Ben olsam garantilere başka türlü bakardım...

loading
2 Haziran, Salı
£

8.51

7.58

$

6.81

A- A A+

Ben olsam garantilere başka türlü bakardım...

Bir dostumla beyin fırtınasına dönüşen sohbetimiz sonrasında gündeme geldi ve konuyu biraz derinlemesine değerlendirdik.

Konu Kıbrıs sorunu olunca ister istemez en hassas konulardan biri olan garantilere gelip dayanıyor.

Garanti nedir? En azından Kıbrıs perspektifinden bakıldığında garantilerin ne ifade ettiğine bir bakalım.

Kıbrıslı Türkler için garantiler, "Rumların gün gelip saldırması, öldürmesi, can ve mala kastetmesi, kurulacak düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmesi ve Kıbrıs Türk halkının güvenlik ile huzurunu ortadan kaldırmaya teşebbüs etmesi" endişelerine cevap verecek ve içinde Türkiye'nin etkin olduğu bir güvence modelidir.

Kıbrıslı Rumların da aynı şekilde endişeleri vardır elbet. Onların da en büyük korkuları Türkiye gibi bir gücün adada bulunması, ya da ihtiyaç duyulması halinde bulunmak için yasal bir dayanağının bulunmasıdır. Rumların da en büyük endişesi, 20 Temmuz'da yaşananların tekrarlanması hatta daha da ileriye gidilmesi.

Her iki toplumun da kuş bakışı ve objektif bir bakışla kendine göre haklı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Ama garanti meselesini bu kadar basite ve iki toplumun yaşanmışlıkları ile ilgili endişelerine indirgemek ne kadar doğrudur?

Bence değil.

Garantiler aslında daha geniş ve uluslararası anlamda baktığınızda, sadece federal partnerinizden gelebilecek tehlikelere karşı korunmak anlamına gelmiyor.

Mesela Büyük Britanya devletinin devamının garantörü nedir? Kraliyet Ordusu'dur.

Aynı şekilde Amerika Birleşik Devletleri denen federal yapı nasıl ve neye dayanarak devam ediyor ve kendini koruyor? Amerikan Ordusu ile pek tabiî ki.

Anlatmaya çalıştığım, oluşması için en azından Türk tarafının samimi gayretini gördüğümüz Federal Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı, yaşaması ve halkının güvenliği, yani garantisi ne olacak?

Mümkün görünen çözüm modelleri adanın tamamen ya da çok büyük ölçüde askersizleştirilmesini öngörüyor. Evet içerideki güvenlik için her iki kurucu devletin bir polisi olacak. Bir federal polis olacak.

İki kurucu devlet yurttaşlarının birbirine karşı girişebilecekleri saldırı ihtimalleri üzerine garanti modeli bina ederken, çok stratejik bir noktada bulunan, IŞİD'in kutsal toprakları içerisinde sayılan ve enerjinin kıtlaştığı dünyamızda yeni enerji yatakları barındıran bölge ve ülkeyi dışarıdan gelecek saldırılara karşı kim koruyacak? Yani dışarıdan gelebilecek tehditlere karşı bu kurulacak yeni Federal Cumhuriyet'in güvenliğini kim garanti edecek?

Vatikan'ın İtalya ile askeri ve güvenlik anlaşması var. Vatikan'a saldıran karşısında İtalyan ordusunu bulur.

Monaco'ya saldıranın karşısına Fransa dikiliyor. Lihtenştayn'ın ise uluslararası alandaki garantörlüğünü ve güvenliğini ise İsviçre sağlıyor.

Kıbrıs ile ilgili garantileri konuşurken, "Rumlar bizi kesecek" ya da "Türkler adanın gerisini alacak" düşüncesi ile değil; kurulacak federal yapının dış güçlere karşı korunması perspektifinden de bakmak lazım bence.

Rumların yerinde olsam, "Türkiye'nin garantisini istemiyoruz ya da hiçbir garantiye gerek yok" söylemi ve politikası yerine, Türkiye'yi sağlam bir uluslararası anlaşma ile bütün Kıbrıs'ın güvenliğinden sorumlu hale getirmeyi sağlamaya çalışırım ve Türkiye'yi bu şekilde, bu anlamda bağlı tutarım.

Sonra da sırtüstü yatar, etraftan gelecek tehditleri savuşturmayı Türkiye'ye yıkarken, en çekindiğim ülkenin beni korumak zorunda olmasının uluslararası hukuk ve uluslararası diplomasi dünyasında sağladığı rahatlığın keyfine bakardım.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.