Yolun sonu göründü

loading
1 Haziran, Pazartesi
£

8.44

7.57

$

6.82

A- A A+

Yolun sonu göründü

"Deniz bitti, liman göründü" dedi Ulaş Barış, dün Cenevre'de titreye tireye otelin kapısının önünde İsviçre kantonundaki son kahve ve sigaralarımızı içerken.

Hakikaten de öyle. Artık yolun sonuna gelindi.

Kimsenin, Rumlar ile Yunanlıların bu süreci "Arab'ın yallelisi" gibi uzatmasına müsaade etmeyeceği, Uluslararası Kıbrıs Konferansı'nda çok net bir şekilde kendilerine hissettirildi.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile yaptığım seyahatlerin sayısını unutmaya başlıyorum yavaş yavaş. Cumhurbaşkanı her seyahatte, uçuşun belli bir noktasında, uçağı bir boydan bir boya dolaşır. Hem ayaklarını esnetir hem de birlikte seyahat ettiği gerek heyet mensupları gerekse de gazetecilerle sohbet eder.

Dün Cenevre-İstanbul arasındaki uçuşta, bir yandan bir James Bond filmi izliyorum, diğer tarafta Canan Onurer'in akıllılık edip çantasına koyduğu öteberiyi atıştırıyorum, diğer taraftan da gözüm Business Class'ın perdelerinden Cumhurbaşkanı'nın ne zaman belireceğinde…

Gelenek bozulmadı ve biz Kıbrıs Postası ekibi olarak artık kendi aramızda "Cumhurbaşkanı devriyesi" diye nitelendirdiğimiz ve bizim de hoşumuza giden Cumhurbaşkanlığı uçak turu başladı.

Perdeye yakın sayılacak bir yerde oturduğumuzdan Akıncı'nın ilk duraklarından biriydik.

Akıncı ile sohbetimizde, artık yolun sonuna geldiğimizi iyice hissettim. Hatta bunu, manşetimize de taşıdık.

Aynı uçakta Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş da Cumhurbaşkanı ile birlikte seyahat ediyordu. Onunla İstanbul'da karşılaştık ancak Cenevre'de birkaç kez bir araya gelme fırsatım oldu. Serdar Denktaş da bu sürecin bir an önce son bulmasını istiyor.

Belki onun gönlünde yatan aslan Cumhurbaşkanı Akıncı'nınkine benzemiyor ancak ortak noktaları, sürecin ucu açık bir şekilde devam edemeyeceği ve bunun bir sonunun olması gerektiği. Bir diğer ortak noktaları ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin de bu şekilde dünyadan izole bir şekilde devam edemeyeceğine olan inançları.

Her ikisi ile bu noktada şiddetle hemfikirim.

Bu müzakere sürecinin nereye varacağından öte ne zaman bir sonuca varacağı benim için önemli.

2016 sonu diye bir deadline konmuştu. Bu, Mont Pelerin nedeni ile biraz sarkmış olabilir ancak bunun daha fazla uzamayacağı da net.

Hatta Serdar Denktaş'ın birkaç kez dillendirdiği, bu sürecin tıkanması ve oyalama taktikleri ile çıkmaza sürüklenmesi durumunda, Kıbrıs Türk halkının tavrını ve tercihini bir referandum ile netleştirip dünyaya duyurmak fikri de bana göre son derece cazip. Uluslararası camia, "Tüh! Fırsat penceresini kaçırdık. İnşallah başka bir süreç başlar ve Kıbrıs sorununu çözmek için yeni fırsatlar yaratırız ileride" derse, cevabımız bu olur gibi gelir bana.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanının da bu duygu ve dürtülerle yapılmış bir şey olduğunu daha da anlıyorum. Masada görüşme yapmak ve ortaklık kurmak için otururken, muhatabınız binbir dereden su getirerek kıvrıla kıvrıla kaçarken, bir yaptırım gücünüz olmalı. "Siz anlaşmaya gelmezseniz, ben de şunu yaparım" diyecek bir noktada olmanız lazım. O yüzden Serdar Denktaş'ın bu önerisi, KKTC'nin yeniden düzenlenmesi fikri ile birleştirildiğinde B Planı'nın temeli olabilir.

Evet, Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili süreç yavaş yavaş tükeniyor.

Sonuç ya referandum ya da federal çözümün artık mümkün olmadığını ilanı. Her ikisi de benim için uygun, yeter ki bu süreç bir an önce bitsin de sevgili Nazım Beratlı'nın dediği gibi, "Kuş muyuz deve miyiz bilelim"...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.