Geçitkale ihalesi neden iptal edildi?
Geçitkale Havaalanı ihalesi önemli tartışmalara sahne oldu. Önce “Avrupalı bir şirket”e verildi ihale, ortaklar arasında Kıbrıslı iş insanı Asil Nadir’in de olduğu söylendi.
Hatta imza törenine bizzat katıldı sayın Nadir.
Sonra, bu şirketle Asil Nadir arasında sorunlar yaşandı...
Ve ardından, bir süre sonra, ihale de iptal edildi.
Oysa, “unutulan” bir alan, ekonomik zenginlik, istihdam olarak kazandırılacaktı topluma...
* * *
Gazeteci olarak, pekçok dostumuz bizi sorguladı, “İhalenin iptal gerekçesini neden
araştırmıyorsunuz?” diye...
Genel olarak da söylenen şu oldu:
“Asil Nadir’in KIBRIS gazetesi yayın politikasını değiştirdi. Çokça zaman görmediği çarpıklıkları görmeye, manşetlerine taşıyarak hükümetin üzerine üzerine gitmeye başladı. ihale de anında iptal edildi.”
Gerçekten “sokağın dili” de buydu.
* * *
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar’la, nihayet dün görüşebildim.
· Sayın Bakan, Geçitkale ihalesinin iptal nedeni, iddia edildiği gibi sayın Nadir’in KIBRIS gazetesindeki yayın politikası değişikliği mi?
· S. Usar: Kesinlikle böyle bir durum yok. Bu çok basit bir yaklaşım olur. Çünkü, ilk günden itibaren Geçitkale ihalesi mercek altına alınmıştı ve büyük bir titizlikle üzerinde çalışılıyordu.
· Peki ihalenin iptal gerekçesi neden açıklanmadı?
· S. Usar: Geçitkale Havaalanı’nın ekonomiye kazandırılması için çalışmalar sürüyor. Farklı toplantı, değerendirme ve görüşler olacak elbette; bunlar üzerinde çalışmalar yapacağız. Tüm bu değerlendirmeler belirli bir noktaya gelince çok daha geniş açıklama yapılacaktır.
· İhale neden iptal edildi peki?
· S.Usar: Bir ay önce, geniş kapsamlı bir toplantı yaptık. Sayıştay ve Başsavcı’nın katılımıyla, sayın Başbakan’ın başkanlığında ve ilgili tüm bakanların katılımı ile bu toplantı yapıldı. Başsavcılık ve Sayıştay başkanlığından da süreci incelemesini ve ihaleyle ilgili görüş vermesini istedik. Çünkü kesinlikle ihaleye yönelik en küçük bir endişe taşımak istemiyorduk. Çünkü çok hassas bir konu, Geçitkale Havaalanı herhangi bir yer değil. En sonunda şu değerlendirme bilgimize getirildi. Ihaleyi kazanan ilgili şirket, şartnamede belirtilen süre içerisinde, yabancı bir şirket olarak tescil işlemini tamamlamadığından dolayı, yükümlülüğünü yerine getirmemiş oldu. Bu durumda kamu yararına atılması gereken adım neyse, o yapıldı, ihalenin iptaline karar verildi.
· İlgili şirket, sanıyorum CAS Ltd. bu kararınıza nasıl tepki gösterdi?
· S.Usar: Ilgili şirkete karara yönelik teblikat dün yapıldı. Henüz bize ulaşan bir girişim ya da değerlendirme yoktur.
· Bundan sonra ne olacak?
· S.Usar: Amacımız, Geçitkale Havaalanı’nın ekonomiye kazandırılması için, en doğru adımı, hiçbir endişeye yer bırakmayacak şekilde atmaktır, bunu değerlendiriyoruz. Bizim ihale anlayışımızda şeffaflık esastır. Unutmayalım ki, ihalelerin açık yapıldığı, anında internet üzerinden canlı yayınladığı bir dönemle toplumu tanıştırdık. Çok dikkatli ve sorumlu davranıyoruz. Geçitkale ve diğer konularda, toplum menfaati hep ön planda olacaktır, merak etmeyiniz.
Bu ziyareti anlamadım
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası yönetimi, (Kıbrıslı Rumlar yönetimindeki) Kıbrıs Cumhuriyeti Içişleri Bakanı’nı ziyaret etti...
Doğrusu bu ziyaret, acıttı yüreğimi...
* * *
Bir kere, eğitimle ne ilgisi var, anlamadım.
Öğretmen sendikamızla da ilgisini kavramadım, güneydeki Içişleri Bakanı’nın...
Bildiğim kadarıyla, okullara yönelik “nüfus anketi”ni, Kıbrıslı Rum İçişleri Bakanı’na sunmuş sendika yönetimi...
İyi de...
Bu ‘anket’le ilgili, kendi otoritemizin farklı görüşleri var...
