EĞİTİM
okuma süresi: 8 dak.

Prof. Dr. Ulvi Keser'den ‘Ulusal Egemenlik, Atatürk ve Değerlerimiz’ konulu mesaj

Prof. Dr. Ulvi Keser'den ‘Ulusal Egemenlik, Atatürk ve Değerlerimiz’ konulu mesaj

GAÜ akademisyeni Prof. Dr. Ulvi Keser, ‘Ulusal Egemenlik, Atatürk ve Değerlerimiz’ konulu mesaj yayımladı.

Yayın Tarihi: 22/04/22 15:36
okuma süresi: 8 dak.
Prof. Dr. Ulvi Keser'den ‘Ulusal Egemenlik, Atatürk ve Değerlerimiz’ konulu mesaj
A- A A+

Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ulvi Keser 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı hakkında açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Ulvi Keser açıklamasında “15 Mayıs 1919 günü Batı Anadolu bölgesinin Yunanlar tarafından işgalinin hemen ardından başlayan ve 19 Mayıs 1919 günü Samsun’da istiklal mücadelesinin fitilini ateşleyen kurtuluş mücadelesi bizim tarihimizde Milli Mücadele olarak adlandırılır.  İstiklal-i milli (Milletin istiklali) için başlatılan bu mücadele daha sonraki yıllarda mazlum devletlere de örnek teşkil edecektir. Mustafa Kemal Anadolu’da başlatacağı yeni hareketi Nutuk’ta maksad-ı millisini (milli gayesini) “Vicdanımda milli bir sır olarak sakladım.” sözleriyle ifade etti.

Keser açıklamasının devamında şöyle konuştu:

“Gaye yüzlerce yıldır Anadolu insanını sadece kan vergisi ve can vergisi için hatırlayan zihniyet karşısında mukadderat-ı milliyeye (milletin geleceğine) hâkim bir idare-i milliye (millet idaresi) tesis etmektir ve 9 Eylül 1922 günü İzmir’de taçlandırılan bu savaşın özelliği ise bambaşkadır ve bugün son derece tehlikeli bir şekilde ateşle barut misali oynanan değerler müthiş bir olgunluk, öngörü ve sağduyuyla kucaklanmıştır. Bu mücadelenin silahlı kısmı Kuvayı Milliye (Milletin Gücü), bu mücadeleyi verenler ise Kuvayı Milliyeci olarak adlandırılır. Sınırları ise Misakı Milli (Milli Ant) ile belirlenmiştir. Mustafa Kemal’le bu mücadeleye başlayanlar Sivas’ta çıkardıkları gazeteye İrade-i Milliye (Millet İradesi), Ankara’da yayımladıklarına ise Hâkimiyet-i Milliye (Milletin Hâkimiyeti) adını uygun görürler. 7 Temmuz 1919 günü Mustafa Kemal üniformasını çıkardıktan ve ordudan istifa ettikten sonra ise sine-i millete (milletin bağrına) dönmüş ve ferd-i mücahit olarak mücadeleye karar vermiştir. Mücadele sonunda arzu edilen hedef de “Hâkimiyet-i milliye esasına müstenit bir halk hükümetidir.” İlk defa Sivas’ta oluşturulan yeni meclis ve kabine ise “Heyet-i Milli (Milli Kabine) olarak adlandırılmıştır. Burada ortaya çıkan ve Anadolu’da millet tomurcuklarını yavaş yavaş da olsa yeşerten ise Müdafaa-i Hukuk-u Milliye (Milletin Haklarının Savunulması)” ve Muhafaza-i Hukuk-u Milliye için tesis edilen “milli cereyanlar (Milli faaliyetler) ve faydalı cemiyetlerdir. Anadolu insanının kendisini esaretten kurtaracak bir kıpırdanış içine girmesini Mustafa Kemal “Anadolu’nun saf ve mukaddes amal-i milliyesi (Milletin saf ve kutsal çabası) olarak adlandırır. Hukuk-u Milliyeyi (Milletin hukukunu) korumak için verilen mücahede-i milliye (Millet mücadelesi) böylece Anadolu’da kıvılcımları ateş topuna çevirmeye başlamıştır. Aynı günlerde ve 16 Mart 1920’de işgalci İngiltere’nin savaş gemileri toplarını Dolmabahçe Sarayı’na çevirdiğinde Vahdettin ise Rauf Orbay’a Anadolu’nun cefakâr insanlarını işaret ederek “Bunlar koyun sürüsü, bunlara çoban lazım. Onların çobanı benim” demektedir. Bu durumu Mustafa Kemal “Anadolu’ya ve amal-ı milliyeye hakim olamayan İstanbul” diyerek aktarır. Yedi düvele ve Anadolu’nun 60 ayrı noktasında aynı anda patlak veren gerici isyanlara karşı mücadele edilirken her şeyin meşruiyet içerisinde ve ümmetten millete geçirilmeye çalışılan Anadolu insanına dayandırılması için açılan meclise ise Meclis-i Milli (Büyük Millet Meclisi) adı verilir. Meclisin duvarına da dünden bugüne Türkiye Cumhuriyeti devletinin değişmez düsturu olacak “Hâkimiyet bila kayd-ü şart milletindir. (Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” levhası asılır. Bu mecliste takip edilen siyaset ise Mustafa Kemal’in ifadesiyle “Hududu milliyemiz dâhilinde her şeyden evvel kendi kuvvetimize müsteniden muhafaza-i mevcudiyet ederek millet ve memleketin hakiki saadet ve umrasına çalışmak, medeni cihandan, medeni ve insani muameleye ve mütekabil dostluğa intizar etmek”  dediği milli siyaset olur. Bu örnekler şüphesiz çoğaltılabilir; ancak görülmesi gereken husus Anadolu insanının millet olma vasıflarını kazanmasının ardından verdiği mücadelede her şeyin meşruiyet, yani hukuk çerçevesinde yapılmış olması ve Kuvayı Milliye döneminden başlayarak TBMM ve hemen ardından Cumhuriyet devri ve sonrasında millet egemenliğinin hâkim kılınmasıdır. İster milli, millet, millilik, milliyetçilik olarak, ister ulus, ulusal, ulusalcılık olarak adlandırınız bütün bunlar Anadolu insanını bir araya getiren ve bir arada tutan sımsıkı bağlardan başka bir şey değildir. Dikkat edilirse bu mücadele sırasında inanç ve etnik kimlik olgusu üzerinde hiç durulmamış, bu hassas doku kaşınmamıştır. Devletlerin oluşum sürecinde de, yıkılan yüzlerce devletin tarihe mal olma aşamasında da inanç ve etnik kimliklerin kaşınması, tahrik edilmesi ve insanların birbirine kırdırılması en önemli etken olmuştur.”

