Desek ki KKTC’nin tüm sorunları “susuzluktan” dolayısıyle kurak çorak oluşundan kaynaklanmaktadır… Tabi ki “abartıyorsun” tepkisine uğrayacaktır, kabul.
O zaman sormak gerekiyor: Nedir Kıbrıs’ta barışı engelleyen ana sorun? Rum insanının Türk insanına tahakküm etmesi üzerine oluşturulmuş siyasetler mi yoksa mülkiyet hakkı üzerinde yoğunlaşmış “toprak” sahipliği mi?
Bizatihi insanın insana egemenliğinin ne anlamı vardır? Devir kölelik devri değil ki! Ne Kunta Kinte örneği Afrikalardan kaçırılan insanlarla yaratılan kölelikler ne de ağalarla derebeylerin topraklarında çalıştırılan esirler… Ne de koskoca Osmanlı impartorluğunun Padişahın memaliki metrukesi oluşu.
Yani Hristofyas’lı Rum toprağın söz konusu olmadığı egemenlik iddiasında, topraksız Türk’ün Kuzey’ini neylesin ki? Eğer bu Kuzey malı mülkü ile emrinde değilse!
KAVGANIN NEDENİ TOPRAK MIDIR? Evet! Dün de bugün de yarın da. Dün “Enosis” kulpu yapıştırılarak Yunanistan’a ilhakı amaçlanan “meğalo idea” saplantılı sahiplikte Kıbrıs Rum-Yunan için ne idiyse, bugün de “Kuzey” odur. Enosis gitmişse bu kez de yerine tüm ada egemenliğine dayalı Kuzey’e sahiplik arzusu oturmuştur. “Benim olan Türk” değil ama, “benim olan topraklar” hedefinde!
TOPRAK BU KADAR DEĞERLİYSE ve uğruna savaşlar kopartılıp kanlar akıtılıyorsa o zaman eğilip yerden bir avuç alın, önce ovuşturup sonra koklayın. Hissettiğiniz ne ola ki? Kupkuru! Bırakın suyunu nemi bile yok! Dolayısıyle kokusunu da duymazsınız, kaldı ki uğrunda ölünen bu topraklardan bereket, bereketten yaşam olanağı bulasınız.
Toprak hayattır. Hayat su! İkisi bir arada yoksa vatan da yoktur millet de!
Ki adaya geldiğimiz 1571’lerden beridir işte bu topraklarda bunun için mücadele ediyoruz. Ekilip biçilecek, varoluşa can katacak, canlar mesut ve müreffeh vatan yaratacak.
Oysa ekip biçmek için de hayatlarla vatana can katmak için de su gerek. Toprak suyla beslenmezse nasıl ama? Akmazsa toprakta kan akar gibi damarlarda, yeşertip dürütmezse, besleyip canlara can katmazsa, nedir ki toprak?
SU, SU, SU! Olsaydı, aksaydı topraklarda, sulayıp bereket koysaydı yurda, iş, aş, para olacaktı. Vatan olacaktı ki kaçmak, göçmek, pazarlığa sokmak değil; uğrunda binlerce kez ölünecekti. Bizim olacaktı ki ne Hristofyaslı Rum’un nazı cilvesiyle sümüğü çekilecekti ne de dünya alemin siyaset madrabazlığı! Zaten gerek kalmayacaktı, yaratılan büyük refahtan, canlara can katan suyundan dolayı…