Çok az insana nasip olur. İyi yaşayıp rahat ölmek. Geçtiğimiz hafta kaybetiğimiz Kemal Uğurata öylesi talihli insanlardandı. Ancak:
O iyi yaşama ulaşmak için yoksulluk kaderini kırmak bir yana, başarılı işadamı oluşa kadar süregelen meşakkat dolu yılları aşmak da gerekir çoğu zaman. Bizim Dülger Kemal deyip saygıda ve sevgide kusur etmediğimiz Uğurata öylesi bir hayatın adamıydı. Mehmetçik’ten çocuk yaşta gelip ağabeyi Demirci Hasan’la Mağusa surlar içinde yaşam hakkı ararken ne işine koyacağı mirası ne de sermaye yapacağı parası vardı…
Sabır işte! Bugün çoğu genç insanın başaramadığı olay. Ki her halde hayata anlam katan “başarılı oluş,” o sabrın sonucudur. İlmik üzerine ilmik ulayarak geçen yıllar ve sabrın selametle buluşması…
Kaçımız başarabildi? Kemal Uğurata başaranlardandı. Bu nedenle duyduğu hazzı son günlerine kadar yüzünden eksik etmediği tebessümlerinde görürdünüz. Bir hatır sorar, hatırını sorardınız, önce gönlünüze ferahlık dolduran tebessümünü görür sonra “çok şükür” dediğini duyardınız.
En azından ben Uğurata’yı öyle tanıyıp, öyle sevdim. Bu sevgide biraz da onun “şu eski Mağusalılar’dan oluşu yatardı.” Hemen her sosyal harekete desteğini koyar kulüplerinden örgütlerine kadar katkısını yapardı. Bir devrelerde bizlerden yaşça büyük olmasına bakmaz, oluşturduğumuz bir arkadaşlar grubuyla sık sık buluşur, kahveler yudumlanırken tutun ki memleket meselelerini konuşurduk. Her zaman güzel giyimli kat kravat ve her zaman ağzından dirhemle çıkan sözleriyle bir efendi. Ve ne yapmışsa ne kazanmışsa içinde hep alın teri…
Aramızdan bir dost daha kaydı gitti. Türk halkı bünyesinde ticaretin esamesi okunmazken o ender işadamlarından olduydu. Daha fazlası demeden sadece işini geliştirerek yaşadı. Son günlerine kadar da inşaat malzemeleri satan işyerinde emekliye ayrılmışlığının huzuruyla kendisine ait girişteki köşesinde oturdu. Ara sıra bir şeyler almak için uğradığımda “ooo neredesin yahu, gel bir kahvemi iç, hiç buluşamıyoruz” derdi…
İyi yaşadı, rahat öldü. Allah rahmet eylesin.