Benim işim bu, ya sizinki?

loading
4 Haziran, Perşembe
£

8.47

7.57

$

6.75

A- A A+

Benim işim bu, ya sizinki?

Benim işim bu, ya sizinki?

Cuma akşamı Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile katıldığım canlı yayın sonrasında herkes ağzına geleni söyledi.

Diğer açıklamalar gibi meslektaşlarım ve arkadaşlarımdan bir açıklama daha geldi dün.

Gazeteci değil de "Emir Eri" yakıştırması yapmışlar programa katılan Hasan Kahvecioğlu, Hasan Erçakıca ve benim için…

Öyle bir tablo yarattılar ki, sanki Elçilik Binası'na vardığımızda mikrofonlar takılırken, elimize birer zarf verip, "Alın sorularınız bunlar" denmiş ve biz de bu soruları sormuşuz gibi.

Dilediğimizi sorduk. İstediğimiz cevapları da aldık.

Aldığımız cevaplar da, maşallah hiç isimlerimize yer verilmeden, gazetelerde haber olarak yer almış. Hem de eleştirenlerin gazetelerinde sayfa sayfa.

Yani gazeteci olarak görevimizi yapmış ve haber üretimine katkıda bulunmuşuz.

Yapmadığımız ne vardı?

Bir gazetede, sorulduğu gibi Çavuşoğlu, Kuzey Kıbrıs'taki Türkiye düşmanlarından bahsederken, ayağa kalkıp, "Burada Türkiye düşmanı yok" demedik mesela.

Çünkü var.

Türkiye ile KKTC'nin arasının bozulmasını isteyenler var. İsim isim de sayabilirim ama konumuz o değil.

Maksat soru sormak mıydı?

Soru soramadıkları için mi bozuldu arkadaşlar ve gazeteciliğimize laf edecek kadar ileri gittiler?

Çavuşoğlu'na soru sormak isteyip de BRT'nin yayınladığı ortak yayına katılamadıkları için soru soramayan gazeteciler mi var?

Cumhurbaşkanlığı'nda basın açıklaması yapılırken, soru sorulması için hem Cumhurbaşkanı hem de konuk Bakan fırsat verdi ama kimse oraya gidip basın açıklamasını bile izlemedi ki soru da sorsun. Oraya da mı sadece seçilmiş gazeteciler katılabilirdi?

Yoksa Elçiliğe gidip Çavuşoğlu'na hesap soracaklardı da biz mi sormadık diye mi bozuldular? Hâlbuki biz gazeteciyiz. Öyle bir görevimiz yok.

Bir 15 Kasım öncesiydi. Ben, Başaran Düzgün, Aysu Basri, Ali Baturay ve Sefa Karahasan, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezi'nde Erdoğan ile kahvaltı yapmaya çağrılmıştık. O gazeteciler de mi "emir eri" idi?

Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıs temsilcileri birçok davet yaptılar ve birçoğuna katıldım. Davet edilenler bu sefer Avrupa Birliği'nin emir erleri mi oluyordu?

İngiliz Büyükelçisi, Amerikan Büyükelçisi zaman zaman seçmece davetler yapar. Oraya davet edilenler bu sefer İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri'nin mi emir erleri haline geliyor?

Yapmayın Allah aşkına.

Papadopulos'un da karşısına oturdum, Klerides'in de, Jack Straw'un da, Robin Cook'unda… Hatta araya bir de Pervez Müşerref bile sıkıştırdım. Avrupa Parlamentosu'ndaki sayısız söyleşilerimi saymaya gerek bile yok. Bunları yapabilmişsem vardır bir nedeni diye düşünürüm. Bence siz de düşünün.

Çavuşoğlu'na ne sorulmasını isterdiniz de sorulmadı o akşam çok merak ediyorum.

Akıncı ile arasının bozuk olup olmadığını mı? Soruldu.

Kablo ile elektrik meselesini mi? Soruldu.

Kıbrıs sorunun tüm boyutlarını mı? Enine boyuna soruldu.

Gaz meselesinde Türkiye'nin tutumunu mu? O da soruldu.

KKTC'de bazı siyasilere yakınlık gösterip göstermediğini mi? Soruldu.

Başka ne sorulacaktı da biz sormayıp gazetecilik mesleğinin yüz karası olduk gözünüzde anlamadım.

Sizi şerefimle temin ederim ki mesleki anlamda vicdanım çok rahat.

Ben işimi yaptım, bir şey ürettim ve birçok meslektaşım da bu üretilenden yararlandı.

Benim işim de bu.

Ya sizinki?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.