Üretim, üretim, üretim...

Yayın Tarihi: 15/03/21 11:56
okuma süresi: 4 dak.
A- A A+

Hiç düşündünüz mü? Ben pek düşünmedim şimdiye kadar ama artık düşünme zamanımız geldi galiba toplum olarak.

Üretimden tamamen kopup, toplum olarak kendimizi tüketim üzerine programladık.

Beylik laflar bunlar biliyorum.

Her gelen ya da gelmek konusunda niyetlenen parti söylüyor biliyorum ama biraz derinlemesine bakmak istiyorum bu konuya.

Misal, etrafta eskiden ciddi bir meslek olan ve bunun için uzmanlaşmış kişiler ve işletmeler bulunan egzozcu görmeyeli 'ne kadar oldu hiç'i düşündünüz mü?

Arabanın egzozu patlar, egzozcuya gidilir. Kendi imalatı olan egzoz arabaya takılır ve hayat devam ederdi. Ya da egzozun delinen kopan parçası tamir edilirdi.

Aynı şekilde ayakkabı tamircisi görüyor musunuz ortalıkta. Belki tek-tük vardır.

'Kunturacı' derdik, güzel lehçemizle. Her köyde her çarşıda bir ya da iki tane vardı.

Ayakkabı yırtılıp delindi mi, oraya bırakılır, tamir olurdu, sonra hayat devam ederdi.

Geçenlerde tenekeci sordu arkadaş. Özel bir boyda mangal yaptırmak için. Eskiden çok sayıda olan bu meslek erbabından şimdi bile bildiğim kadar bir tane kaldı Lefkoşa’da o da turistik amaçlı dükkanını açık tutuyor.

Artık üretim yok, tamir yok.

At ve ithal edilmiş olan yenisini al.

Biliyorum bu yazının altına rahmetli Turgut Özal’ın ‘üretmeyin. Biz size verelim. Siz turizm yapın’ şeklindeki şehir efsanesini hatırlatan yorumlar yapılacak. Sanayi Holding denecek, şu denecek, bu denecek.

Peki Özal bize "zeytinlerinizi şöminede yakın, sonra Gemlik’ten zeytin ithal edin" de dedi mi?

Ya da arabalarınızı tamir ettirmeyi bırakın, her üç yılda bir borçlanarak yeni araba alın, ülkeyi de araba mezarlığına çevirin tavsiyesinde de bulundu mu?

Ya da "öyle bir tüketim toplumu haline gelin ki, market reyonlarında yerli ürünlerin sayısı, ithal ürünler yanında devede kulak kalsın" dedi mi, Türkiye’nin o dönemki Başbakanı?

Allah'ın çilek reçelinin yerlisini bulmak için 10 dakika reçel raflarının önünde bakakalmak mı olacaktı kaderimiz.

Üzüm sucuğunu tatmak için Mehmetçik'e mi gitmek gerekecekti, ya da harup pekmezi için kendi ailesi için üreten birinin insafına mı kalacaktık.

Domatesi Türkiye’den, sarımsağı Çin’den mi yiyecektik.

Terzilerimiz yok oldu mesela.

Var olanlar da hazır giyimcilerin paçalarını düzeltmek için varlar sanki.

Üretmek, tamir etmek, ‘değmez’ denilerek yapılmıyor artık.

Atalım, yenisini alalım.

Sanayi Odası’nın üretim temalı kampanyasını bu nedenle son derece önemli buluyorum.

Hükümetler bir üretim politikası geliştirmeli ve bunu devlet politikası haline getirmeli artık.

Bankaların ürünlerine bakın. Üretici kredisi var mı? Görmedim. Ama 'tüketici kredisi' hepsinde var. Hem de envayi çeşidinden.

Aslında yapılacak şey çok basit.

En çok nelerin ithal edildiğine bakılacak ve onların burada üretilmesi için teşvikleri, destekler, hibeler ve krediler verilecek.

Hem hayat ucuzlayacak hem de ülke kendi kendine yeter duruma gelecek. 300-400 bin kişinin yaşadığı bir ülkede bunu yapmak dünyanın en kolay işi.

Tabi burada niyet de önemli.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.