Prof. Dr. Ulvi Keser konuyla ilgili olarak ayrıca şunları da ilave etti; “Sakarya’da inanılmaz kahramanlıklar gösteren Topal Osman Ağa’nın Kara Zıpkalıları arasında yer alan ve Yunan ordularına karşı kelle koltukta bu vatanı savunan Giresunlu Rum ve Hristiyan Yani Efendi’yi yok mu sayacağız?  Mustafa Kemal’in Anadolu insanıyla belki de ilk buluşmasını gerçekleştirdiği Samsun’daki o küçük camide toplananlar inançsız insanlar mıdır? Milli Mücadele’ye destek veren bu ülkenin “mütedeyyin” insanları da mı ırkçıydılar? Şevket Süreyya’nın “eşraf, ayan, ulema ve mütehayyızan” olarak nitelendirdiği Anadolu insanları geç de olsa Anadolu Aydınlanması’na destek vermişlerdir. Bu insanları nasıl sınıflandıracağız? Ya da bu ülkenin ilk Diyanet İşleri Başkanı olan Rıfat Börekçi’yi Mustafa Kemal’i 27 Aralık 1919 günü Ankara Dikmen sırtlarında karşılayanlar arasındadır diye görmezden mi geleceğiz? Yakın zamanda kaybettiğimiz bir Ankara Yahudi’si olan ve 1919 mücadelesini de, 1920 Meclis açılışını da, 1922 İzmir’in kurtuluşunu, 1923 cumhuriyetin ilanını bizzat görüp yaşayan ve 94 yaşında ölüm döşeğindeyken bile onlarca yıl önce Atatürk’ün kendisine öğrettiği şiiri okumaktan büyük gurur duyan İlya Araf’ı unutacak mıyız? 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı da, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı da,  yanık bir Anadolu türküsünde gözleri dolu dolu olan yurdum insanı da, asker uğurlama törenleri de, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” diyen de, bir tas çorbasını fakir fukarayla paylaşan da, “Bir elin verdiğini diğeri görmesin.” diyen de, evladını kaybetmiş anne ve babanın “Vatan sağ olsun.” metaneti de, bayrağıyla gururlanan, askeriyle öğünen, yıllar sonra hala asker anılarıyla kıvanç duyan bu ülke insanı da bizleri millet yapan güzel hasletlerdir. Türk milletinin Atatürk’ü 23 Nisan 1920’de açtığı yüce meclisi de, bayram ilan edilen bu kutlu günü de çocuklara ve ülkemizin geleceği gençlerimize emanet etmiştir. Göğsünüzü gere gere bu ülkeyle de, bu güzel değerlerimizle de gurur duymaya devam edin. Bayramımız kutlu olsun.”  

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.