Ne kadar becerikli!
Maliye Bakanı Ahmet Uzun’un ne kadar ‘becerikli’ olduğunu yazacak değilim...
Sendikalar, eylemler, bütçe dengeleri, ekonomi uzmanlarının isyanları, anlattıkları hepsi göz önünde...
Doğrusu Maliye Bakanı’nın ‘becerikli’ ya da ‘beceriksiz’ oluşu bir yana, şu anki yargım “yerinde olmak istemezdim”dir sadece...
Bunu kendisi de tavsiye etmiyor zaten...
* * *
Televizyon programında bizim, öğrencilere soruyoruz: “Maliye Bakanı kimdir, Maliye Bakanı’nı tanıyor musunuz?”
Gelen yanıtlar çoğunlukla “Bilmiyorum”, “Allah bilir”, “Ne bileyim ben” diye uzayıp
gidiyor!.
* * *
Maliye Bakanı Ahmet Uzun’la birlikte izliyoruz bu röportajları...
- “Tanımıyorlar, çok doğal” diyor ve anlatıyor bir anısını...
<<... Demokrat Parti’de sayın Serdar Denktaş’la randevum var... Parti merkezine gittim. İki kızımız karşıladı girişte. ‘Buyurunuz, kimi istemiştiniz’ dedi... Serdar beyle randevum olduğunu söyledim. “Kim geldi diyelim” diye sordu... “Ahmet Becerikli” dedim... Partideki kızımız telefonu aldı ve ‘Ahmet Becerikli’nin geldiğini söyledi...>>
***
Maliye Bakanı Ahmet Uzun, bu anısının ardından esas vurucu mesajı veriyor sonra:
<<Beni tanımıyorlar diye hiç gücüme gitmedi. Esas gücüme giden, Ahmet Becerikli’yi tanımıyorlar...>>
* Yine de bilmeyenlere söyleyelim, Ahmet Becerikli, Kıbrıslı Türk kültürünün ve
folklorunun unutulmaz müzisyenlerinden, cümbüş üstadı, ses ve eğlence sanatçısıdır...
& & &
‘Uşaklar’
Meclis önündeki eylemin, insanın içini acıtan birkaç karesi vardı...
Biri...
Daha birkaç yıl önce, CTP’nin büyük oranda yükünü çektiği ve onbinlerin yığıldığı meydanlarda birlikte olanlar, bu kez karşı karşıya gelmişti.
Eylemdeki sendikaların her biri, aslında CTP ağırlıklı hükümetin ta kendisiydi.
Çünkü CTP, bu sendikacıların başkanlarını içerisine almış; bu sendikalar onlarca ismi, hükümetin çeşitli bakanlıklarına müsteşar, müdür, uzman olarak göndermişti..
O günlerde ‘birlik, mücadele, dayanışma’ vardı, ‘kadrolar’ gerekli makamlara havale edildikten sonra geride kalanlar “Sizi biz getirdik, biz götürürüz” modlarına girmişti artık!..
‘Biz’ kelimesi nasıl da ‘çırılçıplak’ ve ‘öksüz’ kalmıştı ortada...
* * *
Aslında ‘bağırdıkları’ ve ‘kızdıkları’ bir parça da “kendileriydi”...
Esas acı olan yine bu sendikaların “uşaklar dışarı” diye slogan atmasıydı...
Üslup ve düzeyi bir yana koyuyorum.
Öğretmeni temsil ettiği iddiasındaki, memuru temsil ettiği iddiasındaki, işçiyi temsil ettiği iddiasındaki kişilerin dudaklarına ne kadar ‘yakışık’ durmuştu acaba ‘uşaklar’ haykırışı...
***
En manidarı da “uşaklar dışarı” sloganı sonrasında, kimileri, dışarı çıkmıştı bile!..

& & &
İlk kez!
Bir eylemde ilk kez ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ ve ‘KKTC’ kimlik kartları birlikte kullanıldı.
“Eğer sizin Meclisinize giremiyorsak, gidip Hristofyas’ın Meclisine mi girelim”
diye soruldu!..
Oysa, şu soru da olabilirdi: “Eğer maaş artışlarını siz yapmıyorsanız, gidip Hrsitofyas’tan mı isteyelim...”
Ya da yüz seksen derece bir hareketle, TC Elçiliği’ne dönülebilirdi: Yetmiyor, daha verin!.
& & &

Bir avuç
Kıbrıs, bir avuç!.. Herkes herkesi tanıyor... Ve bazen karşı karşıya geliyor, kardeşler...
İşte Adnan Eraslan ve Burhan Eraslan!..
Biri Meclis Özel Kalemi Müdürü, Burhan Eraslan, “Özür dileriz ama sizi Meclis’e alamayacağız” diyor.
Kime söylüyor bunu, kardeşi, Orta Eğitim Sendikası Başkanı Adnan Eraslan’a...
“Bu yaptığınız faşizmdir” diye yanıt alıyor...
Dedik ya, Kıbrıs bir avuç!..
Ve bazen, hepsi bir ananın avuçları, ortak ses çıkaramıyor!..