Çözüm olmazsa ne yapılırsa ne söylenirse ne yazılırsa, iktidara hangi siyasi parti gelirse, neleri vaad eder, neleri başarı hanesine katarsa “katakulli” olacaktır!
Mutabıksak soru da gelecektir: “Pekala ama nasıl çözüm?” 1960’lardan beridir Rum’la denenip yıkılan, sonrasında yine oluşturulmaya çalışılan cinsiyle mi? Sn. Denktaş’ın 1983’de ilan ettiği KKTC ile mi? İki devlet esasında mı?
Genel kanaat, o kanaatı Ankara’nın da politikası olduğu için kabullenenler açısından “elbette Güney’deki Rum’la varılacak uzlaşıda oluşacak fonksiyonel çözümdür…”
Ve bir süre önce sorduyduk: Pekala tüm umutlar yitip gittiğinde bugüne kadar süregelen çözümsüzlüğü mü sürdürüp götüreceğiz yoksa artık kerteğe dayanmışlığında kendi çözümümüzü mü yaratacağız?
Soruya yine biz yanıt verdiydik: “Rum’la oluşturamadığımız federasyonu Türkiye ile oluşturmak…” (Biliyoruz itibar edilmiyor. Çünkü şimdilerde bırakın TC ile federal çözümü, elinden nasıl kurtulunulacağının mücadelesi yapılmaktadır!)
Yine de biz yazalım: “Nasıl ki 1965’lerden beridir uğraşa didine sonunda bu Rum bizi Kuzey’de asla egemen olamadığı Devlet mertebesine yüceltti; tutumu devam ettiği gerçekte işte o Türkiye ile kaçınılmaz Federasyonu da bahşedecektir! Çünkü hesabını bilmeyen öküz senede bir çift boynuzdan olur, Rum dediğinizin zaten eski Yunandan kalma yakıştırmada tarihi sembolüdür!
VE TÜP GAZA YİNE ZAM: Öncesi bir açıkgözlüğü hatırlatalım ama. Bir süre önce baktılar ki YTL euro karşısında bir kez daha hasara uğradı, Güney’den alışveriş cazibesini yitirdi hatta Yeni Düzen gazetesi euronun azizliğine sığınıp Kuzey Güney’den daha ucuzdur ispatını yaptı; kasaplar da hayvancıları yanlarına alarak canlı hayvan fiyatlarını diktiler, “et fiyatları da az biraz oynayacaktır” diyerek hatta halktan özür bile diledilerdi!
Ne oldu ama: Vurgun yediği halde Güney’in et fiyatları yine de YTL-EURO kurunda daha ucuz kaldı, kasapların hesapları tutun ki Güney’deki marketlerden almak için kuyruğa giren Türk alıcılarından döndü!
Ve artık halkla alay eden Hükümet erkânı, bir süre önce Tüpgazın fiyatını elli kuruş düşürdük müjdesini verirken bir de baktık ki yüzde 22.4 zamlandırıverdi! Hem de kış kıyamet gelirken! (Nedeni ne olursa olsun zam zamdır. Kamuda çalışanlara yüzde 3.9 oranında zam yapılması da artık kanayan yara durumuna gelmiş “kamuda çalışanlarla özelde çalışanlar” anomalisine bir halka daha eklemekten öte anlamı olmuyor, KKTC gitgide imtiyazlı ve imtiyazsız sınıflar ayırımına düşüyor…)
BUNLARI HEP YAŞADIYDIK AMA: Hiç yabancısı değiliz. 1965’lerde yazmaya başladıydık ki 2008’in şu günlerinde yazdıklarımızı o yıllara, o yıllarda yazdıklarımızı bugüne tranfer edip oturtsak hep ayni sorunlar yakınmaları içinde olduğumuza hayretle toslarız: “Siyasi çözümsüzlük, yapısal bozukluk, TC vermediğinde finansal ve ekonomik kriz, verdiğinde har vurup harman savurma, kötü yöneticiler elinde kötü yönetilmek ve hâlâ bitmediği için devam eden Rum’un malı üzerinde yaratılmış ekonomi!”
Ha elbet geliştik, büyüdük. Kıyasımız nedir ama. Kime karşı hangi oranda? Rum’a mı? Son zamanlarda Başbakan’ın diline pelesenk olmuş “Malta’ya kıyasla mı?”
Yoksa kendi içimizdeki sınıflar arası “kamu görevlileri, sigortalılar, işçiler, işsizler, nasipliler nasipsizler, üçkâğıtçılar namuslu yurttaşlar” yaratıp birbirimize haset ve kıskançlıkla baktığımız gerçeklerde mi? Kısaca tekrar edeceğiz: Tek kurtuluş çözümdür! Karar verin çözün artık!