Polat Alper "Herkesin polisi kendi vicdanıdır, polis sadece vicdansızlara karşıdır"

loading
15 Ağustos, Cumartesi
£

9.64

8.73

$

7.37

Polat Alper "Herkesin polisi kendi vicdanıdır, polis sadece vicdansızlara karşıdır"

Polat Alper "Herkesin polisi kendi vicdanıdır, polis sadece vicdansızlara karşıdır"

İşadamları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Kıbrıs Postası Direktörü Polat Alper, Levent Özadam'ın AS TV'de hazırlayıp sunduğu 'Günaydın Dünya' programına katılarak gündemdeki son gelişmeleri değerlendirdi.

Polat Alper "Herkesin polisi kendi vicdanıdır, polis sadece vicdansızlara karşıdır"
A- A A+

Kıbrıs Postası

"EYLEMLERE KATILANLAR VİCDANSIZ MI?"

Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran Erdoğan protestoları ve şiddet olaylarını değerlendiren Alper, M. Kemal Atatürk'ün "Herkesin polisi kendi vicdanıdır, polis sadece vicdansızlara karşıdır" sözünü hatırlatarak, polisin son yaşanan olaylarda kullandığı şiddetin ölçüsünün tartışmalı olduğunu belirtti. "Çok anlamlı bir söz" diyen Alper, marjinal diye nitelendirilen eylemlere katılan kesimlerin vicdansız mı sorusunun akla geldiğine vurgu yaptı.

"DÜNYANIN ELEŞTİRDİĞİ BİR ÇİZGİYE DÜŞMEMİZ ÇOK ÜZÜCÜ"

Türkiye polisinin eylemlerdeki şiddeti ve davranış biçimini Kıbrıslı Türklerin yıllarca benimsemediğini ve desteklemeğini belirten Alper, sadece Kıbrıslı Türkler değil, tüm dünyanın bu tavra onay vermediğini hatırlattı. Alper, Türkiye polisinde de bu yönde aşama kaydedildiğinin altını çizdi ve "Eskisi gibi, en azından ekranlar önünde bunlar olmuyor. Tüm dünyanın eleştirdiği bir çizgiye yaklaşmamız düşündürücü ve üzücü. KTHY eyleminde oradaydım. Orada bir pankart açılmıştı. Bu, birçok eylemde kullanılan bir pankarttı. Polis; eylemcilere karşı gerçekleştirilen müdahaleyi yapmak üzere alana geldi. Bu, son anda ve spontane gelişmedi. Çok çirkin görüntülerdi. Tüm dünyaya bu görüntüleri verdiğimiz için toplum adına son derece üzgünüm. Orada eylemciler pankartı kendi rızalarıyla indirdiler. Polisin hareketi de boşuna yapılmış oldu" ifadelerini kullandı.

"POLİSLER EĞİTİMSİZ"

Eylem alanında ilgili polis komutanının emriyle, 100 civarında polisin eylemcilerin üzerine yürüyerek şiddet kullandığını hatırlatan Alper, olayların bireyselliğe indirgenmemesi gerektiğini, söz konusu müdahalenin polis komutanının emriyle gerçekleştirildiğini vurgulayarak şöyle konuştu:

"Polislerin bir tanesi bilerek, diğeri istemeye istemeye yapmış, diğeri ağza alınmayacak şeyler söylemiş, bu çok fazla sorgulanmamalı. Komutan emri verdiyse muhatap da o olmalıdır. Polisin eşit olmayan hareketleri eğitimsizliğin göstergesidir. KKTC polisi de bu tür eylemlere alışkın değildir. Ne kadar eğitim alıyorlar bilmiyorum ancak hareketleri eğitimsiz ve profesyonel olmayan hareketlerdir. Eğitim almış olsalardı küfür edilmesi, birinin daha fazla diğerinin ise daha az şiddet uygulaması sözkonusu olmazdı. Şiddet uygulamadan görevlerini yapıp geri çekilirlerdi. Bu çizgi tutturulamadı. Bu da, eğitim alınmadığının açık bir göstergesi oldu".

