Zaferden zafere koşanlar

loading
30 Mayıs, Cumartesi
£

8.43

7.57

$

6.82

TOROS

Rauf R. DENKTAŞ
rdenktas@kibrispostasi.com
Rauf R. DENKTAŞ
A- A A+

Zaferden zafere koşanlar

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), tanımadığı ve Türkiye'nin bir alt kuruluşu addettiği KKTC'de, yine kendi istemi üzerine Türkiye'nin kurdurttuğu Toprak Tazmin Komisyonunu (TTK) "yetkili, ilk müracaat edilmesi gereken Organ" olarak kabul etmiştir; Rum tarafı kıyameti koparmaktadır. Halbuki kurulduğu günden itibaren bu Komisyon, Rumlara milyonlarca dolar tazminat ödenmesine, bazı arazilerin de kendilerine iadesine karar vermiştir. Türklerin 103 köyden, kayıp şahıslar nedeniyle Rumlardan, Garanti ettiği bir ortaklık devletini yıkmış olan Makarios idaresini destekledikleri için Yunanistan'dan ve İngiltere'den alması gereken tazminatlar gündemde yok. Rumların tercihi Loizudu davası ile başlattıkları saldırıyı sonuna kadar AİHM'de sürdürmek. AİHM ise önüne yığılmış olan 1400 kadar davanın Kıbrıs'ta, şikâyet edilen Türkiye'nin alt kuruluşunda kaale alınması, böylelikle AİHM'ne intikal edecek davaların kısmen Lefkoşa'da halledilerek AİHM'nin yükünün hafiflemesi. Bu nedenle, yine kendilerinin talebi ile kurulmuş olan Komisyonu "ilk müracaat mercii" olarak onayladı.

Bizde bazı merciler, Türk makamları ile birlikte, halkımıza ve millete "büyük zafer kazanıldığını" yaymakla meşguller. Halbuki, AİHM, altını çizerek, "bu karar KKTC'ni tanımak anlamına gelmez; Kıbrıs Hükümeti tanınmaktadır; KKTC denilen kuruluş Türkiye'nin bir alt kuruluşudur ve Toprak Komisyonundan da Türkiye sorumludur; Komisyon da Türkiye'nin bir alt komisyonudur" diyorsa da bizimkiler bu gerçekleri es geçerek "AİHM, Toprak Komisyonunu KKTC'nin bir alt kuruluşu olarak tanımıştır" diyebilmektedirler.

Tek halk, tek devlet, tek egemenlik, Türkiye AB üyesi olmadan Rumla birleşip AB üyeliğini meşru hale getirerek Türk,iye'nin en önemli hakkına çelme atmak yolunda olanların halkımıza ve Türk milletine "bakınız işler yolunda gidiyor" mesajını vermek ihtiyaçları olabilir, ancak kimsenin halkımıza "KKTC'nin bir alt kuruluşu tanınıyor, böylelikle KKTC de tanınıyor" havasını vermek hakkı yoktur.

Hafta sonunda İstanbul'daydım. Basın mensupları "AİHM KKTC'ni Tanımış" içerikli sorular sordular. Türkiye'nin ve Sn. Talat'ın bu yönde açıklamaları olduğunu söylediler. Bu açıklamaları henüz görmemiştim. Temkinli olmaya çalıştım. Şunları söyledim: "AİHM, KKTC'ni tanımıyor ki, Toprak Komisyonunu KKTC'nin bir alt kuruluşu olarak tanımış olsun. AİHM, Kuzeydeki idareyi Türkiye'nin sorumlu olduğu bir alt kuruluş olarak kabul etmektedir. Toprak Komisyonunun kurulmasını Türkiye'den AİHM istemiş, ve Türkiye de buradaki idareye bu Komisyonu kurdurmuştur. AİHM'ne göre bu Komisyon Türkiye'nin bir alt komisyonudur; bu komisyonda iki Avrupalı yabancı da vardır çünkü AİHM böyle istemiştir. Neticede, Rumların 1400'e yakın müracaatından kurtulmak için AİHM Rumlara 'ilk müracaatı bu Komisyona yapınız; alacağınız sonuçtan memnun değilseniz, mahkemeye, oradan da bize gelebilirsiniz; ancak ilk müracaat yeri Türkiye'nin sorumluluğunda olan bu Komisyondur' demiştir. Kısacası, 'AİHM Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin bir komisyonunu ilk müracaat mercii olarak tanıdı' diye bayram havası yaratmanın bir gereği yoktur. Tam aksine KKTC'nin tanınmadığı, ve Kuzeydeki olaylardan Türkiye'nin sorumlu olduğu vurgulanmıştır".

Zamanında, AİHM Türkiye'den, Türkiye de bizden böyle bir komisyonun kurulmasını istediğinde "hay hay, derhal kurarız, ancak bu komisyon Güneyde kalan Türk emlâkini de ele alabilmeli ve böylelikle mal mülk meseleleri kökten halledilmeli" denmiş olsaydı bu gün bayram yapmamızı gerektirecek bir durum meydana gelmiş olurdu. Halbuki hal böyle değil. Güneyde 103 köyümüzün toprağını, bağını, bahçesini kullanıp zenginleşenler, Kuzeydeki toprakları için Türkiye'den tazminat talebinde bulunabiliyorlar; bizim insanımız ise Rumların yasasına göre Kıbrıs meselesinin hallini beklemeli. Eş değer yasasına göre Güneyde bıraktıklarına karşı Kuzeyde eşdeğer olarak tatmin ve tazmin edilenlerden bazıları, hakları olmadığı halde, Güneydeki varlıklarını Rumlara satmaktadırlar. Bunlar aldıkları parayı KKTC makamlarına yatırmak veya, eşdeğer olarak kendilerine verilmiş olan evi veya mülkü KKTC makamlarına iade etmek zorundadırlar. Görüşmecimizin Hristofyas'tan bu konuda bilgi alması ve haksız yere eşdeğeri işgal edenler hakkında yasal işlem yapılması gerekir, çünkü Rum, Güneydeki topraklarımızı sahiplenmekte, karşılığında da Kuzeydeki malına ve mülküne sahip çıkmaktadır. Bu konuya ivedilikle el atılmazsa gün gelecek Kıbrıs'ta topraksız kalacağız.

AİHM'nin bahis konusu kararında olumlu yönler de var. Zaman aşımı ile mal-mülk meselesinin Rumların öngördükleri şekilde sadece iade ile sonuçlanamayacağı, bizim zamanında Fikirler Dizisine koydurttuğumuz gibi bu sorunun takas ve tazminatlarla da halledilebileceği; bunu hallederken, hali hazırda bir emlâki işgal etmekte olanların haklarının da korunması gerektiği gibi açılımlar getirmektedir. Böylelikle, zamanında mal-mülk konusunda alınmış olan tedbirlerin İnsan Haklarına aykırı olmadığı, global hal çaresinin, zaman aşımına da bakarak ve yeni problemler yaratmadan hal edilebileceği teyit edilmiştir. Rum tarafını kızdıran da budur, çünkü AİHM "Toprak Komisyonuna müracaat etmek istemiyorsanız, Kıbrıs meselesinin hallini bekleyebilirsiniz" de demektedir.

Burada benim üzerinde durmak istediğim husus halkımıza, bu karar ile KKTC'nin AİHM tarafından tanınmış olduğunu söyleyenlerin halkı yanılttıklarıdır. KKTC'ni ortadan kaldırmak için yürütülmekte olan görüşmeler devam ederken, AİHM'nin kararını tanınma yönünde bir açılım ve hatta bir zafer olarak takdim etmek halkın gözünü boyamaktan başka bir işe yarayamaz. Bu karar Türkiye'yi sorumluluktan kurtarmış değildir. Türkiye'nin yükünü hafifletmek için Türklerin Rum idaresinden 1963'den bu yana alacaklarının masaya yatırılması gerekir. Meselenin global şekilde halledilebilmesi için başka çare, başka yol yoktur.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.