![]() | Eşref ÇETİNEL Yazara mesaj gönder ![]() Yazarın tüm yazılarını görüntüle |
Hükümetin görevi Devleti yönetmektir. Bugün tartışılan ise nasıl yönettiği ile yönetirken ne kadar başarılı olduğudur.
MUHALEFETİN görevi Hükümeti sürekli “murakabe” etmektir. Ancak onun da ne kadar başarılı murakıp olduğu en az iktidar partisi kadar sorgulandırılmaya açıktır.
STÖ’leri ile Sendikalar, ülkenin “kuvvetler ayrılığının” emniyet süpaplarıdırlar. Olmazlarsa olmazlar ama onların da en az Hükümet’le muhalefet partileri kadar eleştireelere ve demokratik teamüller çerçevesinde denetimlere gereksinmeleri vardır ki kantarın topunu kaçırmasınlar!
Kısaca eğer devlet her türlü alet adavatıyla bir orkestra ise Hükümet de maestrosudur. Ne kadar iyi yönetirse, orkestradan o kadar uyumlu ve güzel sesler duyulur…
Kötü yönettiğinde ise işte ispatı KKTC dersiniz çünkü o kötü yönetimi bizzat yaşamaktasınız!
YAŞANANLAR NELERDİR? Hükümet tarafından Devlet’i yeniden yapılandırmak amacında alınan kararların muhalefet ve STÖ’leri tarafından tepkiyle karşılandığı için halkla beraber eylemlerle protesto edilmesi…
Yani Hükümet tüm tedbir ve Devlet kademelerindeki icraatlarını “halk için yapıyorum” derken, halk muhalefet ve STÖ’leri ile birlikte bu icraatlara dolayısıyle Hükümete cephe almaktadır!
NEDEN? Çünkü Hükümet önce karar almakta sonra düşünmektedir. Gerçekte bu tutumu birinci evresiydi. İkinci evresinde ise önce karar almakta, sonra düşünmekte, sonra da aldığı kararı yok saymaktadır! Bunun da adına Hükümetin başarısız yönetimi denir! İşte bir somut ispatı:
**********
KARAR ALIYOR SONRA TORNİSTAN EDİYOR
Bir sabah millet uyandı ki gazetelerin manşetlerinde uygulamaya konan yeni hastahane ücretleri listesi… Şu kadar ücret tahlilin, bu kadar ücret muayenenin, yatağın, ilacın falan…
Her hükümet kararına karşı çıkıp eylemlerle protesto etmek modasının egemen olduğu KKTC’de bu uygulamaya da elbette ki kuzu kuzu uyulması beklenemezdi, nitekim kıyametler koptu…
Şimdi kendisini Tarzan gibi KKTC’yi kurtarmaya adamış fedakâr ve cefakâr görevlerin yönetimi olarak takdim eden Hükümetten ne beklerdiniz? Dirayet!
HALK TEPKİSİ: Öyleyse bakın bakalım zaten asli işlevleri muhalefet yapmak olan Partilerle Kuvvetler dengesini oluşturan STÖ’leri yanı sıra oluşan halk tepkisi karşısında dirayetli olması gereken Hükümetin bu olaydaki tutumu nedir?
“Canım biz parası olmayandan ücret alacağız demedik ki!.. Bu ücretler gönüllülük esasına göredir!... Ücretler kuran kelamı değildir ki!..”
Eeee! Eğer bu ücretler gönüllerden ne koparsa esasında iselerdi, üstelik Kuran ayeti hükmünde de değillerseydi, o halde neden “kararı alındıydı?” Milleti yollara düşürüp eylem yapmaları için mi?
KISACA: Yönetmek iddiasında “yönetilen” durumuna düşmüş bu Hükümet’ten, Haspolat’taki İlahiyat Okulu olayını protesto bahanesinde derslikleri çadırlara taşıyan Sendika karşısında da artık basiret beklemiyoruz. Hatta bir de özür borcu vardır, “ben ettim siz etmeyin” açıklaması ile!
**********
BİR DE ŞU SU MESELESİNE BAKIN.
Aslında Hükümetin aldığı kararlarına karşılık sürekli “kararsızlık” göstermesi nedeniyle olayı yorumlayıp yorumlamamak konusunda tereddüte düştümdü.
Bir yandan da eğer olayı es geçersek, 1967’lerden beridir yüzlerce kez yazdığımız ve “bu memleketin TC’den akıtılacak suya çok büyük ihtiyacı vardır” dediğimize ihanet edeceğimizi düşündük
ÇÜNKÜ: Siz petrolü gazı bir kalem geçin. Para ile satın alırsınız, idare edersiniz. Fakat su bu adanın canı kanıdır. Olmazsa Ada da olmaz! Nitekim ileride anlatırız dediğimiz TC’den borularla Kıbrıs’a su akıtılması olayı 1967’lerde geldiydi gündeme… Rahmetlik İsmet Kotak’ın ve benim deşmemle…
Şimdilerde gerçekleşecek ki geçtiğimiz gün önce Meclis’te sonra da gazetelerin Köşeleri ile haber yorumlarında adeta “telin edildi!” Hem de bakın hangi değerlendirmede: “Su gelecek ve Kıbrıs Türk halkı beterince Türkiyenin kulu kölesi durumuna getirilecek!”
HATIRIMA GELDİ: 1967’lerde o yılların Bozkurt gazetesindeki Köşemde Türkiye’den borularla Kıbrıs’a su akıtılacak diye yazdımdı da Nikos Samson Mahi gazetesinde cevap verdiydi bana. “Aferin Eşref Nidai’e. Çok açıkgözdür. Bize Türkiye’den su gelecekmiş. Demirel istediğinde vanaları açsın, istediğinde kapatsın bizi suya esir etsin!…”
ŞİMDİ AYNİ TERANE: Nikos Samson değiller elbet ama bunlar da “Kıbrıslıdırlar!” Türkiye’den akıtılacak suyun bile bizi Ankara’nın ipoteği altına sokacağı kafalarında! Ne kafalar ama!
**********
VE DEVAM EDEN İBRAHİM OLAYI
Baktım hemen bütün Köşeciler İbrahim Şevki’nin ses yarışmasıyla ilgili görüşlerini ortaya koyuyorlar. SMS’lerden dolayı yediğimiz kazığın idrakine de öyle vardım. Aslında ben de dün bu yarışmanın yorumunu yapmıştım ama kendimce eksik bıraktığım çok yanları vardı.
Mesela son yılların çok başarılı girişimlerinden Acun Ilıcalı. Adam görsel medyayı kullanarak eğlence dünyasına programları ile egemen olmuş. Dolayısıyle “O Ses Türkiye” yarışmasında birincilik kimin hakkıydı tartışmalarından parasal kazançların büyüklüğüydü öne çıkan.
Nitekim biz yarışma dolayısıyle eğlenir, gururlanır, heyecanlanırken bir bedel ödeyecektik, o bedeli de final gecesi SMS’lerle attığımız mesajlarla ödedik.
Ha, İbrahim’in hakkı mı? Bu bir yarışma. Nasıl ki biz İbrahim’den başkasına oy vermedik, Türkiye de İbrahim’e vermedi.. Bunu bile Türkiyelilik Kıbrıslılık olayı haline getirip kaşıyanlar doğrusu ayıp ettiler!