"TÜRKİYELİ-KIBRISLI GRUPLAŞMASININ ARTACAĞI YÖNÜNDE GÖSTERGELER VAR"

Ülkedeki Kıbrıslı-Türkiyeli ayrımıyla ilgili yöneltilen soruya karşılık ise kin ve nefreti yanlış bulduğu yanıtını veren Polat Alper, düşmanlığın pompalandığını ve Türkiyeli-Kıbrıslı ayrımcılığı olduğunu vurguladı. Alper, söz konusu ayrımcılığı Kıbrıs'ta da, Türkiye'de de hissetiklerini belirterek, "Türkiye'deki vatandaş algıladığı kadar yorumluyor. Buradakiler de yaşadıklarına göre bir değerlendirme yapıyor. Bunun yanlış olduğunu net olarak söyleyebiliriz. Gruplaşmaların artacağı yönünde göstergeler var. Bazı partiler ve sivil toplum örgütleri bu ayrımcılıkla yoğruluyor. Gelecek yıllarda bunun sıkıntısını daha fazla yaşayacağız. Büyük bir tehlike söz konusudur. Hükümetler bunu ciddi bir sorun olarak algılamıyorlar" dedi.

ERDOĞAN'IN DÖRT ÇOCUK ÖNERİSİ...

Ülkedeki kaçak yaşam ve Tayyip Erdoğan'ın Kıbrıslı Türkler için 4 çocuk önerisiyle ilgili de konuşan Alper, Kuzey Kıbrıs'ta 10 yıllardır kaçak işçi ve vatandaşlık sorunlarının konuşulduğunu ancak çözüm bulunamadığını hatırlattı. "Hükümetlerin hiçbiri bu sorunla ilgili iktidar gösteremiyor. Sorun, kartopu gibi büyüyerek ilerliyor. Bu, müzakerelere de yansıyor" diye konuşan Alper, Tayyip Erdoğan'ın herkese dört çocuk tavsiyesinin de oldukça önemli olduğuna dikkat çekti.

Söz konusu açıklamaların nüfusu artırma yönünde Türkiye'nin politikası olduğunun belirtisi olduğuna dikkat çeken Alper, "Kendi hükümetimizde böyle bir belirti yok. Erdoğan'ın bahsettiği gibi Kuzey Kıbrıs'taki nüfus süratle artacak. Bugün halen nüfusumuzu tam net söyleyemiyoruz. Eleştiriler getirildiğinde 'nüfusumuzu biliyoruz' deniyor ancak somut rakamlar ortada yok" dedi.

"TÜRKİYE, KIBRIS KONUSUNDA DİK DURUYOR, ÇÖZÜME ETKİ ETMESİNİ UMUYORUM"

Erdoğan'ın Kıbrıs ziyaretini de yorumlayan Polat Alper, gezide net mesajlar verildiğini ve planlanmış, amacına uygun bir gezi düzenlendiğini vurguladı. Gezinin, Türkiye'nin Kıbrıs politikasına uygun bir şekilde amacına nail olduğunu savunan Alper, Erdoğan'ın bazı noktaların altını çok net çizdiğini ve 'Biz yıllardır bu adadayız. Şu yardımları yaptık. Kıbrıslı Türklerin yanındayız. Haydi gidin dediklerinde çıkıp gidecek değiliz' mesajı verdiğini ifade etti. Alper, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu açıklamalar, TC otoritesinin KKTC içerisine ne kadar oturmuş, yerleşmiş olduğunun çok açık tescilidir. Erdoğan'ın, AB'ye ve Rum hükümetine 'gerekirse AB ile ilişkileri 6 ay dondururuz'sözlerine aslında çok büyük tepkiler bekleniyordu. Büyük bir restti. Ancak tavsiye niteliğinde açıklamaların ötesinde açıklama gelmedi. Tüm bunlar Türkiye'nin gerek AB, gerekse bölge ülkelerde ne denli güçlü bir ülke olduğunun göstergesi. 10 yıl önce böyle bir açıklama yapılsa, Türkiye büyük yaptırımlarla karşılaşırdı. Şimdi tavsiye açıklamalarıyla geçiştiriliyor. Türkiye, AB ve Kıbrıs meselesi konusunda dik duruyor ve artık kuralları koyan demeyeyim ama kuralları da belirleyen taraf olmuş durumda. Son derece etkin bir ülke. Bu etkinlik ve gücün; Kıbrıs meselesine, Kıbrıs'ta çözüm ve barışa giden yolda pozitif bir etken olmasını ümit ediyorum. Kendi adıma barış ve çözüm ışığı görüyorum".

