MÜMTAZ SOYSAL'IN DEPRESYONU

loading
1 Aralık, Salı
£

10.46

9.39

$

7.85

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

MÜMTAZ SOYSAL'IN DEPRESYONU


MÜMTAZ SOYSAL'IN DEPRESYONU VE TARİH ÜZERİNE
BİR TARİHÇİ/HEKİM OLARAK UZMAN GÖZÜYLE BİR DENEME

Mümtaz Soysal hocamız buyurmuş ki:

`Kıbrıs'ı kaybedersek, depresyona gireriz!` Merak ettim! Ne türden bir depresyon hoca? Melankolik mi, manik mi? Bu kendini hepimizin "master"i sanma huyun son zamanlarda bana "manik hezeyan"ı çok hatırlatmaya başladı da Allah saklasın ha!

Ben hocanın adını, ilk kez 1971'de duymuştum... "Anayasa'ya Giriş" diye bir kitap yazmış Siyasal Bilgiler'de, 12 Mart Cuntası, bunu içeri attı! Komünizm propagandası yapmış! O dönem, "sol" bu Mümtaz Soysal'ı diline doladıydı... Sonradan rahmetli Uğur Mumcu o dönemi anlatan Sakıncalı Piyade adlı kitabında, sıkıyönetim mahkemesinde hakimin, Soysal'a :" Siz, Sokrat'tan kıymetlisiniz!" dediğini anlatır! Ama ayni hakim, bilmem kaç sene hapsi de bastırmış! O zamanlar, "Yahu bir kitap yazmanın cezası bu kadar olur mu?" deyip duruyorduk... Sonradan öğrendik ki meğer mesele o değilmiş! O kitap, bahane! Aslında Soysal hocam, Doğan Avcıoğlu'nun yönettiği YÖN dergisi etrafında toplanan, ve 9 Mart tarihinde "sol" bir darbe yapıp, "solcu" bir cunta kurulmasını planlayan grubun içinde olup; darbeden sonra da Dışişleri Bakanlığı koltuğunu parsellemişmiş! Bunlar çok sivri zekalı olduklarından, üç kuvvet komutanından ikisi (Kara Kuvvetleri komutanı Gürler ile Hava Kuvvetleri komutanı Muhsin Batur) kesin olarak kendilerini desteklediği halde, gidip Genel Kurmay Başkanı Tağmaç'a da açılıp, (devrimi altmış altıya bağlayacaklar, yok mu ya!)onun da kendilerini oyalayıp, Demirel'i de haberdar ederek; 12 Mart'ta sağ bir darbe yapmasına neden olmuşlar! "Hoca" bakanlık koltuğu beklerken, askeri hapishanede buz kırmaya gitti... Söylentiya göre, orada da asistanları ile ayni koğuşta kalmayı reddedip, "ben profesörüm, ayrı oda yok mu?" demiş... Öyle ya!? Adam, profesör ve statüsü var...

Sıkıyönetim mahkemelerinde Sokrat'tan değerli olduğunu kanıtladığı o yıllarda, Mümtaz Soysal adı gazetelere bir de yazar Sevgi Soysal ile hapishanede evlenmesi ile geçer... Sevgi Soysal, genç yaşında kanser olup ölür ve hoca belki de hayatında yaptığı tek olumlu işte de sürekliliği yakalayamaz!

1974'te, Ecevit seçimi kazanır ve Erbakan ile bir hükümet kurar kurmaz, adeti olduğu üzere hemen bir "Af" çıkarır... Böylece "hoca" o kendi statüsü ile uyum sağlamayan hapishaneden çıkıp, "artık Türkiye bana dar gelir" diyerek, dünyaya hizmet etmeye karar verir, Amnesty International'a (Uluslararası Af Örgütü) girip, ikinci başkanlığına kadar, yükselir! O sıralarda, Abdi İpekçi yönetimindeki Milliyet gazetesinde köşe yazıları da yayınlamaya başlar... Köşesinin adı da: AÇI! Bir süre burada esip, kükreyecektir!

Sıkı bir Kemalist'tir ama, her nedense Mao'ya ait olan bir tahlile, Üç Dünya Teorisi'ne de çok bağlıdır... Mao'nun dünyada üç grup ülke bulunduğu, bunların ilk grubunun, ABD ve SSCB gibi etrafını sömüren ülkeler, ikinci grubun ABD ve SSCB'nin hegemonyası altında olmakla birlikte kendileri de birilerini sömüren, İngiltere, Fransa, Almanya, Doğu Almanya gibi ülkeler, üçüncü grubun da sadece sömürülen ülkeler olduğuna dair fikrine katılan hoca; Mao ile bir ufak anlaşmazlığa sahiptir:Mao'ya göre Üçüncü Dünya'nın lideri Çin'dir; hocaya göreyse, Türkiye olmalıdır! Eh, bu kadar küçük bir anlaşmazlık da önemli değil... Ne var ki şimdi hocanın "Kıbrıs'ı kaybetmek" fobisinin nedenini anlamanız gerek! Adam, işte ilk sömürgesini bulduydu! Arkadan, sıra artık Allah vermeye, ABD'ye kadar gidecekti... İlk adımda, plan bozulacak! Derdi bu!

