Vakti zamanında maliye bakanı iken, Sendikaların ikide birde kazan kaldırarak maaşlara zam istemelerinden bıkıp usanan Salih Coşar, o yıllarda hem dillere hem kafalara şeker lokum gibi oturan “eşel mobil”i uygulamaya koyduydu. “Hayat pahalılığı arttıkça arttığı oranda zam” mantığına dayalı sistem tutun ki bugünlere kadar geldi. Şimdi tekliyor ama! Nedeni de malum:
HATIRLAYALIM: Hükümet 2008 mali yılına rahat girmedi. Kamu görevlilerinin maaşlarını dondurdu, Hazine’nin fukaralığını bilumum emtiaya zam yaparak, harçları artırarak, fonlarla oynayarak giderme tedbirleri aldı.
Tabi ortada CTP’nin ortağı ÖRP’ün de gayretleriyle dört binlere orsa eden istihdamlar olayının bütçeye yansıyan giderler külfeti de var. Olay sıkı para politikasını zorluyor, bizim ve halkın anlayacağı giderler kısılarak gelirlerin artırılması hedefleniyor. Ki Hazine kurtulsun!
İşte DPÖ’ tarafından tespit edilen oranda ve her iki ayda bir kez maaşlara yansıtılan bu Eşel Mobil’i Hükümet kendi yetkisi içine alacak yasa tasarısı haline getiriyor. Muhalefet’e göre eşel mobil “kaldırılacak” Başbakan’a göre ise “kaldırılmayacak ödeme periyotlarının belirlenmesi konusunda Bakanlar Kurulu’na yetki verilecek.” (Tabi bunun için DPÖ’nü devre dışına itmek gerekmezdi. Bir süre önce Sn. Soyer’in YAGA ile ilgili söylemleri yanısıra DPÖ’nü de revize edeceğiz” deyivermesi demek ki boşuna laf değildi!)
ŞİMDİ GELELİM ESASA: KKTC’nin yapısal bozukluğu devam ediyor. Çok basite indirgeyerek ifade edelim bunun nedeni “çözümsüzlüğe uygun sosyo ekonomik icraat ve uygulamaların değil, durmuş oturmuş Devlet’lerde uygulanan ve son zamanlarda AB kriterlerini de gözeterek bünyeye oturtulmaya çalışılan sistemler arayışıdır.
Arasına mesela yine Soyer’in ifadesiyle “Kamu görevlileri ile sigortalıları Rum tarafına yakınlaştırmak için sürekli maaş ve ücretlere zam yaptık, nitekim aradaki farkı yüzde yirmilere kadar indirdik” demesini de koyuyoruz, Kuzey’i tanıtacağız diyerek çok bonkörce harcamaları da.
Oysa KKTC Güney Kıbrıs Rum Yönetimi değildir. (Şimdi durup yeniden ne olduğunu saymayalım, bıktık usandık bundan.)
Ancak ortada bir başka gerçek daha vardır. Bir kere her yıl ve artısı ile TC’den beş yüz milyon dolar akmaktadır KKTC’ye. AB’nin euroları da vardır, belediye ve STÖ’lerine BM’ler yahut AB damgalı parasal katkılar da. Güney’de çalışan dört bin işçinin Kuzey’e getirdiği eurolar da önemli kalemlerden olmalıdır.
Öte yandan alt yatırımlar TC tarafından finanse edilmekte. Bir takım restorasyonları falan UNOPS karşılamakta. Bunlar da Devlet’in sırtındaki giderler kamburunu hiç yoktan azaltmaktadır.
Turist falan yok diyoruz ama Türkiye’nin otuz bin kişilik askeri yanısıra yedi üniversiteye TC’den gelen öğrenciler de eklendiğinde alın size doğal turist olayını. Artı kaçak maçak, karakterimizi bozuyorlar falan diyoruz ama sayılarını bilmesek de on binlercesiyle TC’li işçi memleketten sadece para kapmıyor, piyasaya para da akıtıyor. Kaldı ki araba derseniz araba. Ev derseniz ev. Villalar, apartmanlar… Vallahi insanın, “keşke hep böyle çözümsüz kalsak” bile diyeceği geliyor! Zaten diyenler çok çünkü rant ekonomisine dönüşüyorlar, kapan da alan da kazanıyor!
İŞTE SORUN: Fakat Devlet kazanmıyor! Üstelik şimdilerde kazanamayıp fukaralığı hazinesine beterince çaktığı içindir ki “kazandıramıyor” da! Bugüne kadar “eğri gemi doğru sefer” denilirken şimdi “deniz bitti, tabi ki gemi de karaya oturdu!”
Ve bir kez daha anlaşıldı ki ekonomik kurallar kendisine aldırmadan ihanet eden “başlardan” hem intikamını alır hem de ders verir.
Tabi hatırlatalım: Şimdilerde muhalefet olsun diye muhalefet yapan siyasi partiler birgün iktidara gelirlerse CTP Hükümeti’nin yaşayıp yaşattığı bu açmazlardan inşallah “ders” alırlar da bu halkı, salt kendi beceriksizliklerinden doğan yanlış yönetimleriyle bir karış suda boğmazlar!