Silkinip kendimize gelelim

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

A- A A+

Silkinip kendimize gelelim

Covid-19 Pandemisi’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne özgü dersler içerdiğini düşünüyorum yavaş yavaş. 10 gündür vaka sayısında artış olmaması, temkini elden bırakmamayı elbette ki emrederken, sürecin bize verdiği başka bir emir var.

Silkinip kendinize gelin.

Covid-19 kapımızı çalana kadar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yanlış yaşadığımızı kabul etmekte fayda var öncelikle.

Üretimi bıraktık, paylaşmayı unuttuk, borç yiğidin kamçısıdır lafını abarttıkça abarttık ve hepsinden önemlisi olası felaket ve kötü günler ‘nasılsa bize bir şey olmaz’ diyerek hazırlık yapmadık.

Siyaset yapma biçimiz de rezaletti. Umarım bundan sonra böyle devam etmez de, o statükonun bazıları için rahat ve sıcak, birçoğu için de dayanılmaz ama alışılmış çarklarına geri dönmeyiz.

Kudret Özersay dün akşam, bu süreçte kamunun daha az personel ile döndüğünü gördüğümüze dikkat çekti.

Onun bile kamu görevlilerinin sayısını azaltmak gibi bir radikal karara imza atması mümkün değil ama en azından kamuda bir yeni düzenleme ve reorganizasyon ile verimliliği üst seviyeye çıkarmak konusunda bu süreci fırsata çevirebileceğimizi düşünürüm.

Yine silkinip kendimiz geleceğimiz süreç içerisinde bir vergi adaleti sağlanması şart.

Çok kazanandan çok, az kazanandan da daha makul ölçülerde doğrudan vergi toplama aparatlarını taze ve yenilikçi bir yaklaşımla düzenlemek şart. Kamu maliyesinin yükünü dolaylı vergilerle çok veya az kazandığına bakmaksızın herkesten eşit şekilde toplamak adaletsizliğinden de derhal geri durulmalı.

Ama bu vergi reformlarını yaparken de bu güne kadar olduğu gibi vatandaş versin ama devlet vergilerin karşılığını hizmet olarak ödemesin ve vatandaş özelden hizmetleri sağlamaya devam etsin mantığı ile değil. Devlet vergileri toplasın ama hizmetini bir tamam versin.

Siyaset artık kişiler ve siyasi partiler için değil, vatandaş için yapılmaya başlansın mesela.

Parti dengeleri, siyasi rant, torpil, onun dönemi bunun dönemi gibi kelimeleri lugattan çıkaralım, koymaya çalışanı da cezalandıralım diyorum.

Koronavirüs süreci boyunca en azından sağlık tedbirleri bakımından başımızda bir devlet olduğunu hissettik. İyi de geldi doğrusu. Bireylerin devletten zengin ya da nüfuslu olduğu dönem bir süreliğine sona erdi ve zengin, fakir, nüfuzlu, sıradan, herkes eşit oldu. Güzel de oldu. Devam etmeli.

Olmayanı ya da bir yerlerden gelmesini ümit ettiğimizi değil, var olanı paylaştık. Ama az ama çok. Yani hayali yorganlara göre değil, mevcut yorgana göre ayak uzattık. Yine yapalım ve yapmaya devam edelim. Yorgan büyürse ona göre davranırız yeniden.

Siyasiler belli güçlü sektör ve çevrelerden tepki almak pahasına kararlar almayı başardı. Nedenini halka anlattıktan sonra ve halkın yararına olduğunu ortada olunca çok da zor değilmiş. Devam edelim.

Bakın dara girince kolonya , maske gibi şeyler üretebiliyormuş bu toplum. Kolonya ve maske ile sınırlı kalmayıp kendi kendimiz yetmek yönünde adımlar atmaya başlayalım artık. İthalatı değil, üretimi teşvik edelim, vatandaş da yerli üretimi desteklesin. Üretelim. Az olsun ama bizim olsun. İleride çoğaltırız.

Bu yaz kimse yurt dışına tatile gitmeyecek belli. Biraz iç turizme bakalım. Barselona’da paella, Roma’da ravioli şımarıklığı yerine Lurcina’da fırın kebabı ve Akdoğan’da pirohu deneyelim. Bebek sahilinde kahvaltı yerine , Bağlıköy’de Perihan Aziz’in yerinde günün ilk öğününü alalım.

Daha çok şeyler yapılabilir ve daha çok şey yazabilirim, yazmaya ve kendi hesabıma yapmaya söz veriyorum.

Çünkü bir silkinip kendimize gelmemiz lazım.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.