Hayatımız
"Üst rütbeli" bir siyasetçinin makam şoförü "kamu çalışanlarının ikinci iş ya da ikinci gelir" meselelerini tartıştığımız televizyon programın ardından anlattı.
- "Babamdan dünya kadar tarla kaldı bana... Yani ekip biçmeyip ne yapacağım ki? İşte ikinci iş.. Ikinci bir gelir kaynağı... Kim engelleyecek..."
Sonra gülerek ekledi...
- "Bak unutma!.. Bizde halk zengindir, devlet fakir!.. Şimdi bu tarlayı ben parayla almadım ki, Rum'dan kaldı... Üstünden para kazanacağım tabii..."
* * *
- "İsteri" dedi Ali Tekman, önceki akşam...
- "Öyle bıçağın kemiğe dayandığına falan inanmam, yoksa dayansa, gelişigüzel bir isyan gelişir, herkes de şaşar... Lüks tüketim isterisi içindeyiz biz... Gerçek bu!.. Ve bir anda aşırı yükselen tüketim kapasitesi biraz azalınca, onun isyanında..."
* * *
Delicesine bir tüketim...
Yani hesapsız kitapsız gözü dönmüş bir halde...
Yani, aslında altımızdaki arabadan çok da şikayetçi olmadan, salt, son modeli alma telaşı...
Yani, elimizdeki telefonu, en yeni çıkanla değiştirme, bir de daha konuşmayı yeni sökmüş çocuğumuza hediye etme çılgınlığı...
Yani, her odaya klima, televizyon; plazma çıktıysa anında yenisini alma merağı...
Yani, "Ne olacak canım, takside alıştık, hem yatırım olsun" diye ev, apartman hesabı...
Güneye alışveriş, Istanbul'a alışveriş; eve temizlikçi, bahçeye bakıcı vs…
Birbirimizle “tüketim” yarışı!..
- “E bak falanca almış da bizim niye olmasın” hastalığı...
Bugün, "geçinemiyoruz" eylemlerinde en önde yürüyenlerin, sadece sahip olduğu apartmanlardan aldığı kira, bir köyü doyurmaya yeter aslında...
* * *
Televizyonda, Dikilitaş'ın önünde izliyorum, "memleketin önemli tüccarlarından" birini...
Bir övünüyor bir övünüyor ki!..
Dünyanın en pahalı arabalarını getiriyor Kıbrıs'a ve "peynir ekmek" gibi satıyor...
Son beş yılda, her yıl, yüzlerce sattığını anlatıyor.
Beş, on, yirmi değil, yüzlerce...
Fabrika bile şaşmış!..
"Kim alıyor bu arabaları" diye...
Ödüllendirmiş hatta...
* * *
Çok sevdiğim bir öğretmen arkadaşım geldi önceki gün ziyaretime...
"- Borçlandım, yat aldım" dedi...
Bir sabah, Girne limanından açılalım diye davet ediyor...
"- Çok zevkli bir tercih" diyorum.
"Ne yapayım, herkes ev alıyor, ben de böyle bir yatırım yapmak istedim" sözleriyle özetliyor meseleyi...
Söz veriyorum, bir gün birlikte açılmak üzere, maviye...
* * *
Çok az topluma nasip olmuştur hiç emek vermeden bu kadar çok 'toprağa' ve 'mülkiyete', bir gecede sahip olma şansı!..
Ve üstüne üstük, yıllar yıllı “parayı" da başkasından alıp, "yeterdi yetmezdi" sorumluluğunu hiç umursamadan, harcama kolaylığı...
* * *
Şimdi tüm bu "durum"a öfkelenmemiz mi gerekiyor...
Yoksa göz etmemiz, kıskanmamız mı...
Yok, değil asla...
Ama bilmeliyiz ki, "ayakları yere basmayan" yani geleceği olmayan bir "yalan cennet" bu!..
* * *
Yine de tek beklentim şu...
En azından "ağlamasak" diyorum.
Ağlamasak ha!..
Çünkü, yaşadığımız hayat, "tekzip" ediyor gözümüzdeki yaşı!..
