CTP Mağusa Milletvekili arkadaşım Dr. Okan Dağlı, “hadi Dilekkaya’ya gidelim, hem bir zamanlar öğretmenim olan Hüseyin Nazım’ı ziyaret ederiz hem de CTP’nin bölge toplantılarından birini izlersin” deyiverdiğinde geçen Perşembe akşamı yollara düştüktü.
Dilekkaya, eski adı “Aya. Ercan havaalanının az biraz ötesinde bir sınır köyü. Mesarya’nın ucunda sekiz yüz nüfusu ile kurak çorak yalnızlığının kaderine terkedilmiş, malül! Kuru Ziraat ve hayvan besiciliğinden başka yapılacak hiçbir işi yok, onlar da susuzlukla şu “tarım sektörünün” bitmez tükenmez sorunlarıyla perperişan olmuşlar ki bir dokundunuz muydu bin ah işitiyorsunuz.
Dilekkaya İnsanlarının işi kuru ziraat ve hayvancılık oluverince uğrayanı da Tarım Bakanı Önder Sennnaroğlu olur. Yanında üst kademe bürokratları ile Milletvekilleri Kadri Fellahoğlu ve Barçın.
KÖYLÜNÜN DEĞİL HÜKÜMETİN SORUNLARI ANLATILIYOR.: Böylesi toplantıların yabancısı değilim. Üstelik yıllar ötesinden gelen deneyimle bilirim. Bu tip köylere gidildikte öncesi araştırmalarla nabızların iyi tutulması, sorunların açılımlarının buna göre yapılması gerekir. Oysa bir baktım Sennaroğlu seçim mitinginde binlercesi insana nutuk atıyormuş gibi konuşuyor. Doğrusu güzel de anlatıyor. Arpadan süte, hellimden kaba yeme, Tarım Sigortasından bütçesine, kuraklıktan desteklere kadar. Ötesi dünya ülkeleri ile kıyaslamalar, geçmiş iktidarların hatalarını sayıp dökmeler ve sonuçta “elden geldiğince en iyisini yapmaya çalıştıklarının” söylemleri. Hazinede kalmayan para, daha fazlasını verecekler ama, bulamadıkları olanaklar…”
Anlıyorsunuz ki “hükümet dertli!” Kuraklık vurmuş, hazine batmış, akaryakıt elektrik zam yemiş, hayat pahalılığı artmış dolayısıyle tarım ve hayvancılık da nasibini almış ki Bakan Sennaroğlu, gelin kurtuluşun çarelerini birlikte bulalım diyor!
…Bir saatı aşkın “nutuğu” dinledik ve düşündük: “Şimdi hep birlikte ağlamamız mı gerekiyor? Ve hep birlikte kafa kafaya vurup CTP hükümeti ile eğer söz konusu Tarım Bakanlığı ise bunları nasıl kurtaracağımızın seferberliğine mi düşmeliyiz!”
Çünkü bir dokunup binlerce ah duyacağınız Mutluyaka köylüsünün sorunlarını değil, Sennaroğlu hükümetin ve Bakanlığının sorunlarını anlatıyor, sonuçta anlıyorsunuz ki “kendisi muhtacı dide kaldı ki başkasına himmet ede!”
VE ARBEDE KOPUYOR: Sonradan Allah ile insafa sığınarak çok düşündüm. Geçmişte televizyon programlarımızda ve devam edip giden Halkın Sesi’indeki köşemde kıyasıya eleştirdiğim Sennaroğlu “politika mı yapıyordu, yoksa uyutmaca kandırmaca, “biz bokların içinde uğraşıyoruz” diyen Dilekkayalı hayvancıların anlayışlarına sığınarak gönülllerini kazanmak mı istiyordu?
Söyledikleri doğruydu. Fakat kurak çorak topraklarda yaşam hakkı arayan çiftçi ve hayvancının duymak istedikleri değildi. Nitekim Bakan bir saatı aşkın konuşmasında olanca kurşunlarını tüketip sözü köy insanlarına verdiğinde, o sarfettiği kurşunları ile vuruldu! Aynen CTP hükümetinin şu sıralarda “yaptık ettik” demesine karşın, halk tarafından vurulduğı gibi!
ÇÜNKÜ: Geçen gün de yazdıydık. İnsanları belirli yaşam düzeyine çıkardıktan sonra, “çıkarırken bazı hatalar yaptık, hazineyi batırdık, popülizmin dalgalarına kapıldık, vaadlerimizi yedik, umutları tükettik, ne olursunuz anlayışlı ve fedekâr olun, bu zor günleri atlatmak için çıktığınız yerden aşağı inin, bugüne kadar biz verdik şimdi siz verin” diyemezsiniz! Çünkü ortada aşılması gereken sorunlar varsa bunlar için fatura ödemesi gereken çalışan kesimler değil, Hükümet olmalıdır.
Dolayısıyle tüm iyiniyetine ve doğrularına karşın Dilekkayalı çiftçi ve hayvancısının hışmına uğrayan Sennaroğlu’nun yapacak bir şeyi yoktu zaten toplantıdan çıkan sonuç da buydu!