Hani bizim ''Poppy''lerimiz.....

loading
6 Haziran, Cumartesi
£

8.57

7.64

$

6.77

A- A A+

Hani bizim ''Poppy''lerimiz.....

Geçtiğimiz Pazar günü Big Ben saat 11.00'i gösterdiğinde, tüm Britanya iki dakikalığına sessizliğe büründü. Tüm Britanya derken inanın abartmıyorum.

Kıbrıs'tan Londra'ya döneecek olan bir dostumu Stansted Havalımanı'nda beklerken, yapılan anonsla orada bekleyen binlerce insana saatın 11.00 olduğu duyuruldu ve binbir milletten yolcu karşılamak veya yolcu olmak için bekleyen o kadar insan ayakta iki dakika sessiz kalarak dünya savaşlarında hayatını kaybeden askerlerin anısına saygı duruşunda bulundu.


Pazar günkü aşırı kötü hava şartları içerısinde eve vardıktan sonra BBC'de gösterilen "Remebrance Day" törenlerini izledim. Kraliçe, eşi Prens Phillip, Prensesler, Prensler, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri hepsi orada hazır, "Poppy" olarak bilinen kırmızı çiçeklerle yapılmış çelenkleri Whıtehall'daki anıta yerleştirdiler.


İnsanı gerçekten hüzünlendiren bir tören...


Sözüne ettiğim önemli sahsiyetlerin yanısıra, Avustralya, Canada, Amerika Bileşik Devletleri, Pakistan, Hindistan, Malta, Kıbrıs Cumhuriyeti ve daha sayamayacağım bir çok ülkenin Londra Büyükelçileri veya Yüksek Komiserleri törenlerde hazır bulunarak, birinci ve ikinci dünya savaşında hayatını Britanya İmparatorluğu adına savaşırken kaybeden askerlerini andılar.


Uluslarası Politika burada da azizliğini gösterip, Britanya İmparatorluğu adına savaşan Kıbrıslı Türkler'i anacak bir devlet büyüğünün bulunmasına engel olduğunu üzülerek gördüm. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Londra Temsilcisi Namık Korhan'ın törenlerde bulunmayışını yadırgadım doğrusu. KKTC'nin tanınmamış bir ülke olması noktasından yolda çıkarak İngiltere'nin Korhan'la herhangi bir dıplomatık seviyede resmi olarak görüşmemesini istemeye istemeye de olsa sineye çekerken, bu şekildeki bir törende bu gibi bir organizasyonda Namık Korhan'ın orada olmayışını yadırgadım.


Tepkileri duyar gibi oluyorum... Denecek ki, "Tüm dünya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden umudu kesmiş, Kıbrıs'ta bir çözüm bulunması için kolları sıvamışken bu adam nereden çıktı da bizi hiçbir şekilde ilgilendirmeyen, İngilizlerin anma törenlerinde temsil edilmeyişimizi eleştiriyor".


Bakın anlatayım...


İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasından hemen sonra Kıbrıs'ın da tehlikede olduğunu düşünen Britanya İmparatorluğu, gönüllü kuvvetlerden oluşan Kıbrıs Alayı'nı kurdu. Kıbrıslı Rum ve Türkler de, o dönemde bir işçinin aldığı maaşın üç katı olan iki şilling gündelikle bu alayda görev aldılar. Dağlık bölgelerde yaşamaya alışık olan Kıbrıslılar, İngiliz ordusuna ilk önce Yunanistan'ın dağlık bölgelerinde lojistik destek vererek hizmet ettiler. Daha sonra Kuzey Afrika'da bir süre görev yaptıktan sonra, İtalya üzerinden Almanya içlerine kadar yürüdüler. Bu günlerde Kıbrıs Alayı'ndan yaklaşık 400 kişinin yaşadığı varsayılıyor. Sayıları gittikçe azalan bu kişilerin yaşlarının 72 ile 90 arasında olduğu belirtiliyor.


Gazeteci dostum David Carter'ın bana da göstermek nezaketinde bulunduğu bir araştırmasına göre, Alay'ın bir dönem komutanı bir ingilizken, ikinci komutanı da geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin ilk Londra Temsilcisi Faik Müftüzade'ydi.


Kıbrıs Alayı'nın en çok kaybı İtalya'da verdiği belirtiliyor. Orada hayatını kaybeden Kıbrıslı askerlerin 58'inin Türk olduğu ve İtalya'da bir yerlerde gömülü oldukları da kaydediliyor.


Nazilerin Yunanistan'a saldırdıkları 1941 yılında ise burada görev yapan Kıbrıs Alayı'nın 600 Kıbrıslı Türk mensubu, Almanlar tarafından esir alınmış ve bir süre Kalamata'daki esir kamplarında tutulduktan sonra dört yıl sürecek esirliklerini yaşamak üzere Almanya'ya gönderilmişlerdi. Savaş sona erdikten sonra Kıbrıs'a gitmelerine izin verilen esirlerden bazıları da hayatlarını yitirdikleri Almanya'da defnedildiler. Bu gün o tutsaklık günlerini anımsayan yaklaşık 30 kadar Kıbrıslı Türk'ün hayatta olduğu söyleniyor.

Kıbrıs Alayı'na mensup yaklaşık 650 kişinin mezarlarının 15 değişik ülkede bulunmasının sözkonusu alayın İkinci Dünya Savaşı'nın birçok cehpesine sürülmüş olduklarının kanıtı olarak da kabul edilebilir.


Halen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Güzelyurt bölgesinde hayatını sürdüren Mehmet Yeşilada'nın Kalamata'daki Nazi esir kampından kaçış oyküsünündeki heyecanına sadece romanlarda veya Steve McQueen'ın başrolünü oynadığı "Büyük Kaçış" gibi filmlerde rastlamak mümkün. Yeşilada Kıbrıs Alayı'nda görevli bir Kıbrıslı Türk. Görev gereği Yunanistan'a gönderildikten sonra 1941 yılında Almanların Yunanistan çıkartmasından sonra Britanya ordusu'na mensup diğer askerler gibi o da esir düşer. Birçok Kıbrıslı Türk gibi Mehmet Yeşilada Rumca konuşabildiğinden, esirlere her sabah ekmek getiren küçük bir çocuklar diyaloga girer ve ekmeğin içerisine bir pense koyması için çocuğa annesini ikna etmesini söyler. Ertesi gün ekmek içerisinde gelen pense ile zincirlerini kesen Yeşilada, tam o sırada havanın bulutlanması ve ayın bulutların arasına girmesinden faydalanarak, Türkiye üzerinde Kıbrıs'a döner.


Kıbrıs Alayı'na mensup yaklaşık 2 bin 500 esir, Almanya, Yunanistan, Belçika ve Çekoslovakya'daki 10 ayrı kampta esir olarak tutuldular. Bunlardan bir çoğu evine ailesine döndü ancak hatırı sayılır bir kısmı ise Mehmet Yeşilada kadar talihli olmayıp, ağır iş, hastalık sonucu öldüler veya Almanlar tarafından öldürüldüler.


Kıbrıs Alayı (The Cyprus Regiment) Mayıs 1950'ye kadar yaşadı. Alay'ın on yıllık hizmet süresince 25 bin Kıbrıslı bu alayda görev aldığı belirlenirken, ikinci dünya savaşı sırasında buna ek olarak 8 bin kadar Kıbrıslı geri hizmetlerde görev yaptı. Bu sayının yaklaşık yarısının Kıbrıslı Türk olduğu da düşünülürse, bu kişilerin hatırlanmasını istemek herhalde hakkımız...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.