Farklı rakamlar var açıklanan...
Devlet Planlama Örgütü’nün de, İçişleri Bakanı Özkan Murat’ın da iddiaları farklı...
Üstelik mesele, bir “insan hakları” dramına dönüştü neredeyse...
Böylesi de bir ‘hassaslığı’ var konunun!..
Yani, “Bunlar Türkiyeli” diye, bu çocukları, okullara kayıt ettirmek istemeyenleri dahi yaşıyoruz, hep birlikte...
Önce, burada, kendi içimizde tartışılsa konu...
Daha iyi olmaz mıydı böylesi?
* * *
Tüm bunları geçtim...
Şunu merak ediyorum ama...
Biz, suyumuz akmadığında kime hesap soruyoruz acaba?
Yol sorunumuz olduğunda kime?
Ve “paramızı” alamayınca mesela, “tahsisatlar” kesilince, kimin kapısının önünde yapıyoruz grev?
Mesaimizi, ek mesaimizi kimden istiyoruz?
Kim veriyor bize apartman dairemiz, villamız için inşaat izinlerini?
Silikiotis mi?
* * *
Çok özür dilerim ama...
Bu ziyaret, bu içeriğiyle “milliyetçiliği” tetiklemekten başka neye yarar ki?
Kendi yönetim birimlerimize saygızlık ve sevgisizlik dışında, kendi seçtiğimiz insanları ‘küçük düşürmek’ dışında ne içerir ki?
Güneyde, yeni kuşaklara ‘kin’ depolayan onlarca ders kitabının niçin değişmediğini de Özkan Murat’a mı soralım şimdi?
* * *
Neydi amaç hocam?
Neydi?
Peki siz anladınız mı sevgili öğretmenlerim?
Ve iki mektup
‘Sağlık’ yazılarımla ilgili, iki sevgili doktorumuzdan gelen mektupları sizlerle paylaşıyorum. Bu tartışma sürecinde, fikirsel temeldeki her görüşe YeniDüZEN’de yer vermeye çalışacağımızı da belirtmek isterim.
***
CTP’nin Şerefi Ve Halkın Geleceği
Sayın Mutluyakalı,
İki gün arka arkaya yazdığınız, yeni ‘sağlık çalışanları yasası’ çerçevesindeki yazılarınızı okudum. Sizi tebrik ederim. Sağlık camiası dışında olup da konuya bu kadar hakim olmanız ve bu kadar isabetli tesbitler yapmanız, herkesçe örnek alınması gereken bir nitelik taşımaktadır.
Sayın Mutluyakalı,
Cumhuriyet Meclisi’nden geçirilen bu yasa konusunda oldukça endişeliyim. Bu olayın toplumsal sonuçlarının, yasanın bu haliyle geçirilmesine bilinçli yada bilinçsiz olarak katkısı olanların yanısıra tüm halkımızı da etkileyecek dev bir tsunami ve derin bir girdap yaratacağını, yakında hep beraber yaşayarak göreceğiz.
Sağlık politikaları ve sağlık uygulamaları konusunda kafa yoran bir kişi olarak, herkese bir çağrı yapmak ve aklımızı başımıza almamız gerektiği konusunda naçizane uyarmak isterim. Yol yakınken yanlıştan dönülmelidir.
Bu yanlıştan dönmek ilk önce CTP’lilere düşmektedir. CTP, şerefine leke sürülmesine sebep olabilecek bu yanlıştan dönmelidir. CTP’nin seçim bildirgesinin ve hükümet programlarının sağlık ile ilgili bölümlerinin yazılmasına katkı yapmış birisi olarak söylemek isterim ki ne seçim bildirgesinde ne de hükümet programında bu yasada öngörülen mentalite yoktur. Biz halka bunu vaat etmemiştik.
Sağlıkta REFORM denilen olgu, yıllarca süren tartışmalar sonucunda olgunlaştırılmış, programlanmış ve tüm kesimlerin, ama en önemlisi ve esası, sağlık hizmetini alacak olanların menfaat ve beklentilerini dengeleyen bir konsensusa varılmıştır. İşte, CTP’nin seçim bildirgesi ve hükümet programı bu anlayışla yazılmıştı. Bu konsensusun temeli ise öncelikle sağlık hizmetlerinin finansmanını sağlayacak ve tüm sağlık potansiyelini kullanarak halka kaliteli, ulaşılabilir ve ucuz sağlık hizmetinin sunulmasını garanti altına alacak düzenlemeleri yapmaktı. Bu ise Kamu Sağlık Sigortası Fonu Yasası ile düzenlenecekti. Buna ilaveten Kamu Sağlık Çalışanları Yasası, Kamu Sağlık Döner Semaye Yasası, Özel Hastaneler Yasası ve Hasta Hakları Yasası da EŞZAMANLI olarak yaşam bulacaktı. Burada SİHİRLİ nokta BU YASA’ların EŞZAMANLI olarak gündeme gelmesi idi. Şimdi bu sihir bozulmuştur. Gelinen nokta sağlıkta varolan ‘KAOTİK STATÜKO’nun yasallaştırılıp, akılların alamayacağı bir felaketin halka hediye edilmesidir. Bu olayın yaratacağı zincirleme tepkimenin sonuçlarını hesaplamak zor olacak ama tahmin edilebilir. Ve hiç de parlak olmayacağını düşünmekteyim.
