Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Naci BAYRAMOĞLU | 6 Kasım 2017, Pazartesi

Yarıbuçuk...

Paylaş  
80
172
75

Gurbet

Merhaba

Ne var ne yok?

Herşey bol ama

Merhaba yok.!.

(Türkay Ilıcak)

 

Bir buçuk işte bir buçuk saat

Bir küçük ruhsuz neşide için...

Bunca sa'y, itina, zahmet;

Topu bir kıt'a ya kaside için...

(Tevfik Fikret)


Tevfik Fikret, şiir sanatında plastik ve teknik işçiliğin ne derece çileli, itinalı fakat buna mukabil çıkan ürünün ne derecede kısa, bazen ruhsuz ve verilen vakte değmez oluşunu ifade ediyor... Sanatını, sanatın kendisine şikayet ediyor... Ve tekniğin yoruculuğu karşısında esere küsüyor... Verilen itina ve zahmete mukabil ortaya çıkan şeyin emek - sonuç ilişkisini sorguluyor...

Bütün teknik ve plastik çabalar ancak duygusal bir ferahlık karşılığında yaşamını sürdürebilir...

Çünkü çoğu zaten yer altında çalışırlar...

İnsansız zamansız ve yalnızlık içinde...

Hiçbir ressam, insan içinde, duygularını fırçasının ucuna fısıldamaz...

Hiçbir heykeltıraş, eserini, kişisel iletişimi en zirvede yaşamak zorunda olduğu bir mekanda taşlaştırmaz...

 

Ya bir sahne sanatçısı?

Hangisi ideal mimiği seyirci karşısında keşfetmiştir?

Ya da hangi söz sanatçısı bir bestekar, güfte ile beste uyumunu kitlelerin karşısında derler...

Anlaşılıyor ki; sanatta bir temel inşa edenler, kendilerini her zaman cansız malzemeler ve de insansız zamanlarda geliştirmişlerdir! Ya bizzat tekniğe boğulanların durumu nedir?

Onlar zaten yer altında, tezgah arkasında, dükkan ofisinde ya da evinde yalnızlardır hep... Bütün donanım ve tecrübeleri ile yaptıkları sadece ve sadece işin tekniğinde yalnızlaşmak ve böylelikle sorunu ya da çözümü aşmak... Hiçbir dizgici, sayfa düzenini hazırlarken, bir insanın en olmadık, en mahrem sır ve dertlerini -bir yandan da- dinleyerek yürütmez, yürütemez işini...

Ya siz teknik servisler...

Telefon tamircileri...

Elektronik mühendisleri…

Tornacılar...

Kaynakçılar...

Makine mühendisleri...

Motor servislerinin teknisyenleri...

Ya siz mimarlar?

Hanginiz odanızda proje çizerken hatır sorup dertleşebilirsiniz?

İnsan ve sese takat edebilirsiniz?

O hayal ve tekniğin buluştuğu ince çizgide kendinizden başkasına hiç refakatiniz var mıdır?

Ya siz, post-prodüktörler...

 

O kurgularınız, o sanat ve tekniğiniz başka hiç bir insanın varlığına tahammül edebilir mi?

Siz ki masalarınızda her zaman olduğundan daha fazla bir VTR makinesine bile tahammül edemezsiniz !!

Odalarınızın karmaşası bile kendi içinde bir düzenin kafiyesi gibidir...

Ah biz kuaförler...

Kendi bahtımız içinde hala bir bütünüz… Bir boyanın gramla ölçülen oranlarını, aslında tam manasıyla hiçbir zaman göremediğimiz bir aynanın ortasındaki ifadeyle bağdaştırıp mutluluğu afyonluyoruz...

Dinliyor, anlatıyor ve bazen de mutluluk kabiliyetinden yoksun bir kısım yaratılışlara sunuyoruz...

Neredeyse profesyonel bir terapiyi hatırlatan bir nezaket ve disiplinle, konunun yani saçın dışında her şeyi dinliyor, algılıyor tepki veriyor ve bir yandan da teknik bir asabı terlemek ile ödüyoruz... Psiko-estetik bir meslek olarak kuaförlüğü icra ediyoruz...


Kısa kes

Bir de mutluluğu kaybetme halleri var, ancak o karanlığa dalacak değilim!

Sadece ve sadece; mutluluk neye, ne zaman, hangi biçimde çarpar da bozulur, kırılır ve dünyayı; ‘hayat hayat’’ diye inleyenlerin bir hastane manzarasına çevirir bilmem…

Sadece baş başa yemek yemeyi umduğumuz bir beklenti midir?

Farklı bir tende aranan sadakat midir yoksa?

