Başkan ile baş başa 15 dakika

loading
6 Haziran, Cumartesi
£

8.57

7.64

$

6.77

A- A A+

Başkan ile baş başa 15 dakika

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile özel bir söyleşi yapma arzum ve özlemim birçok Kıbrıslı Türk gazeteci gibi köşe yazılarıma ve sosyal medya paylaşımlarıma konu olmuştur.

"Kısmet bugüneymiş" dedik ve Cumhurbaşkanı ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Çok hızlı ama çok yoğun bir röportaj oldu.

Ne Cumhurbaşkanı'nın lafı geveleme ne de benim uzun uzun cümleler arasından cımbızla anlamlar çıkarma niyetimiz vardı.

Dolayısıyla Yavuz Sultan Selim Köprüsü açılışı için geldiği İstanbul'da, kamu kaynakları ile değil, Kıbrıs Postası kaynakları ile eşlik ederken, kaldığımız Conrad Oteli'nin 14'üncü katındaki terasta karşılıklı ve baş başa oturduk. Ben sordum o söyledi.

Boğaz manzarası harikaydı ancak Cumhurbaşkanı'nın söyledikleri de öyle olduğu için, manzaraya dalmadan, bütün dikkatimi Akıncı ve söylediklerine verdim.

Çünkü önemli şeyler söylüyordu ve bunları bana, dolayısıyla Kıbrıs Postası'na söylüyordu. Dinlerken yakaladım ama yazarken daha da netleşti.

Cumhurbaşkanı Akıncı, 1990'lardan bu yana Kıbrıs'ta çözümün temel dinamiğini oluşturan AB konseptini, değişen dünya koşullarına göre genişleterek müzakere sürecindeki "2016'da çözüm hedefinin" bugüne kadar ifade etmediği temel felsefesini Kıbrıs Postası'na açıkladı.

Dünyada ve özellikle Doğu Akdeniz'deki yeniden kurulan dengelerin ana omurgasını oluşturan enerji politikalarına odaklanan bu yeni felsefe, "iş birliği istikrar ve barışın temelini oluşturur" yaklaşımına dayanıyor. Bir zamanların rüya projesi AB'nin yaşadığı sıkıntılar dikkate alındığında, sürdürülebilir bir çözüm için daha geniş bir konseptin esas alınması Kıbrıs'ta ulaşılacak çözümün sürdürülebilir olması için çok daha sağlam bir zemin oluşturuyor.

Türkiye'nin AB odaklı dış politikasının küresel dengelerde aktör olma perspektifiyle çok boyutlu yeni bir yapıya dönüştüğü yeni dönem de, Cumhurbaşkanı Akıncı'nın bana anlattığı yeni çözüm paradigmasıyla tam bir uyum içinde.

Kıbrıs sorunu artık "çözülsün AB'li olalım" klasik yaklaşımını aşarak "çözülsün Kıbrıs Türk halkı dünyalı olsun" eksenine sıçradı.

Öyle ya, Avrupa Birliği artık uğrunda ölünecek hülya olmaktan çıkmış bulunuyor bildiğiniz gibi.

Avrupa Birliği'nin sunduğu doğru standartlar, yaşam biçimi ve farklılıkların birliği felsefesi bir mülteci krizi ile çöktü, bütün bunların yanı sıra birliğin temel direklerinden birisi olan İngiltere, "benden bu kadar" deyip ayrıldı.

Baki kalan ne? İnsanların, dolayısıyla ülkelerin ihtiyacı olan enerji, bununla birlikte gelen enerji rekabeti ve bugünlerdeki en hassas global konuların başında gelen enerji güvenliği.

Cumhurbaşkanı Akıncı, bunu işaret ediyor ve çözümsüzlük halinde Rum tarafının ya da bir başka ifadeyle Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, Türkiye - İsrail yakınlaşmasının bir ürünü olarak, Doğu Akdeniz enerji denkleminin dışında kalmasının muhtemel olduğunu söylüyor.

Bir zamanların Sarayönü odaklı siyasetinden AB odaklı siyasetine, şimdi de enerji odaklı çok taraflı global iş birliklerinin yeni konseptine... Zamanı okumanın önemi apaçık ortada.

Bir de Hristodulidis ve Anastasiadis başlarını "Kıbrıslı Türklerin statüsü yükseliyor paranoyası"ndan çıkarıp bu kadar görebilseler, bu iş tamam derim şu an.

Başkan ile baş başa geçirdiğim bu kısa ancak son derece dolu zaman ile ilgili birçok yazı daha çıkar, çıkacaktır.

15 dakika az bir zaman değil.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.