Merhaba, ben üzgün bir Dumankolik’im

Yayın Tarihi: 25/04/21 08:30
okuma süresi: 4 dak.
A- A A+

Bir zamanlar ev arkadaşlığı yaptığım Marmara Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümünde okuyan bir arkadaşım, Şan sınavına hazırlanıyordu. Sınavda kendilerinden bir opera parçası okumaları isteniyordu. Arkadaşım nereden bulduysa bir VHS video oynatıcısı edinip içine taktığı Pavarotti’nin bir konseri kaseti takıp televizyonun karşısına geçti ve Pavarotti’nin sahnede yaptığı hareketler dahil her şeyini taklit ediyor ve sınavına hazırlanıyordu.  Sorduğum zaman ise, ‘Bu işler böyle. En iyi yapanı bulup onun yaptığını yapacaksın’ demişti.

Yazdığım köşe yazılarının sayısının hesabını bilmem. 30 yıla yaklaşan meslek hayatımın 20 yıldan fazlasında düşüncelerimi yazdığım bir köşem oldu.

Aynen müzik bölümünde okuyan arkadaşım gibi ben de bana göre bu işi en iyi yapan kişiyi seçip onun gibi yazmak için çalıştım durdum.

Arkadaşım Erenköy’deki öğrenci evinde Pavarotti taklit ederken, ben Kadıköy Rıhtım’a gidip, gece yarısına doğru bir sonraki günün taşra baskılarının satıldığı iskele önündeki gazete bayilerine uğrar, Sabah Gazetesi’nin ön sayfasında yer alan gözlüklü gür bıyıklı, papyonlu fotoğrafı arardım. Gazetenin ön sayfasında varsa o gece Sabah Gazetesi’ni alır, Selahattin Duman’ın yazısını okurdum.

‘Onun gibi yazmak istiyorum’ diye de kendi kendimi gaza getirmeye çalışırdım.  

Evet, her zaman onun tarzını yakalayamadım ama zaman zaman konular uygun olduğunda yazılarıma mizahı katmayı başardığımı ve ona bir nebze olsun benzemeyi başardığımı düşünüyorum. Onun gibi olamadım belki ama ondan çok esinlendim ve etkilendim.

Türkçeyi müthiş kullanımının yanında içinde Arapça ve Farsçanın bulunduğu eski Türkçeye de hakimiyeti yazılarına müthiş bir tat verdi. 

Bahsettiğim ve her zaman söylediğim gibi kıskanır derecesinde kalemine hayran olduğum yazar, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz usta kalem, güzel insan Selahattin Duman’dan başkası değil.

En son Sevgililer Günü yaklaşırken okuduğum yazısından esinlenerek bir yazı yazmış ve ustaya son kez olacağımı tahmin edemediğim hürmetimi bu köşeden ifade etmiştim.

Oksijen Gazetesi’nde yeniden okurlarıyla buluşmasına çok sevinmiş, Duman yoksunluğumuzu artık gidereceğiz diye mutluluktan uçmuştum.  

Meğerse usta, geçirdiği trafik kazası sonrasında yaşadığı yoğun bakım günlerini bizi yine kahkahaya boğarak kaleme alırken, halen hastane yatağındaymış ve sadece üç yazı yazabilmiş.  

Ölümüne inanasım yok.

Türkiye’nin her zamankinden çok kahkahaya, en sıkıntılı durumları mizah ile yorumlamaya ve insanların yüzüne bir gülümseme gelmesine ihtiyacı olduğu bugünlerde Selahattin Duman’ın göçü çok zamansız oldu.

Önceki gün Bodrum’a defnetmişler, çok istediğim halde bir türlü fırsat bulup tanışamadığım ustamı.

Az değil 30 yıllık bir Dumankolik olarak çok üzgünüm.  

Türkiye’deki milyonlarca Dumankolik gibi ben de Duman yoksunluğu dönemine yeniden başlıyorum. Bu sefer ustanın smokinli fotoğrafının altında muhteşem bir yazıyı daha okuyabilme umudu olmadan.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Rasıh REŞAT yazıları