Bunca ‘ağlamak’ yakışmıyor doğrusu...
/ / /
Pasaportla seyahat
<<... Türkiye’den üçüncü bir ülkeye “kimlikle” çıkış sorunu!. Ya da “Kıbrıs Cumhuriyeti” pasaportu derdi...>>
Yine gündemde bu mesele... Sanki ‘yeni’ymiş gibi...
Tam da “akılsız başın cezasını ayaklar çeker” durumu.
Daha önce anlatmıştım, gene yazayım. Çünkü bazen “bilgi”yi kaldırıp rafa, “gürültü”yle tartışıyoruz sadece.
* * *
Türkiye ile KKTC arasında “kimlikle giriş çıkış anlaşması” var!..
Keşke olmasaydı bence...
Ama var…
Bu anlaşma, Türkiye ile KKTC arasında sadece...
Yani Türkiye ile İtalya. Yani Türkiye ile Fransa…
Yani Türkiye ile Macaristan arasında da “KKTC kimliği” ile seyahati kapsamıyor...
O halde...
Eğer Türkiye’ye “kimlikle” girerseniz, Türkiye’den örneğin İtalya’ya gitmek için yine “kimlikle” çıkış yapmanız mümkün değil...
Eğer bir “yeni” anlaşma yapılır ve “Türkiye’den üçüncü bir ülkeye KKTC kimliği ile çıkış”a karar verilirse, o zaman olur!
Kimlikle çıkamazsınız ama “KKTC pasaportu” ile olur.
Çünkü, Türkiye, KKTC pasaportunu tanıyor.
Dünyada pekçok ülke tanımıyor, Türkiye tanıyor ama...
Sonuç, Türkiye’den “KKTC Pasaportu” ile çıkış yapacak, İtalya’ya girerken de İtalya’nın tanıdığı pasaportu (Kıbrıs Cumhuriyeti, Britsh vs.) göstereceksiniz, demek oluyor.
* * *
Peki, Türkiye’den “Kıbrıs Cumhuriyeti” pasaportu ile çıkmak isterseniz ne olur?
Önce... Türkiye’ye “Kıbrıs Cumhuriyeti” pasaportu ile girmeniz gerekiyor. Gireceksiniz ki, çıkasınız...
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti de Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportuna “vize” uyguluyor.
Yani bu “vize”yi ödemeye ve prosedürüne de razı olacaksınız.
Türkiye’ye girişte “Kıbrıs Cumhuriyeti” pasaportunuza “vize” alırsanız, yani ülkeye bu pasaportla girerseniz, aynısıyla da çıkarsınız o zaman...
Ha eğer “Kıbrıslı Türklerin” Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportuna “vize vermem” derse biri, bu yasal değildir ve ayrımcılıktır.
Ama “vizesini” alanları da biliyorum ben...
* * *
İşin özeti bu!.. Gerçeğimiz bu... Ve “Kıbrıs sorunu” bu...
O nedenle çözmek, kurtulmak istiyoruz zaten...
Tüm bu “prosedürü” yurttaş da bilmeli, turizm acenteleri de..
Pek çoğu da biliyor zaten...
Kimi parti başkanları ile ‘gazeteciler’ bilmese de...
* * *
- “Yok arkadaş, tek bir pasaportla ve vizesiz seyahat etmek istiyorum” mu diyorsunuz.
Tek çareniz var o zaman...
Larnaka!
Üzgünüm!..
Nefis bir konserdi
Bu yıl ‘Mağusa Festivali’nin geçmiş yıllara göre biraz ‘yufka’ gittiği konuşuluyordu ki!..
Pink Martini grubu ile enfes bir final yaşadık.
Son yıllarda, Kıbrıs’ta ve ada dışında izlediğim, en güzel üçbeş konserden biriydi. Böylesine ‘pozitif enerji’ veren bir grup; müzikal coşkusu ve kalitesi yüksek bir dinleti, entrümanlarla alay edercesine bir kıvraklık, bir ustalık...
Ne deyim ki, teşekkürler Mağusa Belediyesi...