Yangına Başkanlık benzini

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

A- A A+

Yangına Başkanlık benzini

Kimse kusura bakmasın ama bu ülke ve bu ülkenin çocukları sizin oyuncağınız ya da siyasi tatmin aracınız değil.

Ülkede tam anlamıyla bir sendikal kalkışma var.

Sabah kimin kaçta okula gideceği belli değil. Saat 8'de giden çocuklar, Milli Eğitim Bakanlığı'nın kararını çiğnemiş oluyor, ancak otorite tanımayan öğretmen sendikalarına bağlı öğretmenler, saat 8.30'da giden çocukları eksik yazıyor.

Okullarda sabah iki kez yarım saat arayla derse başlama zili çalıyor.

Memurun işe gidiş saati ile ilgili bir şikayetimiz yok zaten.

Ne zaman vaktinde göreve gittiler ki, yarım saat geç ya da yarım saat erken gitmeleri bizim için fark etsin? Ama çocukların okula gidiş geliş saatleri önemli.

Bir sendikacı dostumla konuştum. Ne istediklerini sordum. Saatlerin Avrupa saatine uygun hale getirilmesini istediklerini ifade etti. Anladığımı ancak kararın hükümete ait olduğunu, verilen karara tepki göstermek başka bir şey iken, siyasi erkin kararını tanımayıp, herkesi etkileyecek şekilde davranmanın doğru olmadığını ifade ettimse, "Ne yani, otorite öyle karar verdi diye öyle mi davranacağız?" dedi.

İşte sorun, tam da burada.

Devleti kimin yönettiği belli değil.

Seçimi neden yapıyoruz, onu da anlamıyorum artık.

Sendikalar kendi içlerinde seçim yapıyor ya, 250 oy alan başkan oluyor. Sonra sendikalar kendi aralarında bir platform kurdu mu, alın size hükümetin üzerinde otorite.

İstediklerini yapıyorlar, diledikleri karara uyuyor, beğenmedikleri olunca da sokağa dökülüyorlar. Güçlü mali yapıları, hatta bankaları var. Dolayısıyla üyelerinin greve çıkması herhangi bir bedel ödemek anlamına gelmiyor. Grev demek işe gitmemek demek ama cepten bir şey eksilmemesi demek.

Dün ve bugün bizi bekleyen bir kaos, bir sendikal kalkışma olduğunu söylemiştim.

Devletin otoritesine karşı işlenen bir başkaldırı, hatta darbe.

Bu kalkışmaya, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın destek çıkmasını aklım almıyor.

Ercan'da kendisine bu konuda soru sorulmamasına karşın, sendikaların kaos oyununa destek vermesini, devlet adamlığına sığdıramadım doğrusu.

Söyledikleri, "Ben hükümete söyledim dinlemediler, o yüzden devletin otoritesine karşı yapacağınız her eylem, çocukları mağdur etmek de dahil mübahtır. Benden günah gitti" anlamından başka bir şey içermiyordu. Yani sendikaların çıkardığı yangına benzin döküp, Brüksel'e haklarımızı korumaya gitti.

"Devletin otoritesini tanımamakla iyi ediliyor" mesajını, devletin otoritesini ve manevi şahsiyetini temsil eden devletin başındaki kişi veriyorsa, işimiz var.

Türkiye'den gelip rulet masalarında sabahladıktan sonra yazılan abuk subuk yazılar karşısında devletin başını ilk ve sanırım tek ben savunurum ancak devletin başı, devlet otoritesinin sarsılması konusunda dün yaptığını yapınca da ilk ben tepki gösteririm.

Ülkede bir çözüm olması halinde kuzey parça devletinde hangi kesimlerin borusunun öteceğini de anlamış olduk bu arada.

Şükür ki Troyka denen bir şey var, geldiği zaman bu öten boruların, aynen Güney Kıbrıs'ta olduğu gibi, AB standartlarında montajı münasip bir şekilde yapılır.

Bireyler olarak kendi kendimizi koruma moduna geçtik.

Devletten ümidimizi yitirdik. Belki de istenen o.

İktidar olup da muktedir olamamış hükümetler, hükümete gol atacak diye sendikalara ön veren Cumhurbaşkanları, bu kaostan nemalanmaya çalışan yeni yetme siyasiler ve kendilerini her şeyin üzerinde gören ve öyle davranan sendikalar olduğu sürece de bu böyle devam edecek sanırım.

Bizi geçtim, çocuklarımızın hakkına hayır.

Gerçi Başbakan'ı bu kaotik ortamda bir kere bile görsek fena da olmazdı hani.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.