Bu sözcü çilemiz bitmeyecek mi?

loading
27 Eylül, Pazar
£

9.77

8.92

$

7.66

A- A A+

Bu sözcü çilemiz bitmeyecek mi?

Bu hükümet sözcülerinden muhatap olduklarım şimdiye kadar hep böyle çıktı galiba. Ya hükümet sözcüsü olmak için şahin olmak lazım ya da Rum liderler göreve gelir gelmez, kendi söylemediklerini söylemesi için bu vasıflara uyan birisini sözcü olarak atıyorlar.

Bundan 13 yıl önceydi.

Londra'da yaşadığım dönemde, kapıların açılmasının hemen akabindeki bir iki gün içerisinde Londra'dan bir uçağa atlayıp Larnaka'dan giriş yapmış ve o zamanlar yönettiği Olay Gazetesi adına kapıların açılması sürecini Güney Kıbrıs'tan takip etmiştim. Bir ekip de eş zamanlı olarak Ercan'dan intikal etmiş ve Kuzey'deki yansımaları haberleştirmişti.

Rum Lider o dönemde Papadopulous'tu. Onunla AB günü için gittiği Hilton Hotel'de ayaküstü buluşmuş, ölenin arkasından konuşur gibi olacak ama hiç sevmemiştim. Tepeden bakan tavrı, alaycı yaklaşımı ile bende hiç de iyi izlenim bırakmamıştı. Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Papadopulos'tan sonra şeker şerbet gelmiş, hemen ertesi günü sabahın kör bir vaktinde randevu veren Glafkos Klerides görüşmesi öncesinde, Papadopulos'un bende yarattığı olumsuz etkiyi azaltmıştı. Klerides bir başkaydı tabiî. Sürekli esprileri, sıcak yaklaşımı ve çay ya da kahve ile kahvaltı edilmesi gereken saatteki zivaniya ikramı Rum siyasetçilere karşı kanımı iyice ısıtmıştı.

Belki de ben değil de zivaniya konuşuyordu, ancak o dönemin hükümet sözcüsü Yorgos Lillikas ile randevuma doğru giderken, "Bu adamlarla çözüm olur. Olacak galiba" dediğimi hatırlıyorum.

Hatta kravatıma alelacele yediğim öğle yemeğinin bir kısmını dökünce bir de kravat almak için girdiğim mağazada, üzerinde Atina Olimpiyatları'nın amblemi olan lacivert siyah çizgili bir kravat alıp takmak zorunda kaldığımı ve Lillikas'ın alaycı bir ifadeyle "kravatına bayıldım" demesini dün gibi hatırlıyorum.

Söyleşiye başlayıp ilk 10 dakikasını tamamladığımızda, "Bu adamın boğazını sıkarım. Sonra da bir Rum hapishanesinde çürürüm" diye içimden geçirdiğimi, sonra da bu fikirden vazgeçerek, olumlu bir mesaj alabileceğim yönlendirici sorularla söyleşiye devam ettiğimi de net bir şekilde hatırlıyorum.

Klerides ve Yakovu'dan edindiğim güzel intibayı bu sözcü ile bozmayacak, ona inat, olumlu bir mesaj ile o röportajdan çıkacaktım.

Mümkün olmadı.

Hatta Lillikas o gün, söyleşi yazıldıktan sonra, kendisinin denetiminden geçmesi gerektiğini ondan sonra yayınlanmasına izin verebileceğini söylemiş, söyleşi sırasında içtiği sayısız sigaraların birini daha yakarak, "Biz böyle çalışıyoruz" demişti.

Ben de, "Kıbrıslı olabilirim ancak beni İngiliz bir gazeteci olarak kabul edin. Biz İngiltere'de böyle çalışmıyoruz" diyerek, kayıt cihazı içindeki kaseti çıkarak kendisine uzatıp, arzu ederlerse, bu söyleşiyi hiç yapılmamış sayabileceğimizi ifade edince, geri adım attı, çarpıtmama sözü alarak, sansür sistemine dahil olmama gerek kalmadığını söyledi ve beni uğurladı.

Ondan sonraki sözcü muhataplığım, New York'taki Green Tree Zirvesi'nde Stefanos Stefanu ile oldu. Rum gazetecileri etrafına toplayıp görüşme ile ilgili detaylar veriyor olmasını kıskandığım için aklımda kalmış olsa gerek. Adam her gazeteciye ayrı bir bilgi sızdırıyor, hangi gazetecin hangi soruyu sormasının daha münasip olacağını belirtiyor ve basın açıklaması öncesinden daha Rum medyasını dizayn ediyordu.

Şimdi de çözüme en yakın olduğumuzun söylendiği ya da son şans diye nitelendirilen bir dönemde, her fırsatta şahin şahin konuşan Hristodulidis.

Nedir bu sözcülerden çektiğimiz?

Bu sözcü çilemiz bitmeyecek mi?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.