Milliyet gazetesindeki köşesinden dünyayı yönetme eyleminin ilk adımlarını ağır ağır atmaya başlayan Mümtaz Soysal, iktidara gelmenin yolunu da ordu içindeki "sol" bir gruba darbe yaptırıp, hoplayıp bakanlık koltuğunu işgal etmek olarak gören, 1971'in "cuntacılar" grubundan olduğunu, hiç gizlemez... E, halk böyle değerli bir adamı anlayıp da ona oy veremeyeceğine göre, seçimle meçimle uğraşmanın anlamı yoktur, tabii ki!

Derken efendime söyleyeyim, 1990'larda, SSCB'nin başına gelen Gorbaçev denilen bir adam; hocanın hiç sevemediği bir takım lâflar etmeye başlar:

Glastnost (Açıklık), Perestroika (Yeniden düzenlenme)...

Hoca, buna kızar! Halk ne anlar? İşte gitti güzelim "sosyalizm"! Olur mu öyle "açıklık"? Bu politikalar, gerçekten de Sovyetler Birliği'nin dağılmasına yol açar. Dünya açılan sovyet toplumunun, o düzenden hiç de memnun olmadığını hayretle gözlerken, bundan yalnız Soysal değildi memnun olmayan! 1991 yılında birgün, Kızılordu generalleri, "hop dedik" deyip, tanklarla Duma'ya yürürler! Dünya şaşkındır! Bir kişi hariç! Kim mi? Tabii ki Mümtaz Soysal!

Daha tanklar yolda iken, Soysal Hoca AÇI köşesinde bir yazı yayınlar:

" Hah! Gördünüz mü? O kadar va uzun boylu değil! İşte ordu kılıcını vurdu! Eee, düşmez kalkmaz bir Allahtır! Sen ne zannettiydin ya Gorbaçev efendi" mealindeki bu yazı, tarihe geçer... Dünya üzerinde, Kızıl ordu tanklarını destekleyen tek örnek olması bakımından, bir! Ve, daha yazı yazılırken, Moskova'da Yeltsin tankların üzerine çıkıp, darbeyi püskürttüğü için, geleceği görememenin şahaseri bir saçmalik olduğu için, "tarihin en saçma köşe yazısı" olarak, iki... Hoca 1971'den sonra, tank görünce bir daha coşmuş ama yine doğruyu tutturamamıştır... Hay allah! Derken efendim, Amnesty International, hocayı bu "demokrasi dışı" tavrı nedeniyle, görevinden affeder... O da köşesinden, dünyaya feyiz vermeyi sürdürür... Zaten onlar da Birinci Dünya'cı...

Bu arada, rahmetli Özal halka sorup Ecevit'e 12 Eylül rejiminin koyduğu seçim yasağını kaldırmıştır. Ecevit de gidip Soysal hocaya milletvekilliği adaylığı önerir. Hem de hocanın seçim allerjisini bildiğinden, seçilmesini garanti etmek üzere kendi seçim bölgesi Zonguldak'tan ilk sırayı, yani kendi yerini vererek! Soysal bu tepsi içindeki vekilliği kabul edip; meclise girer... "Dışişleri bakanı ben olacağım, dağıttırtmayın bana buraları!" yollu eylemleri bir yana bırakılırsa, artık meclistedir ve Türk ulusuna unutulmazlaşacak hızmetlerini vermeye hazırdır. Telekom'un özelleştirilmesine karşı çıkar! "Telefon yabancılara da geçecek şekilde özelleştirilebilir mi? Bu vatana ihanettir! Sooğra bizi diyneller" tezinin mucidi hoca, böylece teknolojiden bihaber, fenni bir cahil olduğunu, telefon dinlemenin merkezden ahizeyi kulağa yapıştırarak yapıldığını sandığını göstermek bir yana, bir de anayasa mahkemesine dava açarak, o günlerde 130 milyar dolar gibi bir para eden Telekom'un satılmasına engel olur! Şimdilerde, beleş versen alan yok!