Yine de stoik kaçınılmazlık veya zorunluluk şartlarına bağlı mutluluğu tercih modeli, Türk edebiyatından Cenab Şehabettin’e götürüyor bizi; Schopenhauer’un hikmetli tavsiyelerine rağmen evlendiğini sitem-kerane belirtip kaleme aldığı ‘Oğluma’ başlıklı mektubunda Cenab saadeti; ‘Sıhhat, Zeka, Terbiye ve Servet’ dörtlemesinde buluyor…

Yani; sağlıklı bir bedende konumlanmış bir zekanın ancak terbiye edilebildikten sonra para ile parlayacağına işaret edip bütün bunların kendi içinde barındırabileceği tehlikeleri de tek tek ele alıyor!!

Mutluluğun çoğu kez fedakarlıkla beslendiğini, her saadetin göreceli olup, güneşte dahi lekelerin keşfolunduğuna işaret ediyor ve yine de bütün unsurları ile mutluluğun yaratılıştan gelen bir kabiliyette olduğuna işaret ediyor..


Kaçımız mutluyuz?

Ya da kaçımız, çağımızın o suni bahçesinde özenle yetiştirilmiş ve dillerde her hakkı mahfuz müseccel bir seratonin markası olmuş Prozac’ın bağımlısıyız?

Öyle ya, artık saadeti filozoflar ve şairler değil, tıpçılar tanımlıyor ve bu bahsi neredeyse ebediyen kapanmak üzere kapatıyorlar belki de…

Kıskançlıktan aşka, şiddetten şehvete bütün duygular beyin haritalarının o görkemli sürrealist tablolarıyla çırılçıplak karşımızda artık…

Gerçeğin bir biçimi olan duygular bile, beynimizin iç ve dış dünya aracılığı ile elde edip ürettiği kimyaların sonucu… Yani kutsal illüzyonlarımız var sadece…

Fakat son kanaatte; çağdaş olmak adına belirtmeliyim ki; mutluluk, saadet -adı her ne ise- tanımından ta tatbikine kadar gereksiz bir teşebbüstür gibi geliyor…

Şart mıdır mutluluk? Hayat ve onda saklı yaşam, mutluluğu vadetmiş midir?

Tabiatı gereği her şey geçiyor, gidiyor, biçim değiştiriyor…

Belki de saadet arama maksadı baştan hastalıklıdır!! Ne dersiniz?

Eminim pek karamsar buldunuz beni…

Bizzat ebedi olanı ve ebediyeti aramak karamsarlık olsun?

O halde size dünyanın en eski yalanını fısıldayayım: ‘Hayat güzeldir!’

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
12 Mart 2018, Pazartesi    Kuaför – Ayna – Uzay...
19 Şubat 2018, Pazartesi    -Saç boyası- üzerine...
12 Şubat 2018, Pazartesi    Protez saç nedir? ve aşamaları...
5 Şubat 2018, Pazartesi    Kadrolu dedikodu...
22 Ocak 2018, Pazartesi    İşleyen makas pas tutmaz
15 Ocak 2018, Pazartesi    Kesmek - ya da - Kesmemek...
9 Ocak 2018, Salı    Master salon kongre 2018
8 Ocak 2018, Pazartesi    Master Salon Kongre 2018
1 Ocak 2018, Pazartesi    Beğenmiyoruz - Ne Kalabalığı Ne De Yalnızlığı...
18 Aralık 2017, Pazartesi    Dil ve insan

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Kuaför – Ayna – Uzay...
Naci BAYRAMOĞLU | 12 Mart 2018, Pazartesi
Bu boy saç sana çok yakışıyor, 
Sağol bende çok beğeniyorum.
(Narcos dizisinden)
Ayna, “merak” duygusunun nesneleşmiş bir sürümü olarak piyasa çıktığında biri, “Bir su birikintisine” bakmıştı… Bu birikintiyi ışık v...
-Saç boyası- üzerine...
Naci BAYRAMOĞLU | 19 Şubat 2018, Pazartesi
Saçlarıyla oynamaktan ve üşümekten hiç vazgeçmeyecekmiş gibiydi. İyi bir günbatımından beklenebilecek her şey vardı gökyüzünde, tüm sıcak renkler, hafif bir esinti ve şarap kokusu. Hiç gülümsemedi, hiç gülümsemeyecekm...
Protez saç nedir? ve aşamaları...
Naci BAYRAMOĞLU | 12 Şubat 2018, Pazartesi
Dostum Alberto Manguel’ in bir denemesinde rastladım: Pablo Neruda  (ki Salah Birselce söylersek, kendisi bir şahkeldi), Cortazar okumamanın ağır ve görünmez bir hastalık türü olduğunu, zamanla korkunç sonuçlar doğura...