"GÜNEY'DE 'TÜRK'TEN ELEKTRİK ALACAĞIMIZA ELEKTRİKSİZ KALALIM' DÜŞÜNCESİ YOK"

Güney Kıbrıs'ta yaşanan patlamanın arkasından KKTC'den Güney'e elektrik verilmesi üzerine geliştirilen söylemleri yorumlayan Alpler, Kuzey ve Güney'in birbirlerini basın yoluyla takip ettikleri için yanılgılar olduğuna dikkat çekerek, her iki tarafta bulunan uç kesimler varlığına işaret etti. "Bunlar her zaman olacaktır. Güney'deki toplumun geneli, 'Türklerden elektrik alacağımıza elektriksiz kalalım' düşüncesinde değil" diye konuşan Alper, kapıların açılması ve iki toplumun son yıllarda daha çok kaynaşmasının bunun göstergesi olduğunu vurguladı. Alper, geniş bir kesimin iki toplumlu, iki bölgeli çözümden yana olduğunu da söyleyerek, "Marjinal ve uç söylemlerin çok fazla peşine takılmamak lazım. Medyaya yansıdığı kadarıyla kalmamalıyız. Rum gazetelerinde okunanlar bizleri tahrik ediyor, onların Türk gazetelerinde okudukları da aynı etkiyi onlarda yaratıyor. Olaylara biraz daha bilimsel ve gerçekçi bakmalıyız" dedi.

KIBRIS POSTASI... "BUGÜNÜN HABERİNİ YARINA BIRAKMA"...

Kıbrıs Postası ve internet gazeteciliği üzerine Levent Özadam'ın sorularını da yanıtlayan Alper, Kıbrıs Postası olarak alınan geri dönüşlerden oldukça memnun olduklarını kaydetti.

Kıbrıs Postası yazar kadrosunda en sağdan en sola kadar geniş bir yelpaze olduğuna dikkat çeken Alper, bunun da okuyucuyu haber portalına çekmeyi sağladığını ifade etti. Kıbrıs Postası'nın sloganının "Bugünün haberini yarına bırakma" olduğunu hatırlatarak bu sloganın gelişigüzel veya öylesine kullanılmış bir slogan olmadığını belirten Alper, sloganın kendi kendini doğurduğunu kaydetti. Alper, internet gazeteciliği üzerine ise şunları söyledi:

"Yeni medya, korkunç hızlı bir dinamik içinde. Olayları, haberleri anlık olarak okuyucuyla paylaşıyor. Böylelikle aslında yazılı basının bugün verdiği haberin büyük çoğunluğunu internet gazetelerinde dün okumuş oluyorsunuz. 24 saat önde giden bir sistem var. Yazılı basını bir çelişkiye düştü. Hatta yazılı basının internet gazetelerine cephe almasına neden oldu. Fakat zaman içinde yazılı basın olayın böyle olmadığını, kendilerinin de o mecrada olmaları gerektiğini düşünerek internet sitelerini oluşturdu. Yayın politikalarına göre bu haberleri ne kadar anlık, günlük paylaşır, ne kadarını ertesi günkü gazeteye bırakırlar; bu kendilerine bağlı. KKTC'de yazılı basın; kendi özel haberlerini ertesi güne bırakıyor, ajans haberlerini gün içinde paylaşıyor".

