Bu işler için yaşlanıyorum galiba...

loading
2 Haziran, Salı
£

8.49

7.56

$

6.77

A- A A+

Bu işler için yaşlanıyorum galiba...

Saat 02.00 civarıydı. Başucumda duran cep telefonunum acı acı çalmasıyla daha bir saat önce kapattığım gözlerimi yeniden açtım. Telefonun ucundaki ses Kıbrıs Postası Haber Müdürü Canan Onurer'inkiydi.

"Abi Çatalköy'de patlama var. Cephanelik yanıyor" dedi.

Yatakta doğruldum. Hızlıca uyku modundan çıkmaya çalıştım. Artık bu abuk subuk saatlerde olay çıkmasına alışmış olan ve bir gazeteci ile evli olma cefasına 20 yıldır gık demeden katlanan sevgili eşim Benan ise benimle birlikte yatakta doğruldu.

Noldu Canım?

"Patlama olmuş Çatalköy'de. Cephanelik..." diye anlatırken diğer taraftan gazeteci dürtüsüyle hangi yoldan, polis barikatlarına takılmadan, en hızlı şekil olay yerine gitme hesapları yapmaya başladım.

Mesleki dürtü vücudu ve beyni otomatik hale getirmiş ancak, eski çevikliğin yerinde yeller esiyor.

"Bu işler için yaşlanıyorum galiba" diyerek hazırlandım ve aşağıya indim.

"Arabayı dikkatli sür. Kendine de dikkat et" dedi usulca ben aşağıya inerken.

Kolay mı? yıllardır. Ne sel, ne bomba, ne terör saldırısı, ne kaza ne yangın, ne de darbe, yataktan her an fırlayıp habere gitme potansiyeli olan bir adama katlanıyor. Ne ben ne de meslek, hakkını ödeyemeyiz.

Ulaş Barış'ı Kaymaklı'dan kaptığım gibi yola düştük. Sarı basın kartımızı göstere göstere, geçmediği yerlerde, bazen şirinlik bazen de hırçınlık yaparak olay yerine zar zor vardık.

Gördüklerimiz karşısında, barikatların birinde güçlerimizi birleştirip tek arabada buluştuğumuz Kıbrıs Postası Kameramanı Osman Taşralı, "Abi keşke geçmemize izin vermeselerdi" dedi gayri ihtiyari.

Haksız değildi çocuk hani. Patlamaların yaşandığı noktaların yanındaki yoldan geçerken resmen korku filmi setinde gibiydik.

Sel sularına kapılan gençleri kaybettiğimiz gece, "Ne ulan burası Kamboçya mı?" demiştim. Dün sabah ise olay yerine ağır ağır yaklaşırken, Ne ulan 1970 ve 80'lerin Beyrut'umu burası dedim.

Ara sıra patlama ile aydınlanan gökyüzü, kesif bir duman görüş mesafesi kısaltmış ve yer yer yanan ağaçların verdiği çirkin kızıllık hakim.

Devlet erkanının bulunduğu otele vardığımızda gördüğüm manzara ilginçti.

2 Bin kadar turist, binaların dışına çıkarılmış daha güvenli olan sahile doğru yönlendirilmiş. Otel görevlileri etrafta fır dönüyor. Ne bir çığlık ne bir tepki. Herkes haklı olarak korkmuş ancak sakin. Herkesin ihtiyacı anında giderilmeye çalışılıyor. Ciddi ve beklenmedik bir kriz ile karşı karşıya kalmış Acapulco Hotel'in böylesine bir olay ile baş etme şekli bana göre takdire şayan.

Tatile gittiğinizde en önemsediğiniz şey güvenlik değil mi? Ancak güvenlik ile ilgili zafiyet varsa, sorunsuz zamanlarda değil böylesine felaketlerde ortaya çıkmaz mı? Kriz anında bu krizi nasıl yönettiğiniz ile ilgili değil mi?

Acapulco, Çağıner Ailesi ve personel bana göre, yanı başlarında bir cephaneliğin patlamasına rağmen konuklarını güvende hissettirmeyi başarmıştır. Bu gibi durumlarda krizi yönetip yönetememe yetisi ortaya çıkar. Zaten gün ağarır ağarmaz, hiçbir şey olmamış gibi hazırlanan muhteşem kahvaltı salonu ve konukların ağırlanması, otelin bu felaketin üstesinden çoktan geldiğinin işaretiydi. Geçmiş olsun derken, aynı anda kutlamak isterim.

Yorucu ve üzücü bir geceydi. Ama herkesin kenetlendiğini görmek, hem devlet yönetiminde, hem güvenlik güçlerinde, hem de yönettiğim Kıbrıs Postası'nda aynen Acapulco gibi kriz anında ne yapacağını bilen ve bunu büyük fedakârlıkla yapan insanların olduğunu görmek güzel.

Ama yine de bu işler için yaşlanıyorum galiba...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.