‘Atina mı olsaydı adı?’
“Atina mı koyacaktık parkın ismini” diye sordu, başşehir Lefkoşa’nın başındaki zat-ı muhterem...
Ya, illa ki değiştirmek gerekiyor çünkü!..
Elli yıllık ‘Çağlayan’ adı battı mı?
* * *
Şunu anlamıyorum gerçekten!..
Çağlayan Parkı’nın yıllara meydan okuyan bir geleneği var zaten...
Orayı yenilersiniz...
Üstelik de şehrin başkanı olarak, en doğal göreviniz bu.
Eğer bu yenileme için birilerinden katkı
alıyorsanız, bir köşesine de “Katkılarından dolayı sayın falana teşekkür ederim” diye yazarsınız..
Eminim bu katkıyı yapan da “İlla ki Ankara ismini koy” dememiştir, “karşılık” beklememiştir herhalde, yoksa ne anlamı olur ki!..
Yani, biraz da “kraldan çok kralcılık” gibi manzara...
Ha, illa ki Ankara’nın ismi verilecekse, yeni bir park kazandırırsınız Lefkoşa’ya...
* * *
Ama esas çirkin olan, Atina göndermesi!..
Yani “Çağlayan”ın “Ankara” ismiyle anılmasına karşı çıkanlara “siz Rumcu siz hain” demek istiyor, esti mi gürleyen başkan...
Öyle demek istiyor ki, “Atina mı koyacaktık” diye soruyor...
Biri size “Atina” koymanızı mı önerdi sayın Başkan!..
Hani siz “halk adamı”ydınız!..
Hani siz “halk çocuğu”ydunuz...
Hani siz “halkın başkanı”ydınız!..
* * *
Çağlayan parkının “Ankara parkı” olarak anılmayacağını yazmıştım daha önce de!..
Ama şu bir gerçek ki, insan dokusu da yaşam modeli de, sosyo-kültürel mozaği de değişiyor artık kentlerimizin...
Ve isimler de değişiyor ağır ağır...
İşte bu nedenle en fazla, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi lazım!..
/ / /

Na nay!
Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek ‘halay başı’ olmuş, yanında Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları, Mağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın ve İçişleri Bakanı Özkan Murat halay çekiyorlar!.. Oysa “Kıbrıslı” başkanların çoğunluk olduğu bir ortamda, Ankara’dan gelen misafirimize ‘sirto’ öğretilebilirdi!... Fotoğraftaki figürlere bakılırsa, halay çeken sadece Melih Gökçek zaten!.. Cemal bey hiç ayak uyduramamış oyuna; Oktay Kayalp ile Sümer Aygın’ın adımları, Kıbrıs’a özgü “susta”... Özkan Murat’sa “beni kim kattı bu oyuna” dercesine, ayaklarını denkleştirmenin çabasında...
İşimiz ‘halay’ anlayacağınız!.. Na nay da na nay...
/ / /
SİZDEN GELEN
Barışa dair
Sn.Cenk Mutluyakalı,
Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili 21 Mart 2008'de başlayan süreçte büyük bir eksiklik olduğuna inanıyorum. 2002'lerdeki halk desteğini maalesef göremiyor ve halkın temkinli bir yaklaşım içerisinde olduğunu gözlemliyorum. Düşüncem, yeniden barışı destekleyen tüm örgütlerin ve halkın motivasyonunu artırıcı yayınlar yaparak, halkı yeniden mobilize edip meydanlara toplamaktır.
Sokağın sesi ve desteği olmayan barış süreci hem bizdeki hem de Güneydeki statükocuların ekmeğine yağ sürmektedir.
Kuzey'den gelebilecek çatlak seslere de ancak güçlü bir sokak sesi ile yanıt verilebilir, 2002'lerde olduğu gibi yine o momentumu yakalayabiliriz.
Saygılarımla, Metin Remzi.