Kıbrıs Postası'nın adada ikinci internet gazetesi olduğunun altını çizen Polat Alper, ilk internet gazetesinin Süleyman Ergüçlü ve Ferhat Atik'in kurduğu 'kimgazete' olduğunu hatırlattı. O yıllara bakıldığında internet gazetesinin 'çılgın bir fikir' olduğunu kaydederek "İnternetin hiçbir eve girmediği, sadece belli yerlerde çok kısıtlı olduğu bir dönemde kendi iş alanınızı internete taşımayı düşünmek çok çılgın bir fikir, şimdi baktığımızda da müthiş bir fikir" diyen Alper, 'kimgazete'nin süreç içinde yok olduğunu belirtti.

Alper, Kıbrıs Postası'nın kuruluş ve gelişim aşamalarıyla ilgili de bilgiler vererek şunları aktardı:

"2000'li yıllarda kendi yazılım firmam, gazete firmaları için otomasyon yazılım yapıyordu. Bu paketlerde kobay niteliğinde bir siteye ihtiyaç duyuldu. 1998-1999'larda Kıbrıs Postası ismini tescil ettirdik ve Kıbrıs Postası'nı, kendi yazılımlarımızı müşterilere demostrasyon yapmak için kullandık. 2004'lerde referandum döneminde popülerliğini biraz daha artırdı. 2008-2009 yıllarında daha profesyonel bir adım kararı aldık. Gazete neredeyse 8-9 yıllıktı. Dünyada ve Kıbrıs'ta da internet kullanımı yaygınlaşmıştı. Atılım yapmanın zamanı olduğunu düşünerek, bir gazetenin işlemesi gerektiği gibi ekipman ve personelle kurumu donatarak tam teşekküllü bir gazete haline getirdik".

"BİLİŞİM YASASININ OLMAMASI BÜYÜK AYIP... BAKAN VE MİLLETVEKİLLERİNİN HALEN E-MAİLİ YOK"

Bilişim yasasının sektördeki en önemli eksiklerden birisi olduğunu vurgulayan Alper, çok sayıda suç işlendiğini, mağdurların polise gittiğini ancak polisten olumsuz yanıt aldıklarını veya hiç yanıt alamadıklarını belirtti. Bunun, bilişim yasasının hayat bulmamasının bir sonucu olduğuna dikkat çeken Alper, "Dijital bir yüzyılda yaşıyoruz. Herşeyin internet ortamında paylaşıldığı, birçok güncel işlemin internete bağlandığı bir ortamda yasanın olmaması çok ayıp. Hayata geçmemesinin nedenlerinden birisi; hükümet bireylerinin teknolojiye uzak olması. Kabinedeki bakanlardan milletvekillerine kadar halen daha bir e-maillerinin olmaması, interneti kullanmayı bilmemeleri söz konusu. İnternet kullanmayan insanların emniyetin ne olduğunu bilmelerini beklemek yanlış olur. O yüzden yasanın geçmemesi ciddi bir sorun. Ayrıca internet gazetelerinin Yayın Yüksek Kurulu yasaları haricinde faaliyet göstermeleri bu rahatlığı veriyor. Araştırmadan, önüne arkasına bakmadan haber yazılıyor. Haber sitelerinin sayısı da çoğalıyor. Kötü birşey değil, seçenekler çoğalıyor. Bunlar heveslilerdir. Çoğu bir süre sonra ortadan kayboluyor. Kopyala-yapıştır siteler trafiği çekemiyor, çekse de elinde tutamıyor" ifadelerini kullandı.

