Cenevre’de Tango değil de Breakdance

Yayın Tarihi: 26/04/21 07:00
okuma süresi: 4 dak.
A- A A+

Siz bu satırları okurken 550 TL’ye pilav, 120 TL’ye kahve ve maazallah işler zora girerse dublesini 700 TL’den viski içilen diyara doğru yol alınıyor olacak.

Mont Pelerin Zirvelerinin birinde bizim Mehmet Kasımoğlu’nun taksiciye, ‘Kusura bakmayın bozuk param yok’ diyerek utana sıkıla uzattığı 500 Euro’luk banknot karşısında taksicinin, ‘Sorun yok burası İsviçre’ deyip 500 Euro’yu çatır çatır bozup, para üstünü verdiği zaman ülkenin ‘Paranın ne önemi var, önemli olan daha fazla para’ mottosu üzerine bina edildiğini tecrübe ile sabitlemiştik.

Cumhurbaşkanlığı heyeti ve onlarla birlikte, Covid riskine aldırış etmeden, seyahat edecek cesur gazeteci arkadaşlarım üç gün sürmesi beklenen gayrîresmi zirveden bilgi akışı sağlayacaklar elbette.

Cenevre’de ne mi olacak?

Ben de sevgili Ulaş Barış’ın dünkü yazısında ifade ettiği gibi, ‘Bilmiyorum’ diye yanıt vermek durumundayım.

Ancak Cenevre’ye nasıl gidiliyor olduğunu ve bu nedenle de beklentilerimi şu satırlarda özetlemem pekala mümkün.

Türk tarafı bir siyaset değişikliğine gitti. Bu siyaset değişikliğine uygun Cumhurbaşkanı Ersin Tatar da saraya yerleştikten sonra plan tıkır tıkır çalışmaya başladı.

Türkiye’nin planı, ‘Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek’ deyimine uygun olarak iki devletli çözüm diyerek, federal çözüm müzakerelerinde Güney Kıbrıs’ı köşeye sıkıştırıp, ‘İstediklerimizi kabul etmezseniz, iki devletli çözümde ısrar eder federal çözüm perspektifini gömeriz’ demekti.

Tango için iki kişiye ihtiyaç duyulduğu tüm dans otoriteleri tarafında teyit edildiği gerçeğinden hareketle, "ya birlikte Tango yaparız ya da biz doğrudan Breakdance’a geçiyoruz" siyaseti güdülmeye başlandı.

Bu arada Boris ve arkadaşları bir İngiliz Planı hazırlayıp, Cenevre’ye götürmek üzere kırmızı dosyalarına koydular, ne federal çözüm ne de iki devletli çözümü içeren bu planda, merkezi yetkiler azaltılarak, 'toplum devletleri' oluşturulacak ve ara yol bulunacaktı.

Türk Dışişleri’nin ölümü gösterip sıtmaya razı etmek taktiği işe yarıyordu.

Çavuşoğlu ölümü gösterirken, Boris sıtmayı getirip herkesi kurtaracaktı.

New York, Atina, Ankara ve Lefkoşa arasında uçaklarda seyahat etmekten birbirine taban tabana zıt argümanlar dinlemekten, erken bunama dahil birçok hastalığa davetiye çıkaran, BM’nin geçici özel danışmanı Jane’e de birileri bu orijinal taktikten bahsetmiş olacak ki, o da patronu Antonio’ya, ‘Patron sen bunların dediklerine bakma, müzakere taktiği izliyorlar, Rumlar yola gelirse bu iş olur’ diyerek ölüm ile sıtma arasındaki ilişkiyi anlattı ve Cenevre’yi toplaması için ikna etti.

Türk Dışişleri, Rum tarafını sıkıştırma planını uygulamaya başladığı sırada, 'tut' deyince 'yut' anlayan Kıbrıs Türk müzakere heyeti ve Türkiye Dışişleri dışında kalan ancak Kıbrıs ile yakından alakadar olan aktörler, ‘Boş verin tangoyu, doğrudan Breakdance yapalım’ dediler ve taktiksel yaklaşım bir anda gerçek yaklaşım haline dönüştü.

Yani Cenevre ‘Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek' taktiğinden çıkıp, 'doğrudan ölüme geçiyoruz’ noktasına taşındı.

Bizimkiler 700 TL’yi kutlamak için mi harcar yoksa üzüntülerinden mi bilinmez ama ölüm ve sıtma planına dönülmez ve ölümde ısrar edilip, ‘Tango değil Breakdance yapacağız’ denirse, Tatar da Akıncı’nın son iki yılı gibi, Cumhurbaşkanlığı’nın geriye kalan süresini festival açılışlarında geçirir.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Rasıh REŞAT yazıları