Geçtiğimiz gün Ankara’daki resmi görüşmelerin ardından KKTC’ye dönen Başbakan Soyer Ercan Havalimanında basına bir açıklama yaptıydı.
Söylediklerinde “gelecekler” yönünden rahat olunması ve dünyayı saran mali krizin felâket tellalcılığının yapılmamasını da vardı…
Soyer kendine özgü benzetmeleriyle yaptığı açıklamada, “batmamışsak bile işte şimdi bu global kriz dolayısıyle batacağız” diyenlerin karamsarlığa sarılı çığırtkanlığını yererken “bu dalgadan en az etkilenmenin yollarını bulacağız” vaadinde de bulunduydu.
ASIL VURGULADIĞI ŞUYDU: “Görüşlerimizin TC yetkililerince paylaşılması mutluluk verici… Dayandığımız tek nokta Türkiye’nin desteğidir…” Kısaca Başbakan Ankara’dan gördüğü anlayış ve yakınlıktan memnun olduğunu tutun ki “onsuz ne olurdu hallerimiz” imasında ortaya koydu.
Ve konuşmasına şunları sıkıştırdı: “Para istemeye gittiler gibi yayınlar yapılıyor. Ülkesindeki siyasal gelişmeleri takip etmeyen yahut takip edip gizleyerek siyasal fikir üretenleri görmekten üzüntü duyuyorum…”
Kısaca Soyer’in temaslarıyla ortaya koyduğu “iyi ki varsın Türkiye” imajını çakıyordu ve doğruydu.
PEKALA BU İMAJ ORTAK GÖRÜŞLERDE KABUL GÖRÜYOR MU: “Hayır” cevabı bir yana. Tam aksine gitgide dikleşen tepkilerde “Ankara’nın emir kulları haline getirildik de deniyor, parası ile yardımları Kıbrıs Türk halkını asimile ertmeye yönelik kullanılmaktadır” da deniyor.
Ve çok kısaca her zaman yazdığımız gibi bir kısım pejmürde TC insanının bünyemize adapte olamamasından kaynaklanan tepkiler bahane olarak kullanılıp Türkiye karşıtı propaganda haline sokuluyor.”
İDDİA EDİYORUM: Bir anket yapılsın, öğretmenler, kamu görevlileri, yoldaki beldeki yurttaşlar taransın, çıkacak sonuç “istenmeyen Türkiyelidir!”
İstenmeyen Türkiye’liyi siyasi ahlâksızlığa varan tutumda didikleyenler ise “istenmeyen Türkiye’ye” varmaktadırlar.
Çok da yadırgamıyoruz bunu. Sadece şu UNDP-ACK denilen uluslararası örgütün bizzat yaptığı açıklamadan öğreniyoruz ki “2005-2008 yıllarında STÖ’leri ile iki toplumlu etkinliklere 21.8 milyon dolar para harcandı! Birleşik Kıbrıs’ı oluşturmak efkârında 40 binden fazla Türk Rum projelere katıldı, 500 kez iki toplumlu faaliyet organize edildi. Türk-Rum gazetelerinde 600’den fazla pozitif makale yazdırıldı…”
HEDEF adadaki Türk’le Rum’u birleştirmek üzerine saptandı. Ortak vatan, tek kimlik, tek yurttaşlık çözümün mihenk taşı haline getirildi. Böylesi bir çalışmanın siyasi motivasyonu ise elbette “Türkiyesiz bir Kıbrıs” ı çakacaktı, zaten görüyoruz!
Ancak “onların” göremedikleri bir gerçek vardır: Türk-Rum birleşmesi çalışmaları Türk halkının Devletini Rum Devletine teslim ederek hakkından feragatı ön görüyor. Nitekim Hristofyas’ın hem Başkanlık hem senato seçimlerinde ayrı ayrı Türk-Rum oylaması değil, tümden Kıbrıslılar seçmenleri olarak oylarını kullanmaları ısrarı bu hedefin tipik ispatıdır.
CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKAN Kıbrıs Türk halkının kaderini yönetim kadroları olarak taşırlarken, sadece bugünü, “Türkiye sağolsun” diyerek teşekkürlerle geçirmek görevinin ötesinde “gelecekleri” de kurtarmak zorundadırlar. Eğer bugün Türk halkı için Türkiye varsa, “yarın da olmalıdır” inancında.