“İşler ağır aksak gidiyor” ifadesi bile artık yanlış. Çünkü ne giden var ne ilerleyen.
MESELA: Sn. Talat öteden beri kafasına taktı Kıbrıs Türk halkının siyasi mücadelesinin tarihini yeniden yazacak. Ki tavassutları ile zaten öğrenciler için hazırlanan tarih kitapları bu uğraşın bir halkası.
İkinci halkasını sessiz sedasız takıyorlar. Adları Türkçe’ye çevrilmiş köy ve Kuzey coğrafyasındaki yer adlarını 1974 öncesi Rumca adları ile söyleyip yazmaya başladılar.
Üçüncü halkası siyasete vuran yanı. Adına “birleşik Kıbrıs” diyorlar, federal sisteme oturtuyorlar. Öyle de olunca Sn. Talat için “KKTC, zaten federal sisteme hazırlık amacı ile kurulmuş” oluveriyor. Dolayısıyle nihai çözümde ilga edilecek!
Olabilir. Ancak 34 yıldır çözüm olmuyorsa, 25 yıldır da KKTC varsa ve tüm Devlet işlevi gerçeğinde sürekliliği söz konusuysa; velev ki federal sistemi dayatmak için kurulmuş olsun. Eğer bu federasyona iki kurucu devlet esasında adı ile değilse bile “varoluşuyla” katılacaksa, “zaten gelip geçicidir” değerlendirmesine sokmak çok mu siyasi basiret oluyor?
Tabi anlıyoruz: Başından beri KKTC’yi sindiremedinizdi, hele şimdilerin federal sistem arayışlarında mı “vardır” diyeceksiniz. Geçiyoruz!
İŞLER YA HEY DEDİK: Tüpgaz fiyatları indi çıktı, çıktı indi. Uzun’a göre tüm gelirlerinden feragat edilerek 24 YTL’de karar kılındı… Güzel ve olumlu karar. Ancak:
Hükümetler bu kadar kararsız olma hakkına sahip değillerdir.. Güven ve ciddiyet, ne olması gerektiği bilincinde teenni sahibi oluş ve kararların geleceklere nasıl yansıyacağının basireti açısından. Ki bu hükümet “yapıyor, karar alıyor” etki tepkiler karşısında da “galiba yanlıştı” diyerek geri adım atıyor! Dolayısıyle başından beridir icraatlar söz konusu oldukta “planlar, programlar, sistemler” değil; “kim kimin kafasına daha çok vuruyorsa (STÖ’leri-hükümet cephelerinde) “o kazanıyor” politikası işliyor!
VE HİÇ BİTMEYEN HAYVANCILAR SORUNU: Bir süre önce Kasaplar Birliği 1974’lerden beridir ne yapıp ettilerse, neyi uyguladılarsa sorunlarından kurtulamayan havvan besicilerini de yanlarına alarak tekmil verdilerdi: “Artık siz kasaplar canlı hayvanı kilo ve okka olarak şu fiyattan alacaksınız.” Halktan da artacak et fiyatları için özür diledilerdi.
Ne oldu? Millet Rum tarafında et kuyruğuna girdi! Şimdi baktık Kasaplar birliği bu kez de “piyasada canlı kuzu kalmadı” feryadını koyveriyor! Dana yok, kuzu yok. Olduklarında ise fiyatlarına dayanacak tüketici gücü bulunmuyor!
Buna karşılık çok da kızgınlar. Diyorlar ki “giderler Rum tarafından ucuz diye donmuş et alırlar!” Yahu bu insanlar ucuzdur diye Güney’den donmuş et alıyorlarsa, demek ki Kuzey’de de olsaydı pekalâ alacaklardı. “Hayır donmuş et asla ithal edilemez, zaten hayvancı battı, beterince batar” diyerek karşı çıkıyorlar! Gerçekte tüm ötesi ürünlerin serüveni de böyle!
Eee ne olacak? Memlekette canlı kuzu kalmadı diyen kasaplar. “Zaten elimizden ya beleş alıyorlar” diye kasaplardan şikâyet eden hayvancılar. Sonra birleşip serbest piyasa ekonomisinde rekabet unsurunu ortadan kaldırdığı için yasak olması gerektiği halde fiyat ayarlaması yapan hem kasaplar hem hayvancılar! Kasaplık hayvan kalmadığında donmuş et ithalatına karşı çıkanlar yine “onlar!” Ne diyelim şimdi? “Nedir ama bu çektiğimiz elinizden!”