''İsteng tabi çünkü sen de buralısın be çocuk''

loading
2 Haziran, Salı
£

8.49

7.56

$

6.77

A- A A+

‘’İsteng tabi çünkü sen de buralısın be çocuk’’

Gazetecilik ödülleri konusu benim hep içimde ukdedir. 1992 yılından beridir çalıştığım bu sektör beni hiç ödüle layık görmedi. Gerçi hiç yaptığım bir işle ödüle başvurmadım. Bir sefer hariç. Hürriyet Kıbrıs’ta çalışıyordum. Sanırım 1998 yılıydı. Eski Başbakanlardan Osman Örek ile röportaj yapıyordum. Röportajın yarısında, haftaya devam edelim demiş, ancak o bir haftalık arada hayatını kaybetmişti. Yarım kalan söyleşiyi, Yarım Kalan Roportaj diye yayınlamıştık. Gazeteciler Birliği’nin o yılki ödüllerine röportaj kategorisinde başvurmuştum. Sonradan Gazeteciler Birliği Gazeteciler Cemiyeti çekişmesi nedeniyle ödül alması muhtemel başvurumu geri çekmek zorunda kalmıştım. Dönemin Gazeteciler Birliği Başkanı Özgül Gurkut Mutluyakalı’ya durumu izah etmeye çalıştığım ama pek başarılı olamadığım telefon konuşması hala aklımdadır.

Eminim başkaları almıştır ama ödüllerle ilgilendiğim ve ödül almak konusu benim için çok büyük bir mesele olduğu o dönemde köşe yazısı dalında ödül alan ve aklımda kalan tek kişi dün kaybettiğimiz Mustafa Doğrusöz idi.

Ben genç bir muhabir olarak, köşe yazarı olmak hayalleri ile yanıp tutuşurken, , Mustafa Doğrusöz benim gözümde, hem hayalini kurduğum şey olan köşe yazısı yazıyor hem de bunun için ödül alıyor. 20’li yaşlarında bir gazeteci için ilah gibi bir şeydi Mustafa Doğrusöz anlayacağınız.

Gel zaman git zaman, Londra’ya yerleşemeye karar verdim.

Kıbrıs Gazetesi’nin Londra Muhabiri olarak görev yapıyorum.

Londra’da yaşıyor ama Kıbrıs Gazetesi’nde çalışıyordum. Mustafa Doğrusöz ile aynı sayfaları paylaşıyor, zaman zaman telefonda konuşuyordum.

Ben kıvama gelip köşe yazıları gazetede yayınlanacak bir gazeteci olmak için var gücümle denemeler yazdığım, elime geçen her şeyi okuduğum yıllarda, o gözümde ödüllü bir köşe yazarı idi. Ben ona o çerçevede hürmet ediyor, o da bana genç bir meslektaşı olarak sevgi ve saygıyı eksik etmediği gibi sabırla sorularıma yanıt veriyor, ondan bir şeyler kapmak için onu telefonda uzun tutmaya çalıştığıma bozulmuyordu.  

Mustafa Abi’nin kitabı çıkmıştı o günlerde.

Çünkü Ben Buralıyım.

Bir coğrafyaya ve bir kültüre bitmeyecek olan aşkını anlattığı kelimeleri toplamış iki kapak arasına.

Telefonda konuşurken, ‘Mustafa Abi. Ben de senin kitaptan isterim’ dedim.

‘İsteng tabi. Çünkü sen da buralısın be çocuk’ dedi içtenlikle.

Bir hafta kadar sonra gazetenin ofisine adıma bir paket geldi. İçinden Mustafa Doğrusöz’ün kitabı çıktı.

Çocuklar gibi sevinmiştim. Kitabı aldım, kokladım. Satır satır okurken, adım adım Lefkoşa’yı gezdim. Öyle memleketten uzak olunca, böyle şeyler çok daha dokunaklı ve duygulu oluyor.

Kapağın içine imza atmıştı Mustafa Doğrusöz benim için.

‘Çünkü sen de Buralısın’ diye.

Mesleki olarak değil ama mesleğin icra edildiği yerler bakımından hemen her gazeteci gibi sağa sola savruldu Mustafa Abi. Ama beyefendiliğini mütevaziliğini hiç bırakmadı.

Bir süre mesleki mekanlarda değil, akşamcı mekanlarında karşılaştık. Hala yazıyor ve hala yaşamın keyfini çıkarıyordu. Güzel bir gülümseme ile karşılar, buyur ederdi. Hasta olduğunu duymamıştım. Bundan dolayı utanıyorum.

Kalemine taptığım, feyz almak için peşinde gezdiğim gözümdeki ödüllü köşe yazarının son zamanında onunla sohbet etmek isterdim. Kahretsin ki geç kaldım.

Buralıyız be Mustafa Abi. Buralı olmaya da devam edeceğiz.

Sen rahat uyu.    

 

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.