Fikir tamam değilse zikir nasıl olur?

Yayın Tarihi: 13/10/10 08:00
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

Geçen haftayı, günlük gazete okuru açısından, son derecede sıkıcı olabilecek bir ekonomi tartışması ile kapadık. Kıbrıs Türk Solu, 1990'lardan beridir, ilerici, toplumcu, şu bu olmayı, basit bir "çözüm" söylemine endekslemiştir. "Teori olmadan pratik olmaz", "ilerici olabilmenin ilk şartı, o bilinci geliştirmektir", "ideoloji üretilmesi ve her gün yeniden üretilmesi durursa, sol olamazsınız" diyen bir düşünürün yolunu yürüdüğünü varsayan bizim solumuz, zaten başından beri, teorik konuları konuşmaktan sıkıldığı için, uğruna öleceğimiz Leylâ diye ilân ettiğimiz "çözüm", 2004 Nisan'ında akamete uğrayınca, ancak o zaman; düşünmeye başladı.

"Yoldaş" bizi ortada bırakıvermişti… Devlet ve ülke de camii avlusuna terk edilmiş bir "veled-i zina" gibi, kollarımızda yatmaktaydı. Ne yapacaktık?
Son otuz yılı sadece "çözüm" lâfına endeksli geçirdiğimiz için, "çözüm" istemiş olmak, her şey diye tanımlanmaya yetmek bir yana, her konuda ahkâm kesmeye de hak veriyordu. Çünkü, son otuz yıldır, ortaya bir dirhem teorik çözümleme koymamayı bırakın, yürüdüğümüzü öne sürdüğümüz yolun başındaki teoriyi de ya hiç okumamış, veya büyük çoğunlukla okuduysak da unutmuştuk. Bunu gizlemek için de her kim ki teori konuşur, onları "entel, geveze, karierist v.s." ilân edip, durumumuzu korumakla yetiniyorduk!

Bu satırlara neden gerek duyuyorum? Çünkü bu memleketin "solcu" diye bildiği, bizim çevremizde önde gelen bir yeri olan bir arkadaşım, bana bir mail attı ve sordu:

" Karl Marx'ın, Adam Smith ile çeliştiğini gösteren bir kaynak gösterebilir misin bana?"

Bütün dünya, Adam Smith'in serbest rekabet ve özel teşebbüs erbabını; Karl Marx'ın da plânlı ekonomi ve emeğini satarak geçinenleri savunduğunu, bilir. Biri "en yüce değer emektir" der, öteki bütün değerleri, "girişimci emeğin" yâni "hür teşebbüsün" ürettiğini savunur. Das kapital'in birinci cildi bu tartışmaya ciddi bir yer verir. Ekonomi Politik'in Eleştirisine Katkı'da ise Marx, " Adam Smith'in değer konusundaki bilgisi, Mısır'daki Hz. Musa'dan fazla değildi…" diye yazar. (Sol Yay. 3.baskı.s. 57)

Bir gazete köşe yazısını, düşünürlerin fetvaları ile doldurmak istemem. Ancak, bir yandan "sol" politika yapmak, öte yandan da "Marx ile Smith'in ne çelişkisi vardı ki?" diyebilmek, aslında zemin kaymasının boyutlarını göstermesi açısından, son derecede önemli ve anlamlıdır.

Bizde politik fikir mücadelesi yapmanın ne kadar zor olduğunu çok iyi bilenlerdenim. Çünkü ne dediğinize bakılmaz, size ne yom edildiğine bakılır. 20 yıl önce de "BU AKEL ile barış falan yapılamaz, bunlar milliyetçidir" dediğimizde, derin devletin adamı olduğumuza kadar, yığınla safsata işittiydik. Şimdi de "bu dinazordur, devlet sektörünü savunur" denilecektir.

Marx'ın bir sözü vardır: " Bir konuda bir çözüm önermek için, her şeyden önce o konuda bir sorun olduğunu fark edebilmeniz lâzımdır! İnsanlar ancak, farkında oldukları sorunlara çözüm üretebilirler!"

Devlet ile toplum, farklı şeylerdir. Devletleştirme de toplumsallaştırma değildir!

Devletin, ekonominin içinde bir aktör olarak rol almasına, ben de karşıyım! İki sebepten: Önce devlet egemeninidir! Ve sonra egemenin politik müdahaleleri, ekonomiyi alt üst ediyor! Ancak, değil bizimki gibi bir ülkede, genelde de devlet yönetimi solun eline geçtiğinde, sosyal ihtiyaçları daha uzunca bir süre devlet düzenlemeli, kendi elinde değilken de hükümeti zorlamalıdır!

Burada ilginç olan AK Parti ile UBP, karma bir ekonomi modeli üzerinde çalışırken, ayni günlerde bizim "sol"umuzun, "Serbest Pazar Ekonomisi" (Sosyal makyajını bir tarafa bırakın) üzerinde tartışmasıdır.

"Marx ile Adam Smith'in ne çelişkisi var ki?" diyecek hale geldiysek, bu garabet olmaz da ne olur?


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Doç. Dr. N. BERATLI yazıları