Hocanın milletvekilliği dönemi, böyle Türkiye'ye has bir tarihsel olayla kapansa, yazık olacak değil miydi? Öyleydi... O da tuttu, dünya tarihine geçecek bir iş daha yaptı, yapmazsa zaten hatırım kalırdı. 1991 yılındaki Körfez Savaşı sırasında, Mümtaz Soysal; Saddam'ı destekleyen tek "solcu" olarak, tarihe geçti! Adamın solculuğu ile bu bütün komşularına saldıran, durup durup savaş çıkaran, kendi halkını da inim inim inleten dikatatöre verdiği destek arasında bir bağlantı kuramayanlar, onun üçüncü dünyacılığını bilmeyenlerdir! Hazret, aslında "kendinin" sandığı "çöplüğüne", ABD'nin bulaşmasına sinirleniyordu... Irak 3.Dünya, kendi de lideri idi ya! ABD ne halt yemeye kendi etki sahasına giriyordu? Derdi buydu ama anlaşılmadı! Tarihe askeri, ırkçı bir diktatörü destekleyen bir "solcu" olarak geçti! Huyudur, geçer... Size mi soracak?

Milletvekilliği döneminde bu kadar "tarihsel başarı" hocaya yetmedi, tutturdu "Ben olacağım kardeşim Dışişleri Bakanı...Var mı itirazınız?" Sonunda Ecevit bunun elinden bezdi, "E hadi buyur ol!" deyiverdi... Mümtaz Soysal'ın Dışişleri Bakanlığı, geç oldu, biraz güç oldu, murad ettiği gibi askeri darbe yolu ile değil, meclisten geçerek oldu, çok da kısa sürdü ama hocanın hasletleri bitmez ki! Kıymetli vücud-u cismanisi ile nereye varsa, orada durduğu yerde tarihsel bir iş yapıveriyor! Adam, kudretten tarihsel bir değer...Yaratan öyle yaratmış kurban olduğum... Elinde değil ki! Bakanlığı esnasında da tuttu, Hürriyet'e aktardığı AÇI köşesini yazmaya, devam etti! Köşede hükümetin dışpolitikasını eleştiriyor, bakan da kendisi!

Ne var bunda? Bir defa bakan olup da gazeteciliği de sürdüren, tarihin ilk gazetecisi! Ve sonra, hem kendi yapıp hem de kendi eleştiren, tarihin ilk bakanı!

Buyrun... Adamın Türk kültürüne yaptığı katkılara bakın! Kaç değişik konuda tarihe geçmiş bir adam bu? Bakar mısınız? Var mı bir tane daha? E, susun o zaman...

Da ben, susmayıp, hazretin değerlerini anlatmaya devam edeceğim ki bilmeyen de öğrensin!

Ecevit, Mümtaz Soysal'ın değerini anlayamadığındna, 20-30 günde Dışişleri bakanlığı koltuğunu altından alınca, o da Bülent Bey'in kendi koltuğunu vererek kendisini milletvekili yaptığını "unuttu" hopladığı gibi, CHP'ye gitti... Gözü parti başkanılığında id...Ve bance bu da hakkı idi...Bu çapta bir adamı kesse kesse Atatürk'ün koltuğu keserdi ama heyhat! CHP delegeleri, adamın değerini bilemediler... Ne genel başkan olabildi ne de milletvekili...

Olabilebilir miydi? N'ayırrrrrr... N'olamaz...Olabilemezdi... Mümtaz Soysal, sıradan bir partili ha? Gitti, kendi partisini kurdu! Seçimde de %0.2 (efendim her bin TC vatandaşından ikisi, hocayı beğeniyor demek bu...) oy aldı... Bilmiyorlar ki kıymetini!

Rauf Denktaş'ın danışmanı Mümtaz Soysal, işte böyle bir adam... Tarihi! Her ne yaptıysa yanlış çıkmış, her dönemeçte kaybeden tarafı tutmuş, her kritik konuda ileri sürdüğü iddia haksız çıkmış bir adam! Yahu bu neyi önceden doğru kestirmiş de Denktaş bunu danışman seçti kendine?

Şimdi de diyor ki: "Kıbrıs'ı kaybedersek, depresyona gireriz!"

Anayasa profesörü adam, zaten kendinin olmadığının farkında değil! Geçenlerde bunun yardımcısı Prof.Sina Akşin'le bir gece konuşma fırsatım oldu...Annan Planı'nı okumamış ama karşı! 1960 Anayasası'nı, Garanti Andlaşması'nı, İttifak Andlaşması'nı hiç görmemiş ama seçimi kazanırlarsa Dışişleri Bakanı olacak Türkiye'ye...

" Tanrı sizin şerrinizden Türkiye'yi korusun diyecem ama ona gerek yok, halk zaten gereken oyu size vermiş!" demek zorunda kaldım...

Laroxil tavsiye ederim, Xanax yetmezse hoca! 25 mg. 3 defa günde... Yetmezse, bir Ruh doktoruna git, uzman yardımına ihtiyacın var demektir... Böyle tarihe geçmiş bir adamı, Largactil+ Akineton'a gerek duyana, kafasına huni geçirene kadar bekletemeyiz! Allah korusun...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.