmadı... Adam gidip bir Picasso almıyor... Alsa bile duvarına asıp keyfini çıkarmak için değil; daha sonra daha pahalıya satıp, kâr etmek için alıyor, zira baktığını annlayacak terbiyesi, bilgi birikimi, zevki yok! Gidip oğluna bir tane Lamburghini alıyor... O da Bağdat Caddesinde biriyle yarışıp, birilerini eziyor! Arada kendi de gitmezse o da kendisine kalan kâr!

Bu neden böyle? Zira Fatih Sultan Mehmet Kanunnamesinde, ticaretle uğraşan Rum ve Ermeni'nin %2.5 vergi vermesi emredilirken; Türk'ün %5 vergilendirilmesi öngörülmüş. Toprakla uğraşan bir Rum ya da Ermeni'nin vereceği vergi ise Türkünkü'nün nerde ise 3 katından fazla! Bunun sonucunda sermaye Rum ve Ermeniler elinde toplanıyor ve 19.yy'da burjuvalaşmaya da onlar başlıyor. 20.yy başlarında İttihatçılar bunun farkına varınca, "iktisad-ı milli" diye bir politika geliştiriyorlar. Yâni, sermayeyi Türkler eline toplayıp, Türk burjuva yaratacaklar. Bu politikanın en etkin olduğu yer ise İzmir! Zira en fazla gayri müslim burjuva, Ege bölgesinde mevcut! İttihat ve Terakki'nin İzmir il başkanı kim? Celal Bayar... Sonradan cumhuriyetin İktisad Vekili, Başbakanı... İşbankası'nın da kurucusu... Kurtuluş Savaşı sonrasında Rumlar ve Ermeniler Anadolu'dan temizlenince de sanılıyor ki devlet eliyle yeni bir Türk burjuvazisi, oluşturulabilecektir.

Bugün oldu, halâ "Ey ruuuh...Geldinse, masayı üç defa tıklat!" Yok! Devletten ihael ala ala semiren var, burjuvalaşan yok. En toramanı bile, nazar boncuğu takıyor... Neden? E, burjuvazi "bourg"dan gelir. "Bourglu" demek... "Bourg" da orta çağda köylerle, kentler arasında, feodal beyin otoritesinin dışında yaşayan ve ticaretle geçinenlerin oluşturduğu kasabaların adıydı. Giderek buralar şehirleşti. Ve bundan dolayı, burjuvazi kentlerde olur ancak ve Türkiye'de halâ nüfüsun yarıdan fazlası köylü, geriye kalan da kente bir kuşak önce gelmiş, yarı köylü... Kentte iş yapıp para kazanmak değil, "yolunu bulup" yokolmadan yaşamaya çalışma aşamasında daha...

İşte bunun için, sanatçı yok! Zira, müşterisi yok... Demokrasi de kör topal...Zira talep edeni de yok... Devleti memurlar idare ediyorlar... Zira vergi ödeyip, sonra da "nereye gidiyor benim vergim?" diye, soranı da yok... "Tax payers" yok! Burjuvazi olmayınca, proletarya da yok! O zaman sol da yok, sağ da var ama kerameti kendiliğinden menkul! Polisten parti başkanı seçen, liberal olma iddiasındaki sağ parti, her halde yalnız Türkiye'de var... Ecevit ve Baykal gibi solcu da... (Pardon, Ecevit gibi solcu, güney Kıbrıs'ta da var...)

Ve işte bunun için, AB Türkiye için çok önemli... 1450'lerde yapılan bir hatanın telafisi, ancak AB'la mümkün! Yoksa, bin yıl daha böyle olduğu gibi kalacak... Bu düzenden nemalanan asker sivil bürokrasi taş koysa da halkın şaşmaz sağ duyusu ne olup bittiğinin farkında... Önemli olan da bu...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.