Sayın Mutluyakalı,
Köşenizi daha fazla işgal etmek istemem. Bu konuda tartışmalar devam edecek, ben de görüşlerimi gerekçeli açıklamalarımla hem kamuoyuna hem de karar alıcı merkezlere anlatmaya devam edeceğim. Buradan, sizin vasıtanızla, Sayın Cumhurbaşkanımız Sevgili Mehmet Ali TALAT’a bir çağrı yapmak istiyorum. Bu yasayı yeniden görüşülmek üzere MECLİS’e iade ediniz,lütfen. Böylece hem CTP’nin onurunu ve hem de halkın geleceğini kurtarınız.
Saygılar sunarım.
Dr. Cemal MERT
***
Hastanedeki ‘rakamlar’ üzerine bir hekim görüşü
Sayın Mutluyakalı,
28 dalda hizmet verildiğine göre (her dalın sadece bir polikliniği olduğu düşünülerek) günlük bakılan ortalama hasta sayısı 464/28 = 16.5 etmektedir. Dünya sağlık örgütünün bir hastaya ayrılmasını önerdiği minimum süre 20 dakikadır. Yani 16.5 x 20 dk = 330 dk /60 = 5.5 saat. Bir cerrahi branş hekiminin poliklinik yaptığı gün ameliyat yapmadığını, ancak sabahleyin hastaların vizit-pansumanları için bir saatini ayırdığını kabul ederseniz günlük çalışma saati 6.5 saat oluyor. Sabah 07.30 da mesaiye başlayan bir hekim 6.5 saat çalıştığı zaman saat 14.00 te işten ayrılmaktadır.
Tatiller, resmi günler ve izinler için toplam 65 gün hesaplamışsınız. Oysa bir yıl 52 haftadır ve her haftanın 2 günü (cumartesi ve Pazar) zaten tatil olduğundan yılda 104 gün etmektedir. Bunun üzerine 30 gün de yıllık izin ekleyin, 134 ediyor. Bu rakama resmi tatiller eklenmemiştir. Yani geriye 365-134 = 231 gün kalmaktadır. 113.744/231= 492 hasta/gün.. Bu rakam da yukarıda verilen 464 sayısına oldukça yakındır.
Yılda yapılan ameliyat sayısını cerrah sayısına böldüğümüzde 5741/44= 130… Yılda 130 ameliyat bir cerrah için az olduğu söylenebilir ve doğrudur. Ancak burada da ameliyathane sayısını ve bir cerraha düşen ameliyat günü sayısını dikkate almak gereklidir. Ameliyathene sayısı 8 olsa bile (ki o kadar olduğunu sanmıyorum) her cerraha haftada sadece bir gün ameliyat yapma fırsatı düşmektedir. Bu da bir yılda 52 gün demektir. Bu durumda her cerrah her ameliyata girişinde ortalama 2.5 ameliyat yapmaktadır. Evet, bu rakam azdır ama bunun sorumlusu hekim değildir. Bu kadar çok cerrahi branş hekimi varsa bu cerrahların en azından haftada 2-3 gün ameliyat yapabilecekleri alt yapının hazırlanmış olması gerekmektedir. Aynı şekilde dahili branş hekimlerinin de daha çok hasta görüp daha çok hasta tedavi edebilmeleri için de poliklinik ve hastane yatak kapasitesinin buna göre oluşturulması gerekmektedir.
Yani suçu yılda 130 ameliyat yapan ya da günde 16 hasta muayene eden hekime atmak işin kolayına kaçmaktır. Önce gerekli alt yapı şartları hazırlanmalı, ondan sonra hekimden hizmet beklenmelidir. Bildiğim kadarıyla şu anda KKTC’de de TC’dekine benzer bir performans uygulamasına geçmek için hazırlıklar yapılmaktadır. Asıl problem de o zaman yaşanacaktır. Çünkü hekime “çalıştığın ve ürettiğin oranda katkı alacaksın” denilecek ama çalışabileceği şartlar sunulmamış olacaktır.
Sayın Mutluyakalı, umarım “fazla lafa boğmadan” sorularınızı yanıtlayabildim.
Selam ve saygılarımla
Ahmet Terzioğlu
***