İnadından, ertesi güne sinemada girdik...

loading
30 Mayıs, Cumartesi
£

8.43

7.57

$

6.82

A- A A+

İnadından, ertesi güne sinemada girdik...

Kıbrıs meselesinin hız aldığı bu günlerde, ben Mont Pelerin'e gidip gitmeme arasında karar vermeye ve zirvenin yarım asırlık sorunun dönüm noktası olup olmayacağını kestirmek için beyin hücrelerimin tümüne fazla mesai yaptırırken, "Bu akşam sinemaya gidiyoruz ve benim seçtiğim filme giriyoruz" diye ültimatom gibi bir telefon aldım.

"Ha hu" deyip geçiştirdiğimi sanırken, akşam saatlerinde başarılı olamadığımı anladım.

Hanımefendinin seçtiği aşk meşk filminin gösterileceği 21:15 seansına yetişmek için hızlı hareket ettiğimi söylersem yalan olur. Hatta ayak sürüdüğümü de itiraf etmeliyim.

"Nasılsa geç kalırız, Benan da bu sevdadan vazgeçer. Ya benim istediğim vurdulu kırdılı adam gibi bir filme girer ya da evimize gider, koltukta Digitürk kumandamla olan seviyeli ilişkime devam ederim. Benan o kumandayı elime aldığımda başka türlü bir insana dönüştüğümü söyler ama inanmayın. Hele hele çocuklar odalarına çekildiğinde ve Nickelodeon'daki ne bulduklarını bir türlü kavrayamadığım saçma sapan programlardan vazgeçtiklerinde kumandamla çok mutluyum.

Dereboyu trafiği, gizli amacıma hizmet ediyordu. Trafik kilitlenmiş, 21:15'e yetişme şansımız gitgide azalıyordu. Üzgün numarası yapmaya çalışsam da karım, "Zaten filme gitmek istemiyordun. O yüzden böyle oldu" diyerek cuma akşamki Dereboyu trafiğini, benim "İkimizin Yerine" adlı ağlamalı aşk filmine gitme konusundaki isteksizliğime bağlayıp, beni hırpalıyordu.

Avenue Sineması'nın önünde beni, deyimi yerindeyse arabadan aşağıya attı ve ''Git bilet al ve beni bekle. Nasılsa reklamlar var bir şey kaçırmayız'' deyip 21:20'de beni sinema gişesine soktu.

1,88 boy, 115 kilo ve kocaman sakalımla, gişedeki kıza, "İkimizin Yerine filmi için çok geç kaldım mı?" diye sorduğumda gişedeki kız bile gülmemek için kendini zor tuttu.

Sonra gülümseyip, "Yer yok ki" deyip, gecenin en güzel haberini verdi. Dualarım kabul olmuştu.

Şimdi arabayı park etmekle meşgul Benan'a bu haberi, sevinmiş gibi görünmeden nasıl verecektim?

Telefonla aradım ve üzgün bir ses tonu takınmak için kendimi zorlayarak, "Canım yer yokmuş. Arabayı park etme evimize gidelim. Yarın akşam geliriz" dedim.

Cümlenin ikinci kısmını dinlemeden, "23:45 seansına bilet al" dedi sertçe ve telefonu kapattı.

Evet, hiç gitmek istemediğim ve seansı kaçırmak için taktik ve strateji uygulayan ben, karımın intikam kokan talimatıyla 23:45'e bilet aldım ve 21:20'den 23:45'e kadar o istemediğim filmi izlemek için Lefkoşa sokaklarına o kafe senin bu kafe benim tam iki buçuk saat geçirmek durumunda kaldım.

Bir de üstüne üstlük, Benan'ın bir elinde biletleri tuttuğu ve diğer eli ile zafer işareti yaptığı tacizlere maruz kaldım.

Bir iki kere, "Uykum geldi, eve gidelim" şeklinde kendimi acındırıp sinemadan vazgeçirmeye çalıştım ama normalde yorgunluktan erkenden yatan karıma o gece bir enerji geldi ki sormayın. Üstüne bir de inadı binince çaresiz filme girdik.

"Bari bırak sinemada uyuyayım" diye yalvardım. Horlayıp onu rezil edeceğimden endişe ettiğinden ona da izin vermedi.

Sürekli dirseği ile dürtüp uyanık kalmamı sağlarken, bir yandan salya sümük ağladı. Ben ise eski Türk filmlerinde olduğu gibi bu filmde de kaderin nasıl abartılı bir şekilde ağlarını ördüğünü ve hayatta olmayacak tesadüfler üzerine kurgulanan filmi mırıldana mırıldana eleştirdim durdum.

Tabiî filmi beğenmedik ya, doğrudan "Duygusuz" damgasını yedik.

Filmi beğenmesem de Nejat İşler'in yanımda hala Kaybedenler Kulübü'nden kalan kredisi var. O yüzden abimizdir. Ama saat 23:45'te değil.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.