Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Gökhan GÜLER | 9 Şubat 2018, Cuma

Harita hiç ölür mü?

Paylaş  
34
154
30

Kıbrıs sorununa çözüm bulunabilmesi amacıyla gerçekleşen müzakerelerde geçen yıl 11 Ocak 2017 günü Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, dönemin Başbakanı Özgürgün ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın tüm uyarı ve ikazlarını dikkate almayarak Cenevre’de Birleşmiş Milletlere sunmuş olduğu harita geri iade alınmış!

Aralık ayında geri alınan haritanın kamuoyuna açıklandığı tarihte çok manidar! UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün’ün hükümeti kurma görevini Cumhurbaşkanına iade ettiği ve CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman’a hükümeti kurma görevinin verildiği o sıcak saatlerde Cenevre’de sunulan haritanın geri iade alındığı kamuoyuna aniden açıklanıverdi!

Dönemin KKTC Hükümeti’nin ’’güvenlik, garantiler, siyasi eşitlik, dönüşümlü başkanlık, iki kesimlilik, egemenlik, mülkiyet, kararlara etkin katılım ve AB Birincil Hukuk‘’ konuları gibi kritik noktalarda nihai mutabakatlar sağlanmadan harita sunumunda bulunulmasının stratejik bir hata olduğu Cumhurbaşkanı Akıncı’ya iletilmesine karşın yine de harita sunumu Cenevre’de 11 Ocak 2017 günü gerçekleşmişti!

Bu aşamada Cenevre’de sunulmuş olan harita geri çekilmiş olsa dahi ileride yeniden müzakerelere başlanacak olursa, sıra toprak konusuna gelince Rum tarafının başlangıç noktası ne yazık ki artık 11 Ocak 2017 tarihli haritaya göre olacaktır!

Annan Planı döneminde de nasıl olsa Rumlar plana hayır diyecek. Biz plana evet diyerek bu durumdan kazançlı çıkalım diyenler olmuştu. Ben ve benim gibi konuya ihtiyatlı yaklaşanlar ise kısa vadede bu durum kazanç gibi gözükse de ileride yeniden müzakere masasına oturulması söz konusu olduğunda Rum tarafının bizden taleplerinde Annan Planı’nı kabul ettiğimiz için planın argüman ve parametreleri onların başlangıç noktası olabilir görüşünü ileri sürmüştük. Annan Planı sonrasında yaşadığımız süreçler ortadadır!

Bu konuda yeri gelmişken önemli bir hatırlatma yapma gereği duyuyorum. 11 Ocak 2017 günü Cenevre’de Birleşmiş Milletlere harita sunumunda bulunulmasının ardından Rum lideri Anastasiadis ’’Cenevre Konferansının bir sorumluluk kararından ibaret olduğunu, 1974 yılından bu yana ’’ilk kez’’ Kıbrıs Türk tarafının harita sunduğunu ve bunun aracılığıyla önemli toprakların Kıbrıs Cumhuriyeti idaresine iade edilmesinin kayda geçirildiğini’’ ifade etmişti!

11 Ocak 2017 günü Cenevre’de Birleşmiş Milletlere sunulmuş olan harita bir kere resmi kayıtlara girmiştir! Cenevre’de Birleşmiş Milletlere sunulmuş olan haritanın geri iade alındığını haberlerde duyduğum ilk anda aklıma hemen Nasrettin Hocanın şu meşhur ‘kazan’ hikâyesi geldi.

Hani Nasrettin Hoca’nın komşusundan ödünç aldığı kazanı komşusuna iade ederken önce içine küçük bir kazan koyarak teşekkür ettiği, ikinci kez aldığında da kazanı geri verme zamanı geldiğinde ‘kazan öldü’ dediği hikâye! Kazanın doğurduğuna inanan, kazanın öldüğüne de inanmalıdır!  

11 Ocak 2017 günü Cenevre’de Birleşmiş Milletlere sunularak kayıtlara geçen haritanın talebimiz üzerine bize geri iade edilmesi neticesinde Nasrettin Hoca misali ‘acaba bizim harita da ölmüş olabilir mi?’ Ne dersiniz?

*

Rum tarafında zihniyet değişikliği olana kadar yeni müzakereci atanmayacak!

Özdil Nami 7 Ocak seçimlerinin ardından yeniden milletvekili seçilerek kabinede bakan olarak görev alınca yürütmekte olduğu müzakerecilik görevini Cumhurbaşkanı Akıncı’ya iade etti. Akıncı, Nami’nin müzakerecilik görevini iade etmesi üzerine yaptığı açıklamada, önümüzdeki süreçte Rum tarafında zihniyet değişikliği olmadığı sürece yeni bir müzakereci atamayı düşünmediğini ifade etti!

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın zihniyet değişikliği vurgusuna, Dışişleri yeni Bakanı Kudret Özersay’da “zihniyet ne 3 günde değişir, ne 3 ayda, ne de 3 yılda” eklemesi yaparak “Zihniyet değişimi zaman gerektiren bir şeydir. Dolayısıyla bu zihniyet değişikliği olmadan ya da çözümün parametrelerinde taraflar aynı şeyi anlamadığı sürece, başlayacak bir müzakerenin hiçbir yere gidemeyeceğini ve kısır bir döngüye dönüşeceğini’’ belirtti.

Akıncı’nın, Rum tarafından zihniyet değişikliği beklediği yönde yapmış olduğu ilk açıklama bu değil. Cumhurbaşkanı Akıncı, 7 Temmuz 2017 günü Crans Montana’da müzakere sürecinin çökmesinin ardından Kıbrıs konusunu çözebilmek için artık Rum tarafında zihniyet değişikliği lazım şekilde bugüne kadar birçok kez mesajlar verdi. Vermeye de devam ediyor.

