Öküz altında buzağı aramıyoruz. Fakat Devlet’i temsil eden Sn. Talat’ın her şeyden önce halkın Cumhurbaşkanı olduğunu, konuşurken, açıklama yaparken, görüşmeleri sürdürürken, memleketin sosyo ekonomik istikrarını gözetmek yükümlülüğünde iken; Politikacı Mehmet Ali Talat değil, “Cumhurbaşkanı Sn. Talat” olduğuna mim koyuyoruz. Dolayısıyle KKTC’nin 25. yılı kutlamalarında yazılı konuşmasının satır aralarına sıkıştırdığı şu ifadesine takılıyoruz: “Kıbrıslı Türkler tarihlerinin her döneminde hatta İngiliz sömürge yönetimi altında ve toplumlararası çatışma günlerinde bile…”
İşte bu. Çünkü o tarihi gerçeğin adı “toplumlararası çatışmalar” değildir. “Türk halkına yönelik Rum saldırılarıdır.” Amacı devre devre Enosis’tir. Tüm adanın egemeni olmaktır. Türk halkını Akritas planıyla ispatlı harekâtlarla, 1974’deki toplu katliamlarla yok etmektir. “Toplumlararası çatışma” ifadesi Rum liderliğinindir. “Türk saldırdı biz de saldırdık” politikalarında! Hayır, “Rum saldırdı, Türk halkı can mal güvenliği için kendini müdafaa etti.” Tarih budur. Yeni politikalar uğruna ne değiştirilir ne de yeniden yazılır.
25 YIL GEÇERKEN: KKTC’nin kuruluş yıldönümü kutlamaları nedeniyle gazetelerde mesajlar yayınladıydı. Kimileri resmiydi kimileri örgüt veya müesseselerin mesajlarıydı. Bazılarında Türk bayrağı ile KKTC bayrağı vardı, aralarına Atatürk fotoğrafları konduydu. Fakat hiç birisinde KKTC’nin kurucusu Sn. Denktaş yoktu! Ne adıyla ne fotoğrafıyla. Ne ismiyle ne cismiyle!
Evet, Denktaş bir “lider” olmasına karşılık politikacıydı. Dolayısıyle her politikacı gibi seveni de vardı nefret edeni de. Öveni de vardı yereni de. Fakat bir gerçek vardı ki işte o Denktaş’ın hakkıydı: “KKTC onun yaratıp Türk halkına armağan ettiği bir tarihi dönüm noktasıydı. Türk halkına Devlet bahşettiydi.” 25 yıldır da tüm yıkma çabalarına karşın üstelik daha bir kalıcılığını çakarak geleceklere doğru yürüyordu. İşte bu KKTC’nin kurucusu Sn. Denktaş 25. yıl kutlamalarından dışlanmıştı. Özellikle! Soralım ama: Ne yaptı bu Denktaş size?
HEP AYNİ ŞEYİ SÖYLÜYORUZ: Barışı bizim kadar isteyen mi vardır? Çünkü savaştık! Çözümü bizim kadar isteyen mi vardır? Çünkü çözümsüzlüğün hışmına çok uğradık! Kıbrıs adasını Türk-Rum dostça paylaşmayı bizim kadar isteyen mi vardır? Çünkü o Rum düşmanlığı nedeniyledir ki bu adada perperişan olduk, geleceklerimizi açıya kayıplarıyla acıya koyduk!
Fakat: Barışı, çözümü, dostça düzenleri Rum’un emrine girmek için istemedik! En az hakkı kadar hak sahibi oluşta çağırdık gelecekleri. Ki dedemiz, babamız bize bırakamadılardı, bari biz bırakalım çocuklarımıza dediğimizce istedik o barışı.
KKTC’ye bunun için sarılıyoruz. Kuzey’de son sığınağımız, son güvencemiz. Fakat ne diyor Hristofyas: “Talat’ın Kıbrıslı Türkler’in iki toplumlu, iki kesimli federasyon isteklerinin kanıtı olarak kurulduğunu söylemesinden ötürü üzüntü duyuyorum. Yani Orgeneral Evren ve Türkiye’nin diktatör rejiminin 1983’de Kıbrıs’ın iki toplumlu iki kesimli federasyon olmasından başka bir endişeleri yok muydu…”
Ayni görüşte misiniz? KKTC Türkiye askeri diktatöryasının bir siyasi tasarrufu mudur? “Hristofyas’ın görüşlerini paylaşanlar çok” diyeceğiz de… Biz şunu diyelim: Adı değil, Devlet oluşumuz önemli. Ki şimdilerde resmi ağız Cemil Çiçek buna “iki kurucu Devlet” diyor. Birisi Kuzey’deki Türk Devletidir işte!