Vakti zamanında yani 1964’lerde kimliğimize “gazeteci” etiketini kazıyarak bugünlere kadar geleceğimizi düşündük müydü? Galiba.
1963’de Makarios’lu Rum’un “Kanlı Noel” damgalı kopardığı kıyamet ertesinde artık seziyorduk ki bu adada eğer iki halk birbirinden kopmaz, iki ayrı bölgede kendi egemenliklerine sahip olmaz ve Türkiye’nin garantörlük hakkından doğan güvenlik şemsiyesi varlığımızın üzerinde açılmazsa Türk’e rahat huzur yoktur, gelecekleri hep karanlık olacaktır.
Yazmaya bu nedenle başladıktı. Sosyal içerikli uğraşlara çok öncesinden bu nedenle baş koyduktu. Basit hayatımızı bu nedenle anlamlaştırdıktı. “Mefkûre” dediğimiz “ilkesel tutumu” kişiliğimize bu düşünce ile çaktıktı. Hedef, tutun ki o günlerde “Taksim”di bugünlerde “iki bölgeli, iki halklı, siyasi eşitlik ve TC’nin garantisi içerikli” bir çözümdür.
YIL 2008: Vardık mı amaca? KKTC’yi dışlayanlar da olsa evet vardık. Çözüm, aklın, tarihin, Kıbrıs gerçeğinin hatta coğrafyasının ve doğasının vazgeçilmez doğrusunda her şeye karşın kabul görmüş iki bölgeli iki toplumlu statüyü çoktan kalıcılaştırdı.
Bu nedenle tutun ki son zamanlarda ille de Erdoğan’dan bir adım önde olacağız diyen Hristofyas’lı Rum, Makarios’tan bu yana asla kazanamayacakları bu Kıbrıs davasında hâlâ geridedir. Kahrından çatlasa da!
Geriye ne kalıyor? İki bölgeli, iki halklı çözüm gerçeğine Türkiye’nin kalıcı güvencesini ekleyerek bir yönetim biçimi takmak.
İŞTE HRİSTOFYAS’IN BÜYÜK KORKUSU: Çünkü bizimkisi ulusal irade ile ilke de, tüm Kıbrıs’a egemen olmak tasavvurundaki Hristofyas’lı Rumun aidiyetine kazınmış ilkesi mi tu kaka? Onlar da yollarının yolcusu, uğraşıyorlar!
Ve tabi ki siyaset madrabazlığına varan her türlü atraksiyonu gündeme sokuyorlar. Sonuncusu Hristofyas ağzı ile 1960’ın üniter Kıbrıs Cumhuriyeti denemesine atıfla “geliştirilmişi” lafına sarılanı oluyor.
Nereden nereye ama? Adamların önüne Kuzey’i delip geçecekleri Annan planını koydulardı kabul etmediler. Şimdi kırk sekiz yıl öncesini refans diye öne çıkarmaya çalışıyorlar çünkü asla egemen olamayacakları Kuzey’i zaten Devlet yaptılar, bu kez tümden ayrı Devlet olarak yitirmekten korkuyorlar! Ne var ki korkunun ecele faydası yok!
BAŞA DÖNELİM: Bir çözüme ulaşma umudunda tükettiğimiz ömrümüze vefada borcumuzla saygımız vardır. İki bölgeli iki halklı bir Kıbrıs çözümü gerçeğinde.
Zaten “maruzatımız” da bundan kaynaklanmaktadır. Çünkü böylesi bir çözüme varmak yollarında tükenen ömürlere nazire dürüyen yeni nesil, hiç anlamadı hâlâ anlamıyor… Şimdi biz de kendi korkumuzu yazalım mı? İki kurucu Devlet derken omaya ki Hristofyas’ın 1960 KC’i benzeri “genişletilmiş” ladesli oyununa geline!