Gazetecilikten vazgeçmeyecek kadar 'Barış Gazeteciliği'

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.40

7.55

$

6.82

A- A A+

Gazetecilikten vazgeçmeyecek kadar 'Barış Gazeteciliği'

Aslında bugün bambaşka şeyler yazmak niyetindeydim. Aklımdan geçenler vardı. Hazır günlerden Cumartesi, aklımdakileri bir bir kağıda dökeyim dedim.

Öyle yumuşak yumuşak.

Sonra Lapta'daki kazayla dağılan bir aile, kaybedilen gencecik hayatlar... Keyfim kaçtı.

Oturup, trafik canavarını yazayım dedim sonra ondan da vazgeçtim. Anladığım kadarıyla trafik canavarının pek okuması yazması yok. Yazılmış milyonlarca yazıyı okumadığına göre benimkini hiç okumaz deyip vazgeçtim. Üzüntümle kaldım.

Akşam üstü Twitter ve Facebook mesaimi yapayım dedim. Bakalım o alemde kim kime saldırıyor. Sosyal Meydan Muharebesi devam ediyor her zamanki ki gibi. Aman bulaşmadan oradan da çıktım.

Sonra Sevgili Cenk Mutlukayalı'nın bir paylaşımını gördüm.

Aklıma bugün onun yazısına bakmadığım aklıma geldi. Bulup okudum.

"Neyin çoğalmasını istiyoruz" demiş, yazısında ve birkaç gündür konuşulan BKP-AKEL heyetinin Atlılar, Muratağa, Sandallar toplu mezarları ziyareti sonrasında çıkan olayları yazmış.

Ve 'Barış Gazeteciliği'nin önemine vurgu yapmış.

"Kaş mı yapıldı, göz mü çıkarıldı..." ifadesinde bana da ufak bir gönderme yaptığını hissettiğim için bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hasıl oldu.

Yanlış anlaşılmak en korktuğum şeydir, özellikle böylesine hassas dönemlerde.

Kısmen hak verdiğimi ifade etmeliyim Sevili Cenk Mutluyakalı'ya.

Gül'ü görmeyip Diken'i görmek isteyenlerin varlığını da biliyorum. Ancak bu noktada benim 'kaş'lı 'göz'lü yazımda ifade etmeye çalıştığım, "keşke bu kadar hassas bir dönemde bu kadar hassas bir konuda, bu kadar hassas bir iş yapmaya çalışırken, birçok insanın hassasiyetleri varken, neden hassas davranmadığımız ve etkinliği dikensiz geçmesi için özen göstermediğimiz şeklindeydi.

Bu kabir ziyaretlerinin olaylı olabileceği belliydi.

Gereken hassasiyet gösterilmediği için yaşananalar yaşandı. Yoksa fikir son derece güzel. Bu zamanda olması gereken de bir şey bana göre. Önceki yazımda da yazdığım gibi, "Affetmek ama unutmamak" acısı ne kadar büyük olursa olsun, her kesimden istenebilecek makul bir tavizdir.

Ama bunu doğru yapmak, doğrusunu yapmak ve güllerin açabileceği bir bahçede deve dikeni bitmesine olanak tanımamak lazımdı.

Yani sevgili Cenk, benim pozisyonum "Bu etkinlik neden yapıldı?" değil, "Bu etkinlik neden doğru bir şekilde yapılıp başarıya ulaştırılmadı ve hepimizin görmek istediği kucaklaşma, yakınlaşma, affetme gerçekleşmedi?"

Söylediğim sadece budur.

Dilediğimiz kadar 'Barış Gazeteciliği' yapalım.

Dilediğimiz kadar barış dili kullanalım.

Bu tür etkinlikler doğru bir şekilde yapılmazsa, hassasiyetler gözetilerek, özene bezene hazırlık yapılmadan düğmeye basılırsa hüsrandan başka sonucu da olmaz ve arzu ettiğimiz noktaya zor ulaşırız.

Bu arada gerçekleşen bir olayı görmemek, görmemiş gibi yapmak da artık barış gazeteciliğini aşar, gazetecilik olmaktan çıkar, hatta propagandaya doğru ilerler bir noktaya gelir.

Evet 'Barış Gazeteciliği' şart ama gazetecilikten vazgeçmeyecek dozda.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.