Örneğin Anastasiadis geçtiğimiz Aralık ayında Akıncı’nın ‘Kıbrıs konusunu çözebilmek için Rum tarafında zihniyet değişikliği lazım’ yönünde yapmış olduğu açıklamaya karşılık olarak ‘esas zihniyet değiştirmesi gerekenlerin Kıbrıs Türkleri ve Akıncı’ olduğunu açıklamıştı!

Anastasiadis Kilise’nin de desteğini alarak 4 Şubat 2018 akşamı yeniden başkan seçilmeyi başardı. Acaba Rum tarafında yakın bir zamanda zihniyet değişikliği olması sizce söz konusu olabilir mi? Ne dersiniz? Anastasiadis, seçim süresince “0 asker, 0 garanti, 0 yerleşikler” şeklinde kampanya yürüttü!

Anastasiadis önümüzdeki süreçte aniden biz değiştik, hadi gelin müzakerelere kaldığımız yerden devam edelim derse acaba ne kadar inandırıcı olur? Anastasiadis böyle bir yaklaşım ortaya koyar ise bu durum gerek Rum tarafında ve gerekse Türk tarafında acaba ne kadar inandırıcı ve güvenilir olarak kabul görür?

 Bu çerçevede acaba bundan sonra yeni yol haritamız ne olacaktır? Rumların kuyruğuna mı takılacağız? Yoksa alternatif çözüm önerilerimi gündeme gelecek? Hep birlikte bekleyip göreceğiz…

*

Müzakerecilik görevini yeni bir görevlendirme yapılana kadar Dışişleri yeni Bakanı Özersay’ın yürüteceği siyasi kulislerde konuşulmaktadır. Rum tarafında ani bir zihniyet değişikliği(!) olması durumunda ise CTP içerisinden Armağan Candan’ın müzakereci olarak görevlendirileceği dillendirilmektedir.

Yeni müzakereci konusunda Sayın Akıncı’ya bir önerim olacak. Milletvekili Avukat Oğuzhan Hasipoğlu bu iş için biçilmiş kaftandır. Hasipoğlu, 3. Cumhurbaşkanı Eroğlu döneminde müzakere heyetinde yer almış deneyimli bir kişidir.

Oğuzhan Hasipoğlu ayrıca Rum lideri Anastasiadis gibi deniz hukuku üzerine yüksek lisansı bulunmaktadır. GKRY’nin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni dikkate almadan bencilce kendi hak ve çıkarlarını koruyarak Türkiye ile KKTC’nin MEB ve Kıta sahanlığı alanlarında haklarını gasp eden bir davranış içerisine girmesinin önüne geçilebilmesi noktasında Milletvekili Avukat Oğuzhan Hasipoğlu’nun bilgi birikimi ve tecrübelerinden yararlanılması gerektiğini düşünüyorum. Yeri gelmişken bunu ifade etmek istedim. Bakalım Cumhurbaşkanı Akıncı bu konuda ilerleyen süreçte nasıl bir yol izleyecek?

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
12
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
15 Kasım 2018, Perşembe    Varoluş ve özgürlük mücadelemiz devam ediyor…
8 Kasım 2018, Perşembe    Federasyon görünümlü otonomi/üniter devlet!
2 Kasım 2018, Cuma    Gerçeklerle yüzleşme vakti!
24 Ekim 2018, Çarşamba    Anastasidis'i yalnız bırakmamak gerek!
19 Ekim 2018, Cuma    Müzakere yönteminde olsun uzlaşı sağlanabilecek mi?
10 Ekim 2018, Çarşamba    Türk Konseyi'nin "Geleceğe Yönelik Hamleleri ve Beklentiler"
5 Ekim 2018, Cuma    Guterres şapkasından tavşan çıkarabilir mi?
29 Eylül 2018, Cumartesi    İyi ki "Türksoy" var!
27 Eylül 2018, Perşembe    ''Türkler yaban tavşanını kağnı ile yakalar''
20 Eylül 2018, Perşembe    "Reçete"

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Varoluş ve özgürlük mücadelemiz devam ediyor…
Gökhan GÜLER | 15 Kasım 2018, Perşembe
Varoluş ve Özgürlük Mücadelemiz Devam Ediyor…
Kıbrıs Türk Halkının çok ağır bedeller ödeyerek vermiş olduğu varoluş ve özgürlükmücadelesi sonucunda bağımsızlık, egemenlik ve özgürlüğünün simgesi olarak ilan ettiğiKuz...
Federasyon görünümlü otonomi/üniter devlet!
Gökhan GÜLER | 8 Kasım 2018, Perşembe
Federasyon görünümlü otonomi/üniter devlet!
Federasyon yönetim, yetkiler ve tüm zenginliklerin adil bir şekilde paylaşılarak birlikte yönetme prensibine dayanmaktadır.
Kıbrıs’ta bu güne kadar neden federal bir çözüm...
Gerçeklerle yüzleşme vakti!
Gökhan GÜLER | 2 Kasım 2018, Cuma
Gerçeklerle yüzleşme vakti!
Yunanistan ve Rum Yönetimi tarih boyunca bazı devletlerden aldıkları örtülü desteklere güvenerek gerek Ege’de gerekse Doğu Akdeniz’de uzlaşmacı olmak yerine uluslararası hukuku hiçe sayara...