Detaya girmeden doktorum...

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.42

7.57

$

6.82

A- A A+

Detaya girmeden doktorum...

Gençliğimin geçtiği Lefke'de bir doktor vardı. Adı Selçuk Sömek'ti. Selçuk Bey diye geçerdi. Lefke'de herkes tarafından sevilir. Hatta o kadar saygı görürdü ki, neredeyse Tanrı mertebesindeydi.

Kahveye girdiğinde herkes ayağa kalkar, Selçuk Bey geldi diyerek, bir acı kahveyi ısmarlamak için herkes yarışırdı.

Daha çok doktor adı sayabilirim eskilerden. Saygınlığı gökyüzünde olan.

Geçenlerde kaybettiğimiz Lefke'deki Berber Macit'in, "Be çocuklar doktorlarla aranızı iyi tutun. Gün gelir size can koyarlar" deyişi hala kulağımdadır.

Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin lideri Fazıl Küçük de bir doktordu.

Saygınlığını zaten konuşmaya gerek yok.

Dün bir eylem oldu. Gerçi bir süredir oluyor ya, neyse.

Doktorlar, teferruata girmeden anlatacak olursak, doktorluk yapmama eylemi yaptılar.

Detaylarda boğulmaya yine gerek yok.

Yani eylemde başı çeken, özellikle kıdemli doktorların hastaneden nöbetlerle birlikte aldıkları yüksek maaşları ve ayrıca kliniklerinde tedavi ettikleri hastalardan topladıkları ekstra beş haneli rakamları buraya yazmaya da hacet yok.

Hatta daha da detaya girip, eylemde olan bazı doktorların, eylem yerinde değil de kendi kliniklerinde ameliyat yaptıkları şeklindeki tespitlerimizi de bir bir anlatmaya hiç lüzum yok.

Şimdi teferruatla okuyucu sıkmaya gerek yok. O yüzden sosyal sigorta emeklisi olacak yeni doktorlarla, kamu emeklisi olmayı bekleyen kıdemli kamu doktorları arasındaki tavır farkının kaynağına ve talep edilen ama asla olmayacağını bildiğimiz maaş iyileştirmesinde emeklilik ikramiye ve maaşlarına yansıyacaklara girecek değiliz tabiî.

Yeni doktorlara yapılan iyileştirme sonrası, nöbetler ve neredeyse Bakanlar Kurulu'na gelecek Döner Sermaye Yasası sayesinde doktorluğun yeniden cazip hale geleceği ve bir genç doktorun performansına göre devletten 20 bin TL'yi aşkın bir gelir elde edebileceğini yazıp da tafsilata girmeye gerek olmadığını düşünüyorum.

Tabiî hal böyle iken, devletten aldığının üç-beş mislini 'devletten aldığı ile birlikte' cebine koyan, statükonun devamını isteyen doktorların durumunu da anlatmama gerek yok sanırım. Çok ayrıntı olur. Lüzumu yok.

Tabiî, hastanelerin durumu, ekipman ve çalışma şartlarından da bahsetmeye gerek yok. Şubat 2017'de Anayasa Mahkemesi ikinci iş yasağı kararı verince ancak bu sorunlar göze battığı için onlardan da bahsetmenin bir alemi yok.

Teferruata hiç girmeden şunu söyleyip, bugünkü yazıyı da bağlayalım:

"Yoldan geçen Ahmet Bey" diye tanımlamayı sevdiğim sıradan vatandaşın, eylem yapan kamu doktorları ile ilgili düşüncesine tanıklık ettim gün boyu gelen telefonlar ve karşılaştığım insanlardan.

"Devlet az ya da çok bu doktorları ödüyor. Biz ise tedavi olmak istiyoruz. Nedir bunların yaptıkları? Çok ayıp kendilerine" tadında tepkiler var tabiî detaya girmeden.

Detaya girecek olsam ve vatandaşın tam olarak ne söylediğini yazsam, ne bu yazı yayınlanabilir ne de Tıp-İş'in avukatlarından kurtulabilirim.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.