"İNTERNET GAZETECİLİĞİ ÇOK DAHA İLERİYE TAŞINACAK"

Kıbrıs Postası'nın 80 binin üzerinde tekil kullanıcısı olduğu bilgisini paylaşan Alper, bu trafiğin 19-29 Temmuz gibi özel günlerde iki katına yakın bir rakama çıktığını belirtti. Alper, "22 Temmuz'da Türkiye'deki bir gazetenin genel yayın yönetmeninden bir tebrik maili aldık. "19-20 Temmuzda Türkiye basınını, KKTC'yi ve televizyonları karartmayı başaran güçler, Kıbrıs Postası'nı gözden kaçırmışlar. Tüm eylemleri, gezileri sizden takip ettik, başarılarınızın devamını dileriz" şeklinde bir mesajdı. Aslında bu, internet medyasının anlık haber vermesinin ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir" dedi.

Alper, dünyaya bakıldığında gerek ABD, gerekse İngiltere'de hatırı sayılır bazı gazetelerin yazılı basından çekilip sadece internete yöneldiğine dikkat çekti ve şöyle konuştu:

"Ancak sadece internete yönelmek, küçük bir oran. Büyük oran, iki alanı da dengeli kullanıyor. Yazılı basının öleceğine inanmıyorum. Bunun çok ayrı bir yeri var. Ama internet gazeteciliğinin çok daha ileri taşınacağı da bir gerçek".

"KREDİLERİN YANDAŞLARA DAĞITILDIĞI BELİRTİLİYOR"

Gündemde yer alan ekonomik sorunlar üzerine görüşlerini açıklayan Alper, çek yasaklarının isim bazında gazetelerde yasaklanmasının ardından bugün çek yasaklıları sayısının kat be kat arttığının altını çizdi. Çek yasaklılarının isim bazında verilmese bile sayıların kamuoyu ile paylaşılması gerektiğini kaydeden Alper, ülkedeki sektörlere dair şöyle konuştu:

"Büyük işletmeler ancak özellikle küçük esnaf, ticaret yapamayacak durumda. Her gün onlarca kepenk kapatılıyor. Hükümet yetkililerinin bunu pozitif olarak basına yansıtmaları trajikomik. Memleketin gerçekliğini bilmediklerini düşünmek bile istemiyorum. Politik bir açıklama olarak değerlendiriyorum. Küçük esnafı hayatta tutabilmek için Türkiye ile anlaşmalı birtakım krediler sağlandığı ve sağlanacağı duyuruluyor. Son rakam 150 milyon TL idi. Ziraat ve Vakıflar Bankası üzerinden bu kredilerin dağıtılacağı söylendi. Ancak bu bankalara başvurularda olumsuz sonuçlar alındığı belirtiliyor. Gelen bilgiler de bu kredilerin yine eskisi gibi telefonla yandaş diye tanımlanabilecek partililere, arkadaşlara dağıtıldığı yönünde. Bu bankaların bir tanesinde söz konusu işlemlerin yoğun olduğu bilgisi geliyor. Zihniyette değişiklik yok".

Erdoğan'ın adaya gelişini bir milat olarak nitelendiren Alper, bundan sonra ne değişeceğinin hep birlikte izleneceğini ifade etti. Ekonominin bu boyutta olmasının nedenlerini, ekonomik araçların yeteri kadar olmaması ve ekonomiye yansıtılmamasında gören Alper, "Kredi, bankacılık, ipotek gibi alanlarda bu çeşitlendirilebilir. Bunlarla ilgili ne tür değişiklikler yapılacak, bilmiyorum. Biz İŞAD olarak TÜSİAD'la sürekli sıkı iştişaredeyiz. Fakat, bu konularda önümüzü çok fazla uzun mesafeli göremiyoruz" diye konuştu.

