Ana Sayfa >> Yazarlar Eşref ÇETİNEL | 22 Şubat 2012, Çarşamba
Kararlarını yok sayan hükümet

Hükümetin görevi  Devleti yönetmektir.  Bugün  tartışılan ise nasıl yönettiği ile yönetirken ne kadar başarılı olduğudur. 

MUHALEFETİN görevi Hükümeti  sürekli  “murakabe”  etmektir.  Ancak onun da  ne kadar başarılı murakıp olduğu en az iktidar partisi kadar sorgulandırılmaya açıktır.

STÖ’leri  ile Sendikalar,  ülkenin   “kuvvetler ayrılığının”  emniyet süpaplarıdırlar.  Olmazlarsa olmazlar ama onların da en az Hükümet’le  muhalefet partileri kadar eleştireelere ve   demokratik teamüller çerçevesinde denetimlere gereksinmeleri vardır ki  kantarın topunu kaçırmasınlar! 

Kısaca eğer devlet  her türlü alet adavatıyla bir orkestra ise  Hükümet de  maestrosudur.  Ne kadar iyi yönetirse,  orkestradan o kadar uyumlu ve güzel sesler duyulur…

Kötü yönettiğinde ise  işte ispatı  KKTC dersiniz çünkü  o kötü yönetimi bizzat yaşamaktasınız! 

YAŞANANLAR NELERDİR?  Hükümet tarafından Devlet’i yeniden yapılandırmak amacında alınan kararların muhalefet ve STÖ’leri tarafından tepkiyle karşılandığı için   halkla beraber eylemlerle protesto edilmesi… 

Yani Hükümet tüm tedbir ve Devlet kademelerindeki icraatlarını   “halk için yapıyorum”  derken,  halk muhalefet ve STÖ’leri ile birlikte bu icraatlara dolayısıyle Hükümete cephe almaktadır!

NEDEN?  Çünkü Hükümet önce karar almakta sonra düşünmektedir. Gerçekte bu tutumu birinci evresiydi.  İkinci evresinde ise önce karar almakta,  sonra  düşünmekte,   sonra da aldığı kararı yok saymaktadır!  Bunun da adına Hükümetin başarısız yönetimi denir!  İşte bir somut ispatı:     

**********                                         

KARAR ALIYOR SONRA TORNİSTAN EDİYOR     

Bir sabah millet uyandı ki gazetelerin manşetlerinde uygulamaya konan yeni hastahane ücretleri listesi… Şu kadar ücret tahlilin,  bu kadar ücret  muayenenin,  yatağın,   ilacın falan…  

Her hükümet kararına karşı çıkıp eylemlerle protesto etmek modasının egemen olduğu KKTC’de bu uygulamaya da  elbette ki kuzu kuzu uyulması beklenemezdi,  nitekim kıyametler koptu…

Şimdi  kendisini  Tarzan gibi KKTC’yi kurtarmaya adamış fedakâr ve cefakâr görevlerin  yönetimi olarak takdim eden  Hükümetten ne beklerdiniz?   Dirayet! 

HALK TEPKİSİ:  Öyleyse  bakın bakalım zaten asli işlevleri muhalefet yapmak olan Partilerle Kuvvetler dengesini oluşturan STÖ’leri yanı sıra oluşan    halk tepkisi karşısında dirayetli olması gereken Hükümetin  bu olaydaki tutumu nedir?                                              

“Canım biz parası olmayandan ücret alacağız demedik ki!..   Bu ücretler  gönüllülük esasına göredir!...  Ücretler kuran kelamı değildir ki!..”

Eeee!  Eğer   bu ücretler gönüllerden ne koparsa esasında iselerdi,    üstelik Kuran ayeti hükmünde de değillerseydi,  o halde neden  “kararı alındıydı?”  Milleti yollara düşürüp eylem yapmaları  için mi?                     

KISACA: Yönetmek iddiasında  “yönetilen”  durumuna düşmüş bu Hükümet’ten,    Haspolat’taki İlahiyat Okulu olayını protesto bahanesinde  derslikleri çadırlara taşıyan  Sendika karşısında da artık   basiret beklemiyoruz.  Hatta bir de özür borcu vardır,   “ben ettim siz etmeyin”  açıklaması ile!                                                              

**********

BİR DE ŞU SU MESELESİNE BAKIN.

Aslında Hükümetin  aldığı kararlarına karşılık  sürekli  “kararsızlık”  göstermesi nedeniyle olayı  yorumlayıp yorumlamamak konusunda tereddüte düştümdü. 

