Talat, Kosova ve güney
Sabah kahvaltımızı Cumhurbaşkanlığı’nda yaptık dün, bir grup gazeteci.
Çoğunluğu, medya yöneticisi ve yazar.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın konuğu olarak...
İsimler nasıl seçildi, bilemem, ev sahibinin bileceği iş...
Ama girişte, Cumhurbaşkanı Talat, “Her renkten her yaştan her kesimden gazetecileri görmek ne güzel” dedi...
KIBRIS’tan Süleyman Ergüçlü, espriyi patlattıı: “Ama her cinsten değil!..”
Çünkü, aramızda hiç ‘bayan’ yoktu!..
Dikkatimi çeken, Cumhurbaşkanı Talat’ın “en azılı muhalifi” yazarlar davetli değildi, mesela Volkan’dan Sabahattin Ismail, mesela Afrika’dan Şener Levent...
Bence, onlar da çağrılmalıydı...
Niye? Çünkü, zamanında, sayın Denktaş, biz ‘azılı muhalifleri’ni davet etmezdi, asıl fırsatı kaçırırdı...
Sizden ‘tamamen farklı’ düşünenleri karşınıza aldığınız ve onların sorularına yanıt verdiğiniz zaman çok daha ‘güçlü’ oluyorsunuz, kanımca...
Hemen bir not düşmem gerekiyor ama...
Afrika’daki dostlar, yine Cumhurbaşkanlığı’na davet edilmişler yakın geçmişte, katılmamışlar, niye böyle bir fırsatı kaçırmışlar bilemiyorum ama... Bu seferki davette, belki de bunun etkisi vardı...
Halkın Sesi’nde yazan İsmet Kotak vardı dün ama ‘köşesindeki’ sert muhalefeti, ‘kahvaltı masası’na taşımadı...
* * *
Cumhurbaşkanı Talat’ın, özellikle güneydeki seçimlere yönelik son derece ‘yapıcı’ bir dil
ve üslup kullandığını fark ettim.
İkinci tur öncesinde, iki adaydan herhangi birini ‘ön plana çıkarmamak’ için kelimelerini özenle kullandı, her iki adayla da görüşmek için hazır beklediğini söyledi.
<<...Eğer, seçimin ertesi günü, söyledikleri gibi hemen gelirler, bizimle hemen görüşürlerse, dünyaya önemli bir mesaj veririz, Kıbrıs’ta barışa yönelik tüm dikkatleri yeniden adaya toplarız>> sözleri önemliydi...
Bir de, bu sözlerin ardından şu teklifi:
<<Görüşmenin ardından, birlikte Lokmacı’ya gider, barikatı da açar, geçişleri başlatırız, yeni dönem böyle başlar...>>
* * *
Talat, güneydeki yeni başkanın, seçimlerden sonra çok daha ‘bağımsız’ davranacağına inanıyor... Ve Mart ayı sonlarında adaya gelmesi beklenen Birleşmiş Milletler heyetinin ‘araştırması’ sonucu her iki tarafla görüşerek sunacağı raporun müzakerelerin başlaması açısından ‘olumlu’ olmasını umuyor.
Peki Talat umutlu mu, yeni bir ‘müzakere süreci’ başlayacak mı?
Şu sözleri not ediyoruz:
<<Her iki tarafta da çözüm istediğini söyleyen liderler varsa ve yine bir sonuç alınmazsa, o zaman, çok daha zor bir süreç bizi bekliyor demektir. Her konuda anlaşmak, neredeyse imkansız. Ama bir pazarlık süreci sonunda, sonuç üretebilmeliyiz>>
Nedir bizim ‘kırmızı çizgilerimiz’!..
<<...İki halkın siyasi eşitliği, iki kurucu devletin statüsünde, yeni bir devlet
kurulacak; garanti anlaşmalarını yine içerecek ve Avrupa Birliği üyesi bu yeni devlet olacak...>>
Son günlerin en sıcak gündemi: Kosova
KKTC neden Kosova’yı tanımadı?
Ya da neden “KKTC” de “tanınma” istemiyor?
Cumhurbaşkanı Talat anlatıyor:
<<... Kosava’nın bağımsızlığını selamladık... Eğer tanıma pozisyonumuz olsaydı, tanırdık da... Ama tanımanın amacı uluslararası ilişkiye girebilmektir, bizim böyle bir pozisyonumuz yok; ayrıca, Kosova’dan bize böyle bir çağrı, talep de gelmiş değildir>>...
<<Dünyayla uyumlu siyasetin gerekliliği yönünde Kosova iyi bir örnektir. Kosova örneğini prosedür açısından kendimize rehber edinmeliyiz. Dünya yani tüm uluslararası aktörler, bizim, Kıbrıs’ta bir çözüm bulmamızı istiyor. Dünyayla uyumlu siyaset çözüm çabasını gerektiriyor, yoksa, dünyayla kavga ederek KKTC’nin tanınmasını isteyebilirsiniz ama sonuç alamazsınız. Kosova’yı dünyayla uyumlu siyaset yöntemiyle örnek almalıyız.>>
Peki, güneydeki seçimlerin ardından yaşanacak ‘yeni dönem’de de bir sonuç
alınmazsa:
<<O zaman işimiz çok daha zordur. En az sıkıntı yaşanacak yol, Kıbrıs sorununu çözmektir. Çözüm sonrası dönemde de elbette pekçok sıkıntılar yaşanacaktır. Ancak, Kıbrıs sorununu çözmeyi başaramazsak, çok daha çetin bir süreç vardır önümüzde;
böylesi bir dönemde dahi bence dünyayla uyumlu siyaset izlenmelidir...>>
/ / /
İç sorunlar ve yurt dışı temaslar!
Cumhurbaşkanı Talat’la buluşmamızda, Kıbrıs sorunu dışında “iç meseleler” de gündeme geldi...
Sayın Talat’ın ağzından bazı kesitler:
<<... Gazeteciler yalnızca sendika temsilcilerinin değil tüm halkın, halkın tüm kesimlerinin durumunu gözetmelidir... Kamudaki kaynaklar yalnızca bir kesime nasıl verilebilir ki? Peki devlet çalışanları dışında kalan insanlar ne olacak? Eğer kamuda belirli bir artış verilmişse, alım gücü korunmuşsa, diğer kesimleri de desteklemek gerekmez mi? Medyanın görevi örgütsüz kitleleri de korumak değil mi?”>>
Ve ‘yurt dışý’ ziyaretler.. Madem ki mesele “kamu kaynakları”! Yurt dışı “temaslarına” yönelik “ucu açık” harcamalar ne olacak?
...<<Yurt dışı temasları ve ekiplerin genişliği performansa göre değerlendirilmeli. Örneğin, Avustralya seyahati için Bakanlar Kurulu’na ne önerge yapılmıştır, ne de ödeme kararı vardır. Bu temasın detayları Bakanlar Kurulu’nda görüşülmeliydi... Benim de bilgim olmadı...>>