"DEVLETLERARASI İLİŞKİ BÖYLE YÜRÜMEZ"

"Bir parayı hibe olarak veriyorsam, paranın hesabını sorarım" türünde açıklamalarla devletlerarası ilişkilerin yürüyemeyeceğini kaydederek, medya ve halk önünde 'bundan sonra vereceğimiz paranın hesabını soracağız, bakanımız gelip kontrol edecek' gibi sözlerin yakışıksız olduğuna vurgu yapan Polat Alper, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Devlet olmanın gerektirdiği şekilde, protokollerde denetleme gibi maddeleri koyarsınız. Ama bunlar halka açık platformlarda bu şekilde kullanılacak, sarf edilecek sözler olmamalı. Oluyorsa da 'ben devletim' diyen taraftan bu sözlere tepki gelmelidir. Ancak böyle bir tepki beklemiyorum. Yarın derim ki 'devletim ve bu paranızı istemiyorum'... Bunlar bir günde olacak meseleler değildir. 30-40 yıldır bu düzenle çalışıyorsunuz. Göstermelik protokoller, hibeler ve yardımlarla süreçleri götürüyorsunuz, hiçbir önlem almıyorsunuz, ileriye dönük plan ve programınız yok. Bunu da o yüzden bir günde söyleyemezsiniz. Bunları söylerken de yapılacak tüm şeyler Türkiye'siz olsun demiyoruz. Tabii ki iki tarafın milli çıkarı temelinde işbirlikleri olsun ancak tüm bunlar yapılırken devletlerarası ilişkiler korunmalı. Bu, şu anda sembolik bir hale geldi ancak o sembolü bile koruyamıyoruz. İnsanların milli duygularıyla oynanıp suiistimal ediliyor. Kavga edilsin, çatışılsın diye demiyorum. Medeni bir şekilde bu sorunlar karşılıklı tartışılmalı".

KAÇAK İŞÇİLİKLE MÜCADELE...

Polat Alper, ülkedeki vatandaşlık ve kaçak işçilik sorunlarıyla ilgili de konuşarak, kaçak işçileri çalıştıranların yine işadamları olduğunu belirtti. 'Arada birkaç kaçak işçi çalıştırmazak işyerini yürütmek mümkün değil' diyenlerin yine işadamları olduğuna dikkat çeken Alper, sadece işadamları değil maliye ve ekonomi bakanlarına da birçok sorumluluk düştüğünü kaydetti. "Kaçak olan bir işçinin yaşamını en az bir yasal vatandaş kadar sürdürmesi mümkün. Banka hesabı da açabiliyor, fatura da ödeyebiliyor. Benim yapabileceğim işlemlerin hepsini yapabiliyor. Tek fark; ben seyahat edebiliyorum, o kaçak olduğu için edemiyor" diye konuşan Alper, kaçak işçilikle mücadeleyle ilgili alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı:

"Yurtdışında banka hesabı açmak için önce pasaport, bir de yaşadığınız eve ait iki fatura istenir. Pasaportu götürdüğünüzde yasal kaydınıza dair kağıt talep edilir. Bankacılık sisteminden kaçak işçiyi kopardığınızda kazandığını bankaya yatıramıyor, ailesine de para gönderemiyor. Bir engelleme yaşatıyorsunuz. Bu, faturalara da yayıldığında kaçak işçinin yaşamını daraltıp tespit edebiliyorsuunz. Kaçak işçiyi sınırdışı etmek tamamen siyasete dönüşüyor. Kaçak olsa da görmezden gelinen insanlar var".

Çok çetrefilli ve gergin günlerden geçildiğine dikkat çeken Alper, öncelikle kutuplaştırmanın önüne geçilmesi gerektiğini belirtti. Sadece Kıbrıslı-Türkiyeli anlamında değil, hükümet yetkililerinin 'marjinaller' nitelendirmelerinin de bir kutuplaştırma olduğunu kaydeden Alper, "Sayısı kaç olursa olsun insanları marjinal diye nitelendiremezsiniz. İkincisi, polisin kameralar önündeki şiddetini, 'polis gerekeni yaptı' diye nitelendiremezsiniz. Bunlar, çok tehlikeli açıklamalardır. Herkes iki düşünüp bir konuşmalı" diye konuştu.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer İÇ HABERLER