Bir yandan  da eğer olayı es geçersek,   1967’lerden beridir   yüzlerce kez yazdığımız ve  “bu memleketin TC’den akıtılacak suya çok büyük ihtiyacı vardır”  dediğimize  ihanet edeceğimizi düşündük

ÇÜNKÜ:  Siz petrolü gazı bir kalem geçin.  Para ile satın alırsınız,  idare edersiniz.  Fakat su bu adanın  canı kanıdır.  Olmazsa Ada da olmaz!  Nitekim ileride anlatırız dediğimiz TC’den borularla Kıbrıs’a su akıtılması olayı 1967’lerde geldiydi gündeme… Rahmetlik İsmet Kotak’ın ve benim deşmemle…

Şimdilerde gerçekleşecek ki  geçtiğimiz gün önce Meclis’te sonra da gazetelerin Köşeleri ile haber yorumlarında  adeta  “telin  edildi!”  Hem de bakın hangi değerlendirmede:  “Su gelecek  ve Kıbrıs Türk halkı beterince Türkiyenin kulu kölesi durumuna getirilecek!” 

HATIRIMA GELDİ:  1967’lerde o yılların Bozkurt gazetesindeki Köşemde Türkiye’den borularla Kıbrıs’a su akıtılacak diye yazdımdı da  Nikos Samson Mahi gazetesinde cevap verdiydi bana.  “Aferin Eşref Nidai’e.  Çok   açıkgözdür.  Bize  Türkiye’den su gelecekmiş.     Demirel istediğinde vanaları açsın,  istediğinde kapatsın bizi suya esir etsin!…”      

ŞİMDİ AYNİ TERANE:  Nikos Samson değiller elbet ama bunlar da  “Kıbrıslıdırlar!”  Türkiye’den akıtılacak suyun bile bizi Ankara’nın ipoteği altına sokacağı kafalarında!  Ne kafalar ama!                                                                   

**********                                  

VE DEVAM EDEN İBRAHİM OLAYI   

Baktım hemen  bütün Köşeciler  İbrahim Şevki’nin ses yarışmasıyla ilgili görüşlerini ortaya koyuyorlar.  SMS’lerden dolayı yediğimiz kazığın idrakine de öyle vardım.  Aslında ben de dün bu yarışmanın  yorumunu yapmıştım ama kendimce eksik bıraktığım çok yanları vardı.

Mesela  son yılların çok başarılı girişimlerinden Acun Ilıcalı.    Adam görsel medyayı kullanarak eğlence dünyasına programları ile egemen olmuş.  Dolayısıyle  “O Ses Türkiye” yarışmasında birincilik kimin hakkıydı tartışmalarından parasal kazançların büyüklüğüydü öne çıkan.  

Nitekim biz    yarışma dolayısıyle eğlenir,  gururlanır,  heyecanlanırken bir bedel ödeyecektik,  o bedeli de final gecesi SMS’lerle attığımız mesajlarla ödedik.  

Ha,  İbrahim’in hakkı mı?  Bu bir yarışma.  Nasıl ki biz İbrahim’den başkasına oy vermedik,  Türkiye de İbrahim’e vermedi..  Bunu bile Türkiyelilik Kıbrıslılık olayı haline getirip kaşıyanlar doğrusu ayıp ettiler!

Yorum Yaz     Paylaş Share/Bookmark    
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
17 Mayıs 2012, Perşembe    Hristofyas'ın kararı ve sendikal eylemler
16 Mayıs 2012, Çarşamba    Self determinasyon hakkımızı neden unutuyorsunuz?
15 Mayıs 2012, Salı    Yerel yönetimler ve başkanlık sistemi
14 Mayıs 2012, Pazartesi    Geçen hafta
13 Mayıs 2012, Pazar    Yaşamak güzeldir
12 Mayıs 2012, Cumartesi    Güvenilir polis ve hükümet ve Mağusa ve haydi Fener bastır
11 Mayıs 2012, Cuma    Şu anket ve yandaşlar
10 Mayıs 2012, Perşembe    Kısaca dünya ahvali ve biz
9 Mayıs 2012, Çarşamba    Çözümsüzlük ve kısaca taktıklarımız
8 Mayıs 2012, Salı    Güçlü iktidarlar ve güçlü muhalefetler için yeni seçim sistemine ihtiyaç vardır

increase font size decrease font size print this page tell a friend Yorum Yaz (0)

Hristofyas'ın kararı ve sendikal eylemler
Eşref ÇETİNEL | 17 Mayıs 2012, Perşembe
Hristofyas  “Başkanlığa”  adaylığını koymayacağını açıkladı.  Nedenini de çözümün başarılamamasına bağladı.  Ve ekledi:  “Bundan sonra da çözüm olacağına inanmıyorum…&#...
Self determinasyon hakkımızı neden unutuyorsunuz?
Eşref ÇETİNEL | 16 Mayıs 2012, Çarşamba
“Özeleştirinin”  bir diğer anlamı da  Kıbrıs siyasi sorununda görüldüğünce “kendimizi suçlamak”  olmalıdır.  Nitekim bu  “suçlamalarda”  kantarın topuz...
Yerel yönetimler ve başkanlık sistemi
Eşref ÇETİNEL | 15 Mayıs 2012, Salı
Niçin  “kurumlar”  çökmektedir?  Niçin Devlete bağlı türlü çeşitli  sektörler iflas etmektedirler?  Neden şaibeli neden töhmet altındadırlar? 
Yerel Yönetimler uğruna yapıla...