Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Şahap AŞIKOĞLU | 21 Ağustos 2017, Pazartesi

Bir milletvekilinin tek korkusu sadece seçilmemek olmamalı

Paylaş  
39
82
34

Geçtiğimiz hafta çarşamba günü Ada TV’de program konuğum Avukat Ahmet Said Sayın’dı. Genel olarak içinde yaşadığımız sistemin zafiyetlerini konuştuk ama tabiî ki konuğumun mesleği avukatlık olunca konular hukukçu bakış açısıyla analiz edildi.

En başta söyleyeyim toplumun büyük çoğunluğu hukuk sistemine güvenmiyor. Polise her on kişiden 5’i ve mahkemelere de her 10 kişiden 4’ü güven duyuyor. Onbudsman’a olan güven de her on kişiden 5’i oranında kalıyor.

Durum böyle olunca zaten başka bir şey söylemeye gerek kalmıyor. Toplum hukuk sistemine güvenmezse başka neye veya kime güvenecek? Devletin en önemli sorumluluğu vatandaşını korumak değil mi? Eğer bireyler yargıya ve polise güvenemiyorlarsa, kendilerini çırılçıplak hissetmezler mi günlük hayatlarında?

Yargı ve polis fonksiyonunu yitirmek üzereyse, ekonomi nasıl büyür? Yatırımlar nasıl olur? Hayat nasıl devam eder? Bunları yazarken bile gerçekten irkiliyorum. Eğer yargı ve polis toplumun güzünde güven telkin etmiyorsa, bir vatandaş geceleri nasıl rahat uyur?

Devletin başka bir sorumluluğu ise vatandaşlar arasında eşit hak ve özgürlük dağıtmak değil midir? Hukuk sistemimizin durumu buna izin veriyor mu? Herkes kendini ülkede yaşayan diğer bir birey kadar eşit ve özgür hissediyor mu?

Ve esas soru EĞER HİSSETMİYORSA, BİZ 40 SENE BOYUNCA NE YAPTIK?

En öncelikli vatandaşlık haklarını bile bir devlet olarak sağlayamamışsak, biz ne yaptık 40 küsur yıl?

Bu konunun tartışılmasına gerek yok! Hemen acilen her ne gerkiyorsa şu andan tezi yok hemen yapılmalıdır. Böyle bir durumun üzerine devlet veya başka bir sistem kurulamaz!

Detaylı inceleme önce devlet bürokrasisinden ve milletvekillerinden başlamalı. Aslında topluma örnek olması gerek bireylerin “hukuki ama etik değil” gibi söylemlerle dejenerasyonu artırması kabul edilemez.

Sayın Av. Ahmet Said Sayın’ın de dediği gibi “Milletvekilleri sadece seçilmemekten korkmamalı” esasen yanlış bir şey yapmaktan ve yargı karşısında hesap vermekten korkmalı! Evet, yargıdan da kormalı ve polisten de. Yanlış bir şey yaparsa bunun bedelini sadece seçilmemekle değil, özgürlüğünün kısıtlanmasıyla ödeyeceğinden korkmalı.

Bir bürokrat yanlış bir şey yaparsa sonunun korkulukların arkasında bitebileceğinden korkmalı. Aynen toplumdaki diğer tüm bireyler gibi, yani olması gerektiği gibi.

Polis ve Başsavcılık ne isterse olsun görevini tam yapmalı artık. Kamu davalarında polis delilleri toplamalı ve devletin savcıları bunların peşine düşmeli. Kamu vicdanını rahatsız eden olaylar açığa kavuşturulmalı. Hepimizin anılarında yer eden Meclis’te sallanan bir tomar Amerikan doları ne oldu? Rüşvet aldığını itiraf eden milletvekili şu anda görevde değil. Peki neden hala daha işlem yapılmıyor? Devlet dairesinde bir bakan tarafından rüşvet alırken yakalanan bir daire müdürü neden başsavcılığın ve polisin tahkikatına tutulmuyor?  

Özellikle sivil toplum örgütlerinin veya siyasal partilerin denetim sorumluluklarını yerlerine getirmeleri bunun yanında mahkemelerin bu davalarda hızlı ve şeffaf olmalarını ve kamu vicdanını da işin içine katmaları gerekmektedir.

Bireylerin de kişisel davalar ile gerek hükümet icraatlarını  gerekse sistemin zaafiyetlerini dava etme özgürlüklerinin önü açılmalı bu konuda hakimler daha geniş bakabilmeli.

Bu konu çok hassas çünkü denetim mekanizmasını bu dejerasyonun içinde ancak böyle çalıştırabiliriz.

Özetle hükümetin herhangi yanlış bir eylemini ben bir vatandaş olarak dava edebilmeliyim. Başsavcılık ve mahkemeler ve polis bu konuda vatandaşın bu hakkını kullanmasını sağlamalı.

Biz bu sistemi dentleyemezsek, başsavcılık ve polis işini iyi yapmaz ise, bu sistemi geri toplayamayız.

Vicdanlarımız o noktayı çoktan geçti…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
3
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
1
ONAY BEKLEYENLER
0
21 Ağustos 2017, Pazartesi
Gıbrız Türkü         - Şeherin Kuzeyi
Sn Aşıkoğlu eğer bakanlarımız, milletvekillerimiz ve onların bürokratları olan müsteşarlar ve uzatabileceğimiz bu listedeki diğer makamlar seçilmeme korkusu yerine hukuksuz uygulama sonucunda özgürlüğünü kaybetme korkusu ile icraat yapar duruma gelirlerse, 40 yılı aşkın bir süredir dişimizle tırnağımızla yarattığımız eşi benzeri az bulunan demokrasimizi ne hale getiririz, bunu hiç düşündünüz mü? Vallahi billahi Kıbrıs Türkleri o 1960'lardaki göçmenlik ve yokluk içindeki sefil günlerini arar duruma gelir... Öyle her konuşacağımızda düşünmeden hukuktan haktan falan söz etmeyelim! Düşünmesi bile çok ürkünç! Bakın görün seçimlerdeki katılım oranı ve demokratik hakkımızı kullanma rakamları halkımızın bu durumlarımızdan ne kadar memnun olduğunun en önemli ve geçerli kanıtıdır... Tersini iddia eden varsa sağlam kanıtlarla gelsin! :-)

YAZARIN SON 10 YAZISI
28 Aralık 2017, Perşembe    "Kadife Ayrılık" için alternatif ekonomik ve sosyal program
21 Aralık 2017, Perşembe    Milli Dava.... Yazıklar olsun bize
4 Aralık 2017, Pazartesi    Sağ partilerde misyon kaybı
30 Ekim 2017, Pazartesi    Beyaz atlı çözümü beklemek...
26 Ekim 2017, Perşembe    İçimizde bir boşluk var ve onu dolduramıyoruz
23 Ekim 2017, Pazartesi    Nereye gidiyoruz, nerede yanlış yaptık?
19 Ekim 2017, Perşembe    Ve dünya 21 yaşında! 21. yüzyıl değişim ve olgunlaşma çağı...
29 Eylül 2017, Cuma    Gelecekten Korkmak...
25 Eylül 2017, Pazartesi    Serhat İncirli ile aynı düşünmem ama "vatan haini????"
22 Eylül 2017, Cuma    Ercan benimdir ve krizde fırsat görmek

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

"Kadife Ayrılık" için alternatif ekonomik ve sosyal program
Şahap AŞIKOĞLU | 28 Aralık 2017, Perşembe
Gecen hafta Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde İşletme ve Ekonomi Fakültesi’nin bir faaliyeti vardı. Ekonomi bölümünün organize ettiği “Kuzey Kıbrıs İçin Alternatif Makroekonomik Politika Yönelimleri Paneli”.
Seçimlerden ...
Milli Dava.... Yazıklar olsun bize
Şahap AŞIKOĞLU | 21 Aralık 2017, Perşembe
Neredeyse 70 yıldır “milli dava” ifadesi literatürümüzde sık sık kullanılmakta. Daha önceleri bir ideal olarak başlayan ama 1950’lerden itibaren günlük hayatımıza giren bir vizyon aslında “Mill...
Sağ partilerde misyon kaybı
Şahap AŞIKOĞLU | 4 Aralık 2017, Pazartesi
(…) Bence bizim durumumuzda partilerin ideolojik yaklaşımlarından ziyade üstlendikleri “misyon” önemli olmalıdır.
Herkesin seçimleri konuştuğu, neredeyse tek gündem maddesinin, seçimleri kimin kazan...