Bugün canım yazı yazmak istemiyor

loading
3 Haziran, Çarşamba
£

8.49

7.56

$

6.74

A- A A+

Bugün canım yazı yazmak istemiyor

Büyük yazar Çetin Altan'ın ölümü nedeniyle atmadım bu başlığı. Belki de onun için attım. Bilemiyorum. Ama gerçekten de bugün canım yazı yazmak istemiyor.

Evet Çetin Altan 28 Nisan 1960'da Turan Emeksiz'in öldürülmesi üzerine sütununu boş bıraktığı gün attığı başlıktı.

Ha Turan Emeksiz kimdi? Bilmeyenler var belki. Benim de Turan Emeksiz'in kim olduğunu öğrendiğim gün çıkmaz aklımdan.

Bir sabah, 8.15'te kalkacak olan Kadıköy-Beşiktaş vapurunu yetişmek üzere yağmur altında koşuyorum. Ders saat 9.00'da başlıyordu. 8.45 vapuruna kalırsam yetişmem mümkün değildi. Saat tam saat 8.13'ü gösteriyor ayağım takıldı. Kitaplarım yerlere saçıldı. Toplayım derken, geciktim ve rıhtımda bekleyen vapur benden daha şanslı insanlarla dolu bir şekilde Anadolu yakasından Avrupa yakasına doğru sisli boğaz sularına doğru yol almaya başlamıştı bile. Hiç gözümün önünden gitmez vapurun adı Turan Emeksiz'di.

Kitapları ıslanmış, elbiseleri ıslanmış ve devamsızlıktan kalma sınırına yaklaştığı bir ders yetişme ihtimali sıfıra inmiş 17 yaşında bir öğrenci olarak o kadar kızmıştım o kadar hiddetlenmiştim ki, adını bir şehir hatları vapuruna verdikleri kişinin kim olduğunu bilmeden "Senin ...... Turan Emeksiz!" diye küfürlü bir şekilde bağırdım.

"Genç" diye biri selendi. Dönüp baktım. İskele'nin karşısında küçük çük tabureler üzerinde çay içilen, büfeden çay bahçesi olma yolunda ilerleyen bir çay ocağında pos bıyıklı, parkalı orta yaşlı bir adam bana sesleniyordu.

"Ben mi?" diye teyit ettim. "Evet evet sen. Gel hele. Bir çay iç" dedi babacan bir tavırla.

Vapur gitmiş, ders kaçmış, büyük ihtimalle devamsızlıktan o dersten kalmıştım. 2 Metre boyundaki Malzeme Bilimi Profesörüm Kaşif Onaran piposundan derin nefes çekerken, "Kıbrıslı sen kaldın" diyecekti nasıl olsa. Bunun üzerine bir sıcak çay giderdi. Taburelerin birine iliştim.

"Çayı verdi. Birde simit kırıp yarısın uzattı. Diğer yarısını aynı anda kendi ağzına getirirken, "Turan Emeksiz'e küfür ha!"

Korktum. Utandım. Elimde yarım simit, şekeri erimemiş bir bardak çayla kalakaldım.

Özür dilesen ne olacak. Sözünü geri alsan ne olacak. Sen vapura kızıp, vapura adını veren adama söversen, başına gelen müstahak değil de ne?

Diğer taraftan da beni dövecek olsa bu pos bıyıklı sevecen adam, niye çay ile simit verip sonra dövsün? Diye kendi kendimi avutuyorum.

"Tanımıyorsun herhalde evlat?" dedi.

Evet evet. Tanımıyorum. Vapura kızdım. O yüzden küfür ettim. Kötü bir niyetim yoktu abi. Düştüm. Vapuru kaçırdım. Dersten kaldım" diye makineli tüfek gibi bahanelerimi sıralamaya başladım.

Çayımı tazeledikten sonra. Turan Emeksiz'in Malatyalı bir üniversite öğrencisi olduğunu ve bir protesto sırasında polislerin Beyazıt Meydanında öğrencilere ateş açması sonucu hayatını kaybettiğini anlatmıştı uzun uzun. Sonra sigarasından derin bir nefes çekerek, "Bu alçaklar, Turan Emeksiz'in adını Malatya'da bir caddeye de vermişlerdi. 12 Eylül'den sonra caddenin adını değiştirip Milli Egemenlik Caddesi yapmışlar" diye hayıflandı.

Kızgınlık benden 12 Eylül rejimine kaymasının rahatlığı ile Turan Emeksiz ve o dönemin öğrenci hareketleri ile ilgili sorular sormaya başladım.

İşte o dönemde Çetin Altan yazıları ile tanışmış oldum.

Melih Aşık'ın bugünkü köşesine paylaştığı bir Çetin Altan sözü ile canım yazmak istemese de yazdığım bu yazıyı noktalayalım.

"Bir işi yapıyor olmaktan dolayı aldığınız keyif, o işi yapıyor olmaktan dolayı kazandığınız parayı harcarken aldığınız keyiften fazla ise doğru işi yapıyorsunuz demektir."

Güle güle usta.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.