İÇ HABERLER
okuma süresi: 10 dak.

Yrd. Doç. Dr. Sadık Akyar: ”Yunanistan’dan Almanya’ya ikinci çalım”

Yrd. Doç. Dr. Sadık Akyar: ”Yunanistan’dan Almanya’ya ikinci çalım”

GAÜ Uluslararası ilişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve GAÜ Uluslararası Diplomasi Okulu Güvenlik Araştırma Merkezi Direktörü Yrd. Doç. Dr. Sadık Akyar, Türkiye’ye ait ARKAS firmasına ait konteyner taşımacılığı yapan Roseline adlı gemiye Almanya Deniz Kuvvetlerine ait Hamburg adlı askeri gemi tarafından uluslararası hukuka aykırı yapılan müdahale hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Yayın Tarihi: 29/11/20 14:42
okuma süresi: 10 dak.
Yrd. Doç. Dr. Sadık Akyar: ”Yunanistan’dan Almanya’ya ikinci çalım”
A- A A+

Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Siyasal Bilimler Fakültesi Uluslararası ilişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve GAÜ Uluslararası Diplomasi Okulu Güvenlik Araştırma Merkezi Direktörü Yrd. Doç. Dr. Sadık Akyar, Türkiye’nin tüm dünyada saygın bir yeri olan ARKAS firmasına ait konteyner taşımacılığı yapan Rosaline adlı gemi Libya’ya giderken AB İrini Harekâtı kapsamında görev yapan Alman Deniz Kuvvetlerine ait Hamburg adlı askeri gemi tarafından uluslararası hukuka aykırı olarak müdahale edilmiştir.

Olay AB ve Alman makamları tarafından BM’nin Libya ile ilgili 1970, 2292 ve 2473 numaralı kararlarına bağlanmak istense de, uluslararası hukukta savunulacak bir yanı gözükmemektedir. Biz olayı burada uluslararası hukukun dışında niçin ve nedenleri üzerinde durarak incelemeye çalışacağız.

İrini Harekâtı’nın amacını AB kaynaklarında belirtildiği üzere incelediğimizde, AB’nin, BM’nin Libya’ya yönelik yukarıda belirtilen kararlarına istinaden; silah ambargosunu denetlemek, kaçak petrol ticaretini ve  sığınmacı akımını önlemek  için kurulduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca amaçları arasında Libya Sahil Güvenlik Kuvvetleri’nin imkân ve kabiliyetini artırmak için gerekli yardım faaliyetlerinde bulunmak da belirtilmiştir. Bu en son karar da tartışmaya açıktır. Çünkü Libya’da hem BM’ye göre meşru hükümet olan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH)’nin hem de Hafter güçlerinin Sahil Güvenlik unsurları bulunmaktadır. Gelecek günlerde Hafter güçlerine ait bir sahil güvenlik gemisi bizim askeri veya sivil bir gemimize müdahalede bulunduğunda, AB unsurları yine bunlara yardım mı edecek?

Aslında olay ilk duyulduğunda herkesin aklına, AB’nin Türkiye ile ilişkilerde sona gelindiği, gelecek ay yapılacak AB zirvesinde bu konunun ele alınacağı, Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın son açıklamaları göz önünde bulundurulduğunda zirve öncesinde AB’nin Türkiye’yi politik olarak sıkıştırmak istediği yönünde değerlendirmeler yapılmıştı. Bu konuda benzer değerlendirmeler yapılmaya halen devam edilmektedir. AB askeri karar alma mekanizmaları NATO’ya göre  zayıf, kriz yönetiminden uzak ve denenmişliği daha düşüktür. NATO’da hem Askeri kanat, hem de Daimi Temsilcilerin olduğu sivil kanat hem yatay (askeri ve sivil kanat birbirleriyle) hem dikey(Dışişleri, MSB ve Genkur. Bşk.lıkları)hem de çapraz (diğer ülke askeri ve sivil temsilcileri ile) sürekli irtibat halindedir. Dolayısıyla böyle bir olay NATO’da meydana gelse buna NATO’nun bir politikası olarak bakabilir, siyasi bir anlam yükleyebilirdik. Ancak yaşanan bu olayda bize göre başrol Yunanlı Albay’a aittir ve bu olay Yunan Hükümeti veya Genelkurmayının üstelemesi ile meydana gelmiş izlenimi vermektedir. AB kaynaklarına göre AB İrini Harekat’nın Kh. Roma’da İtalyan bir Tuğamiral ve Deniz Gücü ise Yunanlı bir Albay tarafından yönetilmektedir. Yani gemimize müdahalede bulunan Alman Gemisinin Kaptanı Yunanlı Albay’ın emir ve komutası altındadır. Aslında burada Yunanlı Albay, büyük bir ihtimal Yunan Genelkurmayı ile istişarede bulunarak, Alman Hamburg Gemi Kaptanı’nı bu müdahaleye kurnazca zorlamış, kendisini de olayın dışında tutmaya çalışmış be bir anlamda da şu ana kadar bunu başarmış gibi durmaktadır.

Tüm dünyada kara, havave deniz yolları ile ilgili illegal işlere bulaşmış veya bulaşma temayülü olan şirket ve şahıslar ilgili ülkelerin milli ve uluslararası güvenlik güçleri tarafından sıkı olarak takip edilmekte, ayrıca bilgi paylaşımı da yapılmaktadır. Kısaca, müdahale edilen gemi ve bağlı olduğu şirketin illegal işler ile alakasının olmadığı, hem İrini harekâtındaki gemiler, hem de müdahaleyi yapan Alman askeri gemisinin kaptanı tarafından bilinmesi gerekmektedir. Eğer bu bilinmiyorsa büyük bir zafiyettir. Hatta Alman Kaptan’ın burada, söz konusu şirketin bulunduğu grup içerisinde iki Alman şirketinin olduğunu dahi bilmesi gerekirdi. Ama bunları göz ardı ederek biraz da Alman askeri temayülü içerisinde Yunanlı Kaptan’ın bu konudaki ısrarını anlayamamış, hem kendisini hem de ülkesini zor bir duruma sokmuştur.

NE GİBİ GELİŞMELER OLABİLİR? 

Öncelikle DİB Sn. Çavuşoğlu tarafından gerekli cevabın sahada verileceği açıklanmıştır. Zaten Uluslararası  Hukuk’un temel prensiplerinden olan mütekabiliyet ilkesi buna cevaz vermektedir. Ancak bu durumda uygulanabilirliğinin çok iyi etüt edilmesi gerekir. Çünkü şu ana kadar kınadığınız, haydutluk dediğiniz konuda benzer bir adım atılması ne derece doğrudur tartışılabilir. Eğer bu konuda bir adım atılacaksa stretejinin temel ilkesi olan zaman ve mekan konusunun çok iyi değerlendirilerek verilmesi gerektiği düşünülmektedir.Bunun için Karadeniz’in uygun bir mekan olduğu öngörülmektedir. Madem AB Türkiye’nin bir NATO üyesi ülke olduğunu gözardı etti, bu nedenle Rusya ile işbirliği dahi yapılabilir. Zaman için acele etmeye gerek yoktur, en uygun zaman kollanabilir.

Türkiye bir NATO üyesi ülkedir. Olaya karışan ülkeler de  NATO üyeleridir.Büyük ihtimal İrini Hrk. Esnasında NATO’ya ait bir çok tesis ve sistem (en azından haberleşme sistemleri ve linkler) NATO-AB İlişikleri kapsamında kullanılmaktadır. Dolayısıyla Türkiye NATO-AB ilişkileri kapsamında olayın soruşturulmasını talep edebilir, çünkü ayrıntılı bir incelemede Yunanlı Albay’ın en azından Alman Gemi Kaptanı ve İtalyan Amiral ile yaptığı görüşmeler ortaya çıkacaktır. En azından NATO üyesi ülke olarak haklarını arayabilir. Çünkü daha önce Fransa’nın iddiaları üzerine Türk ve Fransız gemisi arasında yaşananlarda NATO Türkiye’yi haklı görmüştü.

DİB tarafından yapılan açıklamada bu konunun saklı tutulduğu belirtilmiştir. Diplomatik yönden yapılacak temaslar neticesinde bu konunun gündeme geleceği öngörülmektedir. Ayrıca bu olay her ne kadar aleyhimize sonuçlansa da, diplomatik yönden ve bir NATO üyesi ülke olarak Türkiye’nin elini güçlendirmiştir.

Türkiye şu anda dış politikada cephesini genişletmiş ve dolayısıyla hasım ve rakiplerini de çoğaltmıştır. Gün geçmesin ki yurtdışında, Türkiye’nin veya Türk vatandaşlarının aleyhine bir olay yaşanmasın. Özellikle önümüzdeki dönemde Türk ticari ürünleri veya yurtdışında bulunan şirketlerimize karşı benzer olaylar yaşanabilir. Bu nedenle benzer olaylarda krizi daha iyi yönetebilmek için özellikle yurt dışında faaliyette bulunan Türk Özel Sektör firmaları ile iletişim kanalları ve karar prosedürlerinin (Aynı olay Türkiye’ye ait sivil bir uçağının başına gelse, ne gibi tedbirler uygulanacak?) belirlenmesi, bunlarla ilgili hem DİB hem de yurt dışı temsilciliklerimizde 24 saat aktif merkezlerin, TSK örneğindeki gibi bulundurulması bir önlem olabilir. Çünkü bu olayın başlangıcı ve bitişi arasında yaklaşık 24 saat bulunmaktadır. Ama sonuç aleyhimize gelişmiştir. Bu konuda da kendimizi sorgulamamız gerekmektedir.

Sonuç olarak AB Türkiye’ye ait bir gemiye uluslararası hukuka aykırı olarak müdahale edilmesine sebep olmuş, Almanya ise,Yunanistan tarafından Merkel’in devre dışı bırakılarak Mısır ile anlaşması sonrasında ikinci kez devre dışı bırakılmış ve olaya